Henüz kapsamlı müzakerelere başlanmadı ama Güney komşumuzla Yunanistan’daki “tasavvurları” gündemi çoktan doldurdu! Gün geçmiyor ki olası çözüm için “koşulları ile kazanımlarını” ortalara koymasınlar!
Tıpkısı tıpkısına Annan Planı müzakerelerinde yaşadıklarımızı yaşamaya başladık gibi. Bir yandan olası çözümün getirilerinin hesaplarını yapıyor öte yandan gailesi kendilerini tutmuş gibi Kuzey’in nasıl berbat hallere düşeceğinin hikayelerini anlatıyorlar!
Kısaca boyumuzun posumuzun ölçüsünü alırlar, mülkümüzün yeniden sahipleri durumuna gelirlerken hallerimizin nice olacağına çok yanıyormuşlar gibi dramatik tasavvurlarını ibretlik haberler haline getiriyorlar!
MESELA: Diyor ki Yunan Cumhurbaşkanı Pavlopulos “Türk askerlerinin tümü ve yerleşikler adadan ayrılmadığı ayrıca AB normlarının uygulanmadığı bir çözümü Atina uygun görmeyecektir!..
Öte yandan: Rum basını da boş durmuyor. Kuzey’deki Rum mülkleri kendilerine iade edileceği için Kuzey’deki Türklerin evlerini terk etmek durumunda kalacaklarını dolayısıyla on yıl sürecek yeniden iskân ve rehabiliteleri için 25 milyar Euro gerekeceğinin hesaplarını yapıyorlar!
Hayaller büyük: Adamlar “hem terk edilecek yerleri saptamışlar, hem bu yerlerde ne kadar Türk’ün yaşamakta olduğunun çetelesini çıkarmışlar hem de yeniden iskân edilmeleri için kaç Euro’ya ihtiyaç olduğunun matematiğini yapmışlar!
DAHASI DA VAR. Eğer diyorlar çözüm olursa Kıbrıs büyük bir ticaret merkezi olacak! (Bakın buna inanıyorum çünkü daha şimdiden TC’den KKTC’ye iş insanları akını başladı! Burada toprak satın alanlar da gırla! Tüm hesaplar sittin sene daha AB’ye üye yazılamayacak Türkiye’ye nazire Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya açılmak! Bizim “ufaklıklar” da DAÜ’deki sorunlu araziye AVM yapılacak da işleri kesatlaşacak havalarında gazel okuyorlar! O “çözüm” dediğiniz Rum’un ve büyük sermayedarların tasavvurları doğrultusunda gerçekleşirse bir daha göreceğiz Kıbrıs Türk insanının ne olacağını! Ki bir zamanlar sadece Rum’un işçisi ile komisyoncusu idi!)
SADEDE GELİYORUM: Müzakereler doğru dürüst başlamadan Kıbrıs Türk halkının kaderini çizmeye çalışan Rum Yunan ikilisinin bu abuk sabuk “tasavvurları ile beyanlarını” Sn. Akıncı’nın protesto etmesini ve Ban’a şikâyeti olarak götürmesini bekleriz çünkü resmen çözüm sürecini dinamitlemekte, umutları sıfırlamaktadırlar!
**********
Yazık ki yazık: (Yılları boşa harcarken kendi varlıklarımızı da harcadık!)
Eğer yıllarca bağırıp çağırmasaydık, yırtınıp paralanmasaydık önce kendimizi suçlar, “git be işine sen de yıllarca memleketi haraç mezat harcadılar, rantı ekonomi yaptılar, ne gördün ne duydun; şimdi mi aklın başına geldi” der ve aynada yüzüme tükürürdüm… (“Ben” kelimesini sadece örnek olsun diye kullandım. Aslı bu memleketi seven, vatan bilen, duyarlı yüzlerce, binlerce insandır. Ganimeti de lanetledilerdi, çarpık yapılaşmaları da çevre kirliliklerini de! Ki geldiğimiz yerde sonuç ortadadır:
Mesela: Dantela gibi işlenmiş o güzelim Girne şimdi yüksek binaların gölgesine düşmüş karanlık ve çirkinliğinin esiri olmuştur!
Mesela: Mağusa yıllar itibarı ile denizinden kopartılmış, kent içine dileyen dilediğini yapmış, güzelim Karakol bölgesine serbest liman tesisleri kondurulmuş, çok katlı plansız programsız apartmanlarla çirkinleştirileceği kadar çirkinleştirilmiş…
Mesela: İşte Lefkoşa: Önceki gün Havadis Gazetesi’nde vardı haberi. Ona da olanlar 2008- 2011 yıllarında olmuş! Sayıştay raporlarına göre belediyesi ihaleye bile çıkmadan, Meclisi karar almadan 5 milyar 291 bin mal ve hizmet alımı gerçekleştirmiş! Ötesi ise her kış mevsiminde yaşanmakta! Dere yataklarına evler yapılmış yarım saat yağmur yağsa sular altında kalıyorlar. O izinleri kimler nasıl vermişler?
Mesela: Ötedeki Güzelyurt’tan hiç söz etmeyeceğim. Annan planı ile giderken, gitmesi için en çok oyu yine Güzelyurtlulardan aldıydı! Neden? Çünkü “vatanımdır” diyemedilerdi, dedirtmedilerdi! Şimdi bir hastane istiyorlar, hükümet bul ki yapsın! Kaldı ki finansmanı nerede?
Öte yandan müzakereler başladı ya! Şimdi ayni Güzelyurt bilin ki yine “iade edilecekler listesinin başına oturtulacaktır! Bir yöre halkı ile bu kadar oynanır! Dolayısıyla diyoruz, Güzelyurtlular için tam zamanıdır: “Bir milim bile yerimizden kıpırdamayız” deyip isyan etmeleri!”
VESSELAM. 1974’ten beridir hep ayni sorunları yaşamaktayız! Oysa benim hiç aklımdan çıkmadı. Hep yazarım. “1974 Harekâtı bitