Önce bir haber okudum, resmen hınçlandım.
Ertesi gün bir başka haber, umutlandım.
Hangisi doğru..?
Umutlanmalı mıyım? Umutsuz mu kalmalıyım…
İlk haber Lefkoşa’da Strovolo’da bir lisede iki toplumlu koronun gösterisine, Türkçe şarkılar okunacak diye izin verilmemiş…
İkinci haber, Turizm Folklor Araştırmaları Derneği TUFAD ekibi ile, Larnaka Vassilica Halk Dansları ekibi, birlikte gösteri yapmışlar…
İki olayın arasında bir kaç gün var. Gel de kafan karışmasın…
İlk olayla ilgili olarak, AKEL’in Eğitim Komitesi Başkanı, iznin verilmemesinin Eğitim Bakanlığı’nın bilgisinde gerçekleştiğini söylüyor üstelik. Ve diyor ki, “Sorunun özünde, eğitim sisteminde demokratikleşmenin tersi bir durum var”.
Hangi demokratikleşme, biz öyle bir çaba göremedik ki… Gelen son haberlerden biri bu, diğeri, okulların gezilerinde Grivas’ın mezarını ziyaretlerinin zorunlu hale getirilmesi.
Ben düşünüyorum, liderler her konuda anlaşsalar, bir metnin altına imza da atsalar, Anastasiadis kendi halkına nasıl “evet” dedirtecek? Baktım, Rum basını da bunu merak ediyor ve “başkan yüde 76’yı nasıl ikna edecek” sorusunu soruyor.
Görünen o ki, o okulda yasaklamayı isteyenler, halkın içinden birileri. Belki veliler, belki okul aile birliği… Bakanlık da herhalde tatsız bir olay olmasın diye, onay vermek zorunda kalmış…
E, o insanlar değil mi referandumda oy kullanacak olanlar?
Ne tarih kitapları değiştirildi, ne başka yakınlaştırıcı bir çaba. Zaten kitaplar bugün değiştirilse, etkisi yirmi senede alınacak.
Geçenlerde Rum gençler sınıra yakın bölgelerde Kıbrıslı Türklere yönelik ardı ardına eylemlere giriştiklerinde, eşim anlattı.
Yıl 1980…. DİKO, AKEL koalisyonunda, Eğitim Bakanlığı AKEL’e verilmiş, bakan da Hrisostomos Sofianos isimli bir AKEL milletvekili. Sofianos, bakan olduktan bir süre sonra “Elen-Ortodoks eğitim sisteminden vazgeçmeli, çağdaş eğitim sistemlerine geçmeliyiz” demeye başlamış. Bu söylem, Kıbrıs Türk basınından ve Sayın Denktaş’tan olumlu yankı bulunca, Güney’de siyaset birden karışmış, zamanın Başpiskopusu II. Hrisostomos hemen devreye girmiş, beyanatlar vermiş ve Sofianos görevden alınmış. Hem de AKEL eliyle.
1950’lerden beri, şu Kıbrıs adasında her ne olduysa bir bir, en acılı haliyle yaşayan, savaşan biri olarak, ölmeden önce, adada bir anlaşmanın, ama herkesin içine sinecek bir anlaşmanın olduğunu görmek en büyük dileğim. Ama zor görünüyor. Halklar hala buna hazır değil. Özellikle de Rum halkı.
2003’de kapılar açıldığında, anlaşma öncesi bir yakınlaşma süreci olacak, bir ortak deneyim yaşanacak diye umutlanmıştık. Pek bir işe yaramış görünmüyor.
Şüphesiz fanatikler her zaman bulunacak. Ancak, “Beş yıllık görev süremin sonunda, birleşmiş bir vatan teslim edeceğim” diyen Rum lider Anastasiadis’in de halkını hazırlamak için bir şeyler yaptığını görseydik keşke… O zaman belki inandırıcı olurdu…
YERİN KULAĞI VAR
GERÇEK RAKAMIN KAÇTA KAÇI:
Yaklaşık 48 bin kişinin çalışma izni varmış.Yani elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, kaçak yaşamın vardığı boyutları göstermez mi bu rakam? Haydi diyelim, aileleriyle birlikte 100 bin kişi olsun bunlar. Oysa görünen nüfus çok çok daha fazla. Çeşitlenerek de artmakta. Özellikle de öğrenci kimliği altında çalışanlar. Bir yılda sadece 441 tanesi öğrenci çalışma izni almış. Bence İçişleri ve Çalışma Bakanlığı bu rakamları gördüğünde, benden fazla endişelenmeli ve denetimlerine hız vermeli.
