Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kafalar karışık…

Bugünlerde herkesin kafası karışık. Kıbrısta bir anlaşma olacak mı, olmayacak mı? Anlaşma olmazsa B planımız var mı ve nedir? Anlaşma olursa oturduğum evi elimden alacaklar mı, kaçımız yeniden göçmen olacağız, Kuzey’e kaç Rum gelecek…Sokakta, kahvede, hatta evlerde konuşulanlar üç aşağı beş yukarı bunlar…

Ortada fol yok, yumurta yok. Hele New York zirvesinin ardından, sepetteki yumurtalar da kırıldı ama, meraklı milletiz, ne olup bittiğini bilmek öğrenmek isteriz…

Dün ilaç almak için gittiğim eczacı tanıdık olunca söz döndü dolaştı New York’a kadar gitti. Belli ki o da bir çoğumuz gibi hayal kırıklığı yaşamış. “Bu iş olmaz. Rumların anlaşma gibi bir dertleri yok, işi yokuşa sürerek zamana oynuyorlar” değerlendirmesinde bulundu ve yüzüme baktı. Belli ki, benim de bir şeyler söylememi bekliyordu. “Yıllardır yaptıkları bu ama, biz bu süreci sürdürmek için ısrar etmeliyiz. Ülkenin durumu ortada, bazılarının dediği gibi ‘sorunlarımızı ancak bir anlaşmadan sonra çözebiliriz’ görüşüne katılmıyorum ama, daha iyi koşullar, güvende yaşayabileceğimiz bir ortam ve gelecek kaygısı olmadan yaşamak için de şartları zorlamak zorundayız” dedim. “Yıllardır politikacıların elinde bir o yana, bir bu yana savrulduk durduk. Gelen gideni arattı hep. Denemediğimiz parti kalmadı ama, sonunda kaybeden hep vatandaş oldu. Ülkede suç oranı artıyor, gençler uyuşturucu batağında, ülke fuhuş, kumar ve kaçak ceneeti oldu. Ama kimsenin umursamaması, elini taşın altına koyma niyeti olmaması beni üzüyor, toplum olarak kaybolup gidiyoruz” dedi eczacı arkadaş.

Konuşmamızı dinleyen yaşlıca bir müşteri söze girdi. “Biz mevzilerde Ruma karşı direnerek geçirdik gençliğimizi. Onlara güvenmiyorum, evet gelecek kaygısı olmadan bu ülkede barışık yaşamayı ben de istiyorum, toprak verilecek, alınacak ama, benim için önemli olan Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesidir. Toplum olarak ancak o zaman kendimizi güvende hissedebiliriz. Bundan sonra sıcak bir çatışma olmaz diyorlar ama, bunu kim garanti edebilir ki? O nedenle bana göre olası bir anlaşmanın bizim tarafımızdan kabul edilebilmesinin temel şartı, Türkiye’nin garantörlüğünün sürmesidir. Rumlar, Türk askerinin adadan çekilmesi ve garantörlüğün kalkması ile kendilerini güvende hissedeceklerini söylüyorlar. Tamam da, bizim güvenlik kaygımız ne olacak, onu düşünen yok…” …

Başta da dedim, toplumun kafası bugünlerde hayli karışmış durumda. Bu kafa karışıklığının temel nedeni ise, beklentilerin yüksek tutulması oldu. 50 yıldır çözemediğimiz Kıbrıs sorununun, bir iki saatlik zirve ile çözülebileceğine inandık. Yani çıtayı yüksek tuttuk. Ben dahil, yayınlanan bir fotoğrafa bakarak “Anastasiadis istediğini aldı” yorumlarını yaptık. Büyük resme bakmak yerine, küçüğe bakarak yorumlar yaptık. Ama masa bozulmadı, Ekim ayında yoğun bir görüşme tarafiği yaşanacak, tıkanıklıklar aşılmaya çalışılacak. Zaman bozulma, bölünme zamanı değil. Aksine Cumhurbaşkanı Akıncı’ya daha güçlü destek vermek zamanıdır. Rum basınında çıkan haberleri okuyarak, “zafer kazandık” diyenlere itibar etmek yanılgıdır. Rum tarafı “Takvimi reddettik” dese de, gerçekte masada görmezden geldikleri bir takvim var. İşlerine öyle geliyor…

Bakın Rum Yönetimi eski Sözcüsü Mihalis Papapetrou ne diyor: “Liderler daha Ban Ki Moon’ın ofisinden çıkmadan, Akıncı’nın suratını asıp, kuyruğunu bacaklarının arasına alarak ayrıldığını tüm Kıbrıs duydu. Trajik olan da şudur ki, bu tür saçmalıkları yayanlar, Cumhurbaşkanının çok yakınındaki kişilerdir. Görünen o ki bu bilgilerin kaynağı onlardı. Akıncı’nın takvim istediğini ancak bizim cesur tutumumuzun onu hizaya getirdiğini haykırıyoruz. İyi de madem iki lider çözüm hedefini 2016’nın sonu olarak belirledi ve Genel Sekreterin müzakerelere özlü bir şekilde müdahil olmasını istiyor ve mademki Genel Sekreter 31.12.2016’da görevinden ayrılacak, bu durumda gayrı resmi bir takvim konulmuş olmaz mı? Bence evet, hem de çok iyi yaptılar…”

