Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kafalar değişmedikten sonra…

Ana muhalefet UBP pazar günü Tüzük Kurultayı için sandık başına gidecek. Ülkenin en eski ve en çok hükümette kalan partisi olarak, yıllar sonra yapılacak bu değişiklik, gerçekten de önemli. Bu tüzüğün geçmesinin de, genel başkanlık için yeniden aday olduğunu açıklayan Hüseyin Özgürgün’ün leyhine bir olgu yaratacağı da konuşuluyor. Ancak daha önce de yazdığım gibi, birilerinin, partide önemli değişikliklere imza atacak olan bu tüzüğün geçmemesi için el altından çalışma yaptığı haberleri geliyor. Hatta bunların arasında, olağan kurultayda aday olma düşüncesinde olanlar da olduğu söyleniyor.

Yeni tüzük, parti yönetiminde sadece delegelerin değil, tüm üyelerin söz sahibi olmasına olanak tanımasının yanında, kabul edilmesi halinde hem genel başkan, hem de milletvekillerine sınırlama getiriyor. Genel Başkanlık 5 kurultay, yani 10 yıl, milletvekilliği ise 3 dönemle, yani 15 yıl ile sınırlandırılıyor. Sizin anlayacağınız ele geçirilen delegeler sayesinde, siddin sene başkan veya vekil seçilme devri bir yerde son bulacak. Milletvekilliğini vatandaşa hizmet değil, meslek edinenler de  sınırsız seçilme hakkını kaybedecekler…
Bunlar güzel şeyler, daha doğrusu olması gerekenler. Ancak bu değişimle birlikte esas değişmesi gereken, zihniyet, yani kafa yapılarının değişimi olmalıdır.
Çıkar ilişkilerinin temelini oluşturan delege sistemini kaldırmak, kadınlara, gençlere daha çok temsiliyet vermek, bir partinin kurumsal yapısını değiştirir…
Ancak yeter mi?
Bu ülkenin temel ihtiyacı olan, gerçek anlamda demokrasi, hak, hukuk, adaleti sağlamak, iktidarda olan bir partinin bunlara uygun siyaset yapmasını sağlamak için tabii ki yeterli değil. Çünkü tüzük değişikliği ile yapılmak istenenenin, siyasette arzulanan zihniyetle de, insan kalitesiyle ilgisi yok…
UBP’de gerçek anlamda bir devrim yapılacaksa önce zihniyet değişimine ihtiyaç var. Bunun için de, çıkar ilişkilerini hiç denememiş; bakan, milletvekili olup kirli ilişkiler içine girmemiş; ülkeye zarar veren, halkı yıllar yılı o zararı ödemek zorunda bırakan beceriksizlikler sergilememiş bir ekip gerekiyor…
Sorun, UBP’nin hali hazırda bu zihniyet devrimini yapmaya hazır olup olmadığıdır.
Mesele, tertemiz, birikimli, vizyon sahibi, konusunun uzmanı, eskinin devamı olmayan, güven veren bir ekibi oluşturup oluşturmayacağıdır.
Şu anda görünen, eski isimlerin, yeni Tüzük’le bıraktıkları yerden devam etme hevesinden başka bir şey değil…
Yıllardır bu ülkede hükümet olmuş, bakanlık, hatta başbakanlık yapmış isimler var partide. Ülkenin geldiği son duruma bakıldığında vatandaşın mutlu mudur? Yaşam kalitesi, aldığı hizmetin kalitesi,  refah düzeyi istenilen noktada mıdır? Bu söylediklerim tabii ki sadece UBP ile sınırlı değil, gelmiş geçmiş tüm hükümetler bunda pay sahibidirler. İşte bu nedenle UBP’de en mükemmel Tüzük de yapılsa, kafaların aynı kalması halinde pek bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Önemli olan orada yazılanlar değil, onları kimlerin uygulayacağıdır…. 
Örneğin yeni dönemde adı genel başkanlık için geçen Lefkoşa milletvekili Ersin Tatar; “Bu Tüzük değişikliğini öyle çok da abartmak istemiyorum. Yapılması gereken bir iştir. Sadece Tüzük değişikliği ile bu işleri başaramazsınız” derken aslında bizim de söylediklerimizi desteklemiş oluyor. Tatar’ın da dediği gibi Tüzük’te yapılacak birkaç kozmetik değişiklik ile devrim yaratmak imkansız.
Yeni yüzler, yeni isimler, yeni ve çağdaş bir vizyon ortaya çıkartamadıktan sonra, geçmişin suçlarıyla yüzleşmedikten sonra, halka ülkenin gerçek ihtiyacı olan zihniyet devrimini yapma sözü vermedikten sonra, Tüzüğe yazacağınız birkaç yaldızlı laf, kağıt üstünde kalmaya mahkumdur.
Ve ne yazık görünen o ki, yeni tüzük, yine o bildik isimlerin, tanıdık yüzlerin, partideki hegemonyalarını biraz daha sürdürmelerini sağlamaktan öteye geçemeyecektir…

YERİN KULAĞI VAR
CEZASINI BİZ ÖDÜYORUZ:
CTP’ye ait iki kurum. Birisi Kıb-Tek, diğeri ise Kooperatif Merkez Bankası. Gün geçmiyor ki bu iki kurumla ilgili haber çıkmasın. CTP içerisnde iki farklı kanatın temsil edildiği bu kurumlardaki istihdamlar, kurultay hesapları üzerinden yapılıyor gibi bir hava var. Bazı kişisel çıkarlar için yapılan bu istihdamların her iki kurumu da batağa sürükleyebilecek olması, kimsenin umurunda değil. Kısa vadede belki zümresel bir kazanç elde edecekler ama, uzun vadede bu işin ceremesini yine bizler ödeyeceğiz ne yazık ki…

