Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAFAMDAKİ KAYGIYLA KORKU…

Geçen gün refikim Akay Cemal’in köşe yazısının başlığı şöyleydi:

“Bir anavatanı olsaydı Filistin bu hale düşer miydi?”                                                               Evet, şimdilerde ne Yahudiler tarafından böyle kıyıma uğrarlardı ne de artık ibadethanelerinde ibadetlerini bile yapamayacak duruma düşürülürlerdi.”

Anavatan Türkiye’ye bu nedenle minnet ve şükran duymaktayız. İyi ki vardı. Yoksa nice olurdu bu adada hallerimiz!

Yazık ki bazı insanlarımız bu gerçeği kabul etmek istemiyorlar. Hatta “federasyonu” bile Türkiye’nin üzerimize serdiğini iddia ettikleri vesayetinin kalkacağı nedeniyle savunuyorlar!

Neyse ki Ankara aramızdaki bu virüslere çok da aldırmıyor.. Çünkü henüz hastalıklarını bulaştıracak mutasyona uğramadılar.

Her ne kadar ne parasını ne suyunu ne elektriğini ne de himmet ve adadaki varlığını istemeyen zümreler olarak saflarıyla gardlarını almış olsalar da… Şimdilik etki alanları kendi çapları kadardır!

***

NE DİYECEKTİM: Rahmetlik Natika halamla Suphi eniştem 1947’lerde,  ikisi kucaklarında üçü eteklerinde minnacık çocuklarıyla Yafa’dan  Mağusa’daki Akkule mahallesinin iki buçuk kemerli eve geldiklerinde ben okula henüz yeni başladıydım. Memleketlerini, kentlerini İsrail işgal etmiş göç yollarına düşmüşlerdi.

Çarpık aksanıyla  rahmetlik Suphi eniştem anlatırdı: “Biz derdi Yahudi’ye silah satardık. Yahudi parayı verir silahı alır sonra o silahla biz Arapları vurur parasını geri alırdı!”

Kısaca Araplar kendilerini nasıl büyük felaketin beklediğinin farkında bile değillerdi. Ki Amerika’nın desteğini arkasına alan Yahudi yer yer süren savaşlarda  Arap dünyasının lideri olan Mısır’ı ve Arap Birliği ülkelerini iki defa hezimete uğratarak rezil rüsva ettiydi..

Yani hiçbir devrede Arapların mihver ülkesi olamadıydı! Ne Türkiye gibi bir “İstiklal savaşı” destanı yazabildiydi  ne de en azından dini birlikteliği kullanarak Müslüman ülkeleri belirgin bir güç haline getirebildiydi! Hâlâ değişen bir şey de yoktur..

Araya girmeye, “Müslüman ülkelerle” diyalog kurmaya çalışan Türkiye’ye zaman zaman siyaseten de olsa tos atmaya çalışması da bedavadan dostluk gösteri olmaktadır!

***

ÇOK İYİYİZ! Yani dünyadaki mazlum ve mağdur ülkelere baktığımızda bizim 400 bin kişilik nüfusumuzla bu adayı resmen “Helenizmin bir parçası yapmaya çalışan Rum-Yunan ve onların kayırıcı ülkeleri Amerika ile AB karşısında çok iyi direndiğimizi, varlığımızı çok iyi koruduğumuzu söylemek isterim.

Çünkü biz  Araplar gibi yapmadık!  Sat silahı kap parayı, sonra deldir postu kaptır evi  yurdu  bağı bahçeyi durumuna düşmedik! Türkiye düşürmedi..

Bakın tarihini bilmeden geleceğe kör gibi yürümek mümkün değildir. Adamın ciğerini sökerler, derisini yüzüp içini samanla doldurduktan sonra aptallık nişanesi olarak meydanlardaki direklere asarlar!

KKTC’i korumak zorundayız demek istiyorum. Yoksa gün gelir Türkiye aradan çekilir yada zorla çektirilirse… Bu adada önce  bize  Rumca öğretirler ki emirlerini bir tamam yerine getirelim!.. Bir kez daha akıllar başlara diyorum..                                                                                      ***

KISACA TAKILDIĞIM: (ENGELLİ YURTTAŞLARIN SORUNLARI.)

Nasıl oldu nasıl becerdik bilmiyorum ama KKTC de 660 engelli yurttaşımızın olduğunu öğrendiğimde şaşırdım çünkü  bu sayı nüfusumuz ve yaşam tarzımızla hiç de bağdaşır bir oran değil..