 

YERİN KULAĞI VAR

CTP İÇİN SKANDAL:

Geçtiğimiz hafta içerisinde CTP Kıbrıs sorununun geldiği kritik aşamayı değerlendirmek için PM’yi toplantıya çağırdı. Toplantıda Akıncı’ya güçlü bir destek çıkması da bekleniyordu. Sonuç? Toplam 70 kişilik Parti Meclisi üyesinden, sadece 8 kişi toplantıya gitti. Böylesi önemli bir dönemde, çözüme en çok destek verdiğini iddia eden CTP’nin geldiği duruma bakar mısınız? CTP için büyük ayıp…

ADAY OLSA SEÇİLİR:

TC Yardım Heyeti son Başkan’ı Ertan Tosun, Türkiye’ye geri döndü. Giderayak, KKTC vatandaşlığını da aldı. UBP- DP hükümeti tarafından vatandaşlıkla ödüllendirildi. Giderken tüm belediyelere ciddi projelere de onay imzası attı. Olası bir seçimde Ertan Tosun herhangi bir partiden aday olsa, inanın çok kolay seçilir. Ne de olsa artık o bir KKTC vatandaşı..

 

BU ARA EMRİ ÖNEMLİ:

Girne Emirnamesi Değişikliği aleyhine Şehir Plancıları Odası, Yer Bilimleri Mühendisler Odası ve Girne İnisiyatifi adına açılan davada, bir ara emri kararı daha alındı. Ancak bu ara emri, bugüne kadar alınan izinleri durduracak ve emirname ile buna dayanarak yapılan tüm işlemleri de askıya alacak nitelikte. Kazanılırsa, eski emirnameye aykırı inşa edilenlerin yıkılması, bu arada verilen izinlerin iptali gerekecek. Dava süreci gerçekten ilgi çekici olacak…

ASKER BOŞALTIRSA, BETONLAŞIR:

İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, şehir içindeki askeri bölgeler turizme açılsın görüşünü ortaya attı. Türkiye’de asker kentlerin içinden çıkarken, günün anlam ve önemine uygun bir öneri gibi duruyor. Geçmişte bizler de bunu savunduk çok kez. Ama şimdi ciddi ciddi endişeliyim. Mesela düşünün, Yılan Adası bölgesindeki ormanlık alan bir anda önce çöle, sonra betona dönecek. Ya da Kermiya bölgesi veya Ortaköy Alay bölgesi. Zaten kentlerde kalan tek yeşil alan, askeri bölgelerde. Onu da mı ranta teslim edeceğiz… Malum başımızda rantiyeler var…

SKANDAL:

İddia bu ya, galerici, çektiği arabaların gümrüklerini karşılıksız çekle ödemiş. Adam resmen devleti dolandırmış. O ayrı da, benim anlamadığım,  devlet nasıl olur da bu duruma düşer? Bir zamanlar karşılıksız kesilen çekler için hapis cezası vardı. Devlet bu hapislik cezasını kaldırınca, karşılıksız çek kesmenin hiçbir yaptırımı kalmadı. Adeta vurguncuları karşılıksız çek kesmeye teşvik ediyor. Tabii bir de, bu çekleri alan memur arkadaş, neden bankayı arayıp, bu kadar yüklü çeklerin karşılığı olup olmadığını sorgulamamış? Başbakanlık ve Maliye’nin olayı soruşturduğu duyumları geliyor. Göreceğiz bakalım, işin içinde eş dost akraba olayı yoksa, açığa çıkar…

 

ÜVEY EVLAT:

Devlet okullarına üvey evlat muamelesi yapılıp, bütçenin büyük bölümü özel okullara ayrılınca, devlet okullarında yaşanan sıkıntıyı aşmak isteyen öğretmenler, çareyi ellerini velilerin cebine atmakta buldu. Veli sinirli, öğretmen çaresiz. Öğretmenle veli karşı karşıya geldi… Anayasa’da yazan “parasız eğitim” sözü ise, sadece kağıtta kaldı…

 

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Rum komşuda hâlâ Taksim fobisi varsa, bu korkular yüzündendir. Onlar Enosis’i gerçekleştirememişler, bunun bedelini ödemişler sayılır; Kıbrıslı Türklere olan borçları baki olsa da.
Ama Ada, Taksimin tehlikesinden kurtulamamıştır. 74’le birlikte bu durum fiilen gerçekleşmişse,

komşunun böyle bir fobisinin olması değil, olmaması anormal…”.

 

DİPTEKİLER

İmam Bunu Yaparsa: Osmanlı’nın adayı fethi sırasında Lala Mustafa Paşa Camii’ne hediye edilen ve manevi değeri çok yüksek olan hilat kayboldu. Hilatın kaybolduğu dönemde caminin imamlığını yaptığı ifade edilen Mustafa Küçük, suçlamalara karşı, gösterdiği bez parçasının kayıp hilat olduğunu iddia ettiyse de, cami cemaatinin önde gelen isimleri bunun hilat olmadığını savundular. İmam da bunu yaparsa…