YİNE LTB:
Lefkoşa Türk Belediyesi’nin, Sayıştay raporu sonrasına ilişkin yazımıza bir okurdan gelen yanıt ilginçti. Okurumuz, Savcılığın açacağı davanın ceza davası olabileceğini, oysa öncelikle, belediyenin maddi kayıplarını, usulsüz harcamaları yapanlardan geri alacak olan hukuk davalarının açılması gerektiğini yazmış. Mehmet Harmancı’nın raporu beklemesine gerek olmadığını, bir yıldır Belediye içinde kendi incelemesini, soruşturmasını yapıp, hukuk davalarını açabilecekken, bunu yapmadığına dikkat çekmiş. Ben de merak ettim, Sayın Harmancı’nın bu yoruma ne gibi bir yanıtı olabilir acaba..?

KALKINMAYI ÜLKESİNE LAYIK GÖRMEYENLER:
Özelleştirme karşıtı lobi şikayete başladı. Başını da sendikalar çekiyor. Sanki o limanlardaki şirketlerde çalışanlarının haklarını  savunmuşlar gibi. Bu ülkede herhangi bir gelişmişlik çabasının önüne engel olarak çıkanlar, yıkılan, dökülen, çağdışı limanlardan çok memnunlar demek ki… Oysa bu ülkenin insanı da, herşeyin en iyisine layık. Bir Limasol marinasını, bir Baf limanını, bir Antalya limanını haketmiyor mu bu ülke… Her yerde benzer engellemeler vardır ve olmuştur. Önemli olan kararlılıkla, ama herşeyden önce, şaibesiz bir şekilde doğru yolda yürümek…

KIB-TEK, BORÇ ÜSTÜNE BORÇ:
İsmet Akim, daha iki ay önce Kıb-Tek’in mali durumunun “çok” iyi olduğunu söylüyor,  414 milyon 750 TL  borçla devraldıkları Kurum’un borçlarını, 285 milyon TL’ye indirmekle övünüyordu. Ardından, Borç Komitesi’ne sormadan borçlanma yaptığı iddiaları üzerine, denetim yapmaya gelen Sayıştay denetçilerini kovmuştu. Şimdi Kıb-Tek Bakanlar Kurulu kararı ile 30 milyon TL daha borçlanıyor. Elektriği 20-25 kuruşa satacağız diye Sayın Akim, sürekli borçlanarak ve sürekli istihdam yaparak, elektriğin fiyatını nasıl ucuzlatacak anlamak mümkün değil…

DÜN BİR BUGÜN İKİ:
Çiçeği burnunda Bakan Menteş Gündüz ilk demecini patlattı ve “Bazı yazarlar talimat, bazıları ise para ile hareket ediyor, ciddi anlamda eleştiri yapıyorlar….” diye buyurdu. İsim vermeden tüm basını suçlayıp, herkesi kendine düşman edecek olan bu ilk çıkışı, hiç de hayırın olmamış. Basınımızda dediği türden adamlar mevcut. Bunu kimse inkar etmiyor. Ama o aslanların kimler tarafından beslendiği, kimlerden talimatla yazı yazdıkları da malum. Basına saldırmadan önce ortaya dişe dokunur bir icraat koysaydı keşke…

NE BEKLERDİ Kİ:
UBP milletvekili Ersin Tatar, Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle büyük bir değişiklik olmadığını ileri sürdü. Ersin Bey’in değişiklik beklentilerinin ne olduğunu ben bilemem ama, Eroğlu dönemindeki gibi iki ileri bir geri gitmiyoruz hiç olmazsa, her iki tarafta ve dünyada olumlu ve iyimser bir hava oluşurken, Ersin Bey’in bunları görmek istememesini ise anlayabiliyorum…

 

ZİRVEDEKİLER
Erdinç Gündüz: “Yağmacılar, önlerine çıkan en küçük fırsatı kendi çıkarı için en iyi şekilde değerlendirenlerdir. Tek bir amaçları vardır. Ne şekilde olursa olsun, bir yolunu bulup köşeyi dönmek… Onlar için, para, mal çok ama çok önemlidir. Hatta hayatta, para ve mal’dan daha değerli hiçbir şey de yoktur. ‘Onur’ nedir bilmezler.  Onurlu  ama parasız yaşamaktansa, onursuz ama paralı yaşamayı yeğlerler. Her devrin adamıdırlar. Daha doğrusu rahatlarını bozmayacak herkesin yanındadırlar. Rahatları ve düzenleri bozulduğu anda da en çok bağıranlar olurlar…”.

DİPTEKİLER
İdeolojisini De Kaybeden CTP: Başbakan dün Meclis’te Kooperatif Merkez Bankası’nın 43 kişilik münhalinin durdurulduğunu açıkladı. Gelen tepkiler büyüyünce, tek yaptığı bu oldu… Ya diğer iddialar?  Ne Başbakan’dan, ne de bankanın başındakilerden, skandallar hakkında hala tek bir açıklama gelmedi. “Biz yaparız, olur” diyorlar herhalde. Durum aynen İrsen Küçük kurultaylarının bir kopyası. Oysa CTP, sosyalist olduğuyla övünen bir parti. Ve kooperatifçilik, onların ideolojisinin bir parçası. Kurumu gerçek sahiplerine bırakacaklarına, küçük küçük kooperatiflerin birikimlerinin üstünden siyasi rant elde etmeye uğraşıyorlar. Bu çizgiden kaçmak değil de, nedir..?