Dahası ve asıl sorun olan tarafı ise “devletin bu 600 engelli yurttaşa sahip çıkamayacak durumda olması.

“Şimdiye kadar hangi soruna çare oldu ki engelli yurttaşlara da himmet ede” denebilir.

Bu düşünceye tosladığımda beterince üzülürüm.  Çünkü bir “refah toplumu” olmasak da tutun ki 600 engelli yurttaşı rehabilite edecek olanaklarımız vardır.

ÖTESİ de vardır: Devlet zaten almasını bilmiyor! Fakat  vermemek için yine de alavere dalavere çeviren  komprador burjuvazisi o devlete vermediği vergisinin sadece birazını engelli yurttaşlara para yada ötesi araç gereç yardımları olarak verip hibe edebilse sorunun büyük kısmı çözülürdü!

Yada şirketlerinde, müesseselerinde veya tesislerinde istihdam olanakları yaratsa…     Üstelik Allah katında sevaba da girer cennetlik bile olurlardı..

Diyeyim ve bir başka konuya geçeyim:

***

KURUMLARIN SORUNLARI DEVAM EDİYOR: Türkiye’de çok uzun yıllar “KİT’ler yani “Kamu İktisadi Devlet Teşekkülleri” ile uğraşıldıydı. Ekonomİdeki açılımı resmen “Devletçilikti.” Yazarlar çizerler bile “devletçi ve özel sektörcü” diye ikiye ayrılıp uzun yıllar tartıştılardı.. Üstelik sorunu ideolojiye evirerek birbirleriyle kavgalar da kopardılardı. Yani askeri ihtilalleri bile tetikleyen nedenlerden biriydi.

Yanı sıra bir  de devletin emrinde ve işletmelerinde olan “tekeller” de vardı. Rakıdan kibrite sigaraya biraya kadar… Şöyle ki her köşede bir büfe bir dükkân  “tekel bayii” vardı.. Halk yıllarca bu tekellerde satılan  kalitesiz maddeleri satın almak zorunda bırakıldıydı!

Türkiye bu kısır döngülü monopolist yani tekelci sistemden çok çektiydi. Tutun ki kalkınmanın önündeki en büyük engeldi.

YILLAR sonra “bazı iktidarların” da yarattıkları reformist değişimlerle Türkiye “özelleştirmelerle” birlikte “liberal ekonomiye” geçti..                                     Özellikle Özal’la birlikte şekillenerek bugün Erdoğan’la en üst seviyesine gelen “özel sektör”   artık devletle işbirliği de yapıyor. Mesela silah sanayinde hisselerin yüzde 70’inden fazlasının Silahlı Kuvvetlere ait olduğu Aselsan’la..

Yani “TC devleti kamu işbirliğiyle büyük yatırımlar gerçekleştirmektedir..                                                          ***

PEKİ BİZDE DURUM NEDİR? Her ne kadar KKTC’deki “kurumlarımız” TC’dekilerle örnekleştirilecek çapta değillerse de  söz konusu “sistem” oldu muydu çağrışım yapması kaçınılmaz olur.

Bu nedenle internete girip Bakanlıklara bağlı “kurumları” saymaya çalıştım başım döndü.. Tutun ki altmışın yetmişin üzerindeler galiba.. Belki çok daha fazla..

Ki bu Kurumlar devletin çarklarını döndüren makinenin dişlileridirler. O dişlerden bir teki kırılsa yada arızalansa “makine” stop eder!

OYSA KKTC’de tüm kurumların dişleri kırık döküktür! Üstelik paslı ve şaibelidirler!

Mesela kim gibi? KIB-TEK gibi! Hükümetler gelir gider ama “KIB-TEK tam takım fakat kırık dökük dişleri, paslanıp çürümüş makinesiyle en önemli kurumumuz olarak hem devletle hem siyasi iktidarlarla kavga ederek nasılsa yoluna devam eder!

Ve ne “yolsuzluk” iddiaları biter ne “ihale yolsuzluklarına” ait iddialar diner! Battı, batıyor, batacak iddiaları da gırla!

HAAA!  Özelleştirilsin mi? Kıyametler kopartılır! Çünkü hâlâ ve elan “devlet malı denizdir yemeyen de domuzdur!”                         Not: Bir süre sonra  Mağusa limanından da söz edeceğim.  Ki arada asıl sözü edilmesi gereken Ercan Hava alanı vardır ve hâlâ Emrullah Turanlı ile davası bitmemiştir.     Ha Mağusa limanı mı?  Bu şarkılara konu olmuş “limandır da liman” ne menem limanmış, fırsat bulursanız gelin görün!