Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Yaşam

Kadın ve erkek değil; insan olmak…

 İlke ERGİN’in kaleminden:

Bugün “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”… Bu satırlara değer verip okuyanlar çok defa günün trajik hikayesini okuyup öğrenmiş ve 8 Mart’ın kutlanacak değil de tarihi süreç içinde her daim erkek hegomanyası altında ezilen kadının başkaldırışının ve dayanışmasının bir sembolü olduğunun bilincine varmıştır.

Birçoklarımız böyle bir günün varlığının kadın hakları ve kadının toplum içindeki, aile içindeki yeri adına son derece değerli bir gün olduğunu düşünmüştür. Buna kısmen de olsa katılmamak içten değil aslında. Yine de gönül, içinde bulunduğumuz 21. Yüzyılda kadın dayanışmasına ve başkaldırısına gerek duymadığımız bir medeniyet seviyesine erişebilmemizi, kadın ya da erkek adına değil de sadece insan olmak adına kaygıların, kazanılması gereken hakların peşine düşecek yeterliliğe ulaşmamızı isterdi.

Kutsal kitaplar da dahil olmak üzere yüzyıllar boyu farklı bir cinsiyet değil de, insandan ayrı farklı bir “tür” gibi algılandı kadın ne yazık ki. Bugünün koşulunda ise sadece farklı bir cinsiyet olarak algılanma “lütfünü” elde edebildi. Üstelik bunun en acı tarafı yalnızca erkeğin değil kadının da hemcinsini insan olmaktan farklı bir yere koyup tabularıyla, anlamsız sınırlarıyla potansiyelini minimuma hala daha ısrarla indirgiyor olması. Birçok kadın bir erkekle aynı derecede düşünce üretip meslek hayatında aynı derecede başarılı olduğu konusunda mevcut hiçbir şüphe olmasa da gerek aile gerekse toplum içinde hala daha erkek gücünden medet ummayı sürdürüyor…

Mesela son zamanlarda sosyal medyada da sık sık dönüp dolaşan “Hülya Avşar & Mehmet Aslantuğ” tartışmasını ele alalım. Televizyon ekranlarında, yani her beyne ulaşabilen yegane bir iletişim aracında her dönem ayrı bir kılıfla karşımıza çıkan Hülya Avşar’ın cinsiyet eşitliğini savunacak yerde kadını erkekten aşağı bir noktaya, evinin mutfağına, çocuklarının “buduna” yakıştırması ne kadar acınası bir durumdur, insanın aklı almıyor. Üstelik hayatı boyunca böyle bir yaşayış profili hiç çizmeyen bir kadından bunları işitmek ayrıca tuhaf…

Yine de ülkemize dönüp baktığımızda ideal olana ulaşmaya yaklaştığımızı görerek mutlu oluyorum doğrususu. Kadın olarak meslek sahasında erkeklerden aşağı kalmadığımız bir gerçek. Dilediğimizde kadın kadına programlar yapıyor, dilediğimiz mekanlarda gönlümüzce eğlenebiliyoruz. Elbette arzu edilen bu değil ama hayat farklı bir yöne gittiğinde ve sırasında eşlerimizle yollarımızı ayrıldığımızda gerek kendimize gerekse çocuklarımıza maddi ve manevi olarak yetişebiliyor hayatımıza güzellikler katabiliyoruz.

Bir de “kadın” olarak zihnimize yüzyıllardır empoze edilen tabuları aşabilsek! Birbirimizle anlamsız rekabetlerin peşine düşmeyi bırakarak hayata gerçek bir dokunuş sağlayacak rekabetlerin peşine düşebilsek!

Yine de bugün, günün anlamına yönelik olarak yaşanacak çeşitli organizasyonlarla kadın dayanışması örneği sergileyecek olan kadın örgütlerini de yabana atmayalım…

Bütün bekarlar, evliler, anneler, “karadullar”, “şen dullar”, iş kadınları ve de kendimin Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kutluyor kadın ve erkek ayrımının yaşanmadığı günler için duyduğum özleme ilaveten Mehmet Aslantuğ’un Hülya Avşar’ın talihsiz boşboğazlığına hitaben paylaştığı satırlarla yazımı noktalıyorum:

“Hiçbir kadın geleceğini bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, günün sonunda bir gün aklının karışmasına, yanılgılarına bırakmamalı.”