NE OLDU ANSIZIN?:
DAÜ-BİR-SEN açıklama yapmış, “DAÜ artık sözüne güvenilemeyen bir Rektör, bir VYK Başkanı ve diğer yöneticiler tarafından yönetilmektedir” diyor… Uuu, şimdi öyle mi oldu? Aynı Sendika, bundan önceki Rektör Abdullah Öztoprak’ın rektörlüğüne son verme eylemleri içinde yeralmış ve “DAÜ’yü daha fazla yormayın” diye bildiriler yayınlamıştı. Şimdi yerden yere vurdukları Necdet Osam’ı da “özerk ve demokratik üniversite” umudu olarak görmüşler, atanmasını alkışlamışlar, yanında olacaklarını beyan etmişlerdi. Sadece hatırladım…
GENE ELİMİZDE PATLAMASIN:
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu, bit tv programında çözümle birlikte ülkede inşaat patlaması yaşanacağını iddia etti. Hatırlayın Annan planı döneminde de ülkede müteahhit olmayan kalmamıştı. Dağa taşa evler yapmıştık. Sonra ne oldu? Ardı ardına iflaslar, parasını ödediği halde mağdur olan ev sahipleri. Ve bugün ülkenin birçok bölgesi yarım inşaat çöplüğüne dönmüş durumda. İnşallah bu defa da, elimizde patlamaz…
NEDEN ÇEKİNİYORLAR:
Kuzey Kıbrıs Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Turgut Akçın, “Eğer sigorta da çiftçi olarak kayıtlı değilseniz desteğin yüzde 75’ini alacaksınız. Burada üreticiyi sigortaya kayıt olup her üç ayda bir para ödemesi için zorunlu kılmaya çalışılıyor. Bu yapılan, bu paraları üreticiden nasıl keseceksiniz uğraşıdır” demiş. Sayın Başkan’ın bu eleştirisini anlamakta zorlanıyorum. Ne yani, hem devletten teşvik alacaksınız ama, kayıt altına da girmeyeceksiniz. Kayıt altına girmekten niye bu kadar çok korkuyorsunuz anlamıyorum….
NİYE TUZLU SU İÇİYORUZ:
TDP MYK üyesi Ercan Hoşkara, Türkiye’den su getirme seçeneğini makul bulmadıklarını belirterek, “Türkiye’den gelen suyun ton başına fiyatı 4 TL, denizden arıtılan suyun ise 2.6 TL” olduğunu iddia etti. E, peki tüm adaya yapılacak arıtmanın maliyetini kim karşılayacak? Halihazırda arıtma suyu kullanabilecek olan da var ve bunlardan bazıları 2.6 TL’lik denizden artılan su yerine, tuzlu suyu vatandaşa 3.5 TL’den satmayı neden tercih ediyor acaba?
BUGÜNE KADAR NE YAPTI:
Türkiye Milli Takımlar menajeri Fatih Terim, babasının Kıbrıslı olduğunu ve bu nedenle kendini Kıbrıslı Türk olarak hissettiğini söylemiş. Kusura bakmasın ama, yıllardır Kıbrıs Türkü için ne yapmış acaba, sporun tepesindeki birisi olarak, Kıbrıs Türkü’ne uygulanan spor ambargosu konusunda ne düşündüğünü duyan, okuyan var mı? Yarım asrı aşkın ömründe, Kıbrıs Türkü için, “rahatsızlık” duymaktan başka ne yapmış söyleyebilir mi..?
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: Türkiye ile birlikte ortak ve somut bir politika belirlenmesi ve kablo projesinin de gündeme alınması gerektiğini söyleyen Maliye Bakanı Özgür, Kıbrıs ile Türkiye arasında enterkonnekte sistem ile işbirliğinin gündeme gelmesinin şart olduğunu ifade etti. Su konusundaki tutumu nedeniyle hem parti içinde, hem de sendikalarla başı dertte olan Ögür, bu açıklaması ile yeniden “Türkiye’nin adamı, vesayetin temsilcisi” suçlamalarına hazır olsun…
DİPTEKİLER
Çaresiz Devlet: Para, pul konularını anlarım da, elindeki yasayı uygulayamayan idareyi anlamam. Bu ülkeyi artık hükümetler, daha doğrusu seçtiklerimiz değil, sendikalar yönetir oldu. İşte gümrükte ek mesai yapmama eylemi. Ülkeye gelenler, gümrük kontrolundan geçmiyor… Rezalete bakar mısınız… Madem korkunç bir rakam tutuyor, ödeyemiyorsun, angarya da çalıştıramayacağına göre, vardiyaya geç. Memur atandığında, eline verilen kağıtta, gerekli durumlarda vardiya çalışacağı yazılıdır. Her ne iş yaparsa yapsın. Geç vardiyaya… Çalışmayı reddedene de ne yapılacağı, yine yasada belli… Hepten maskaralığa döndü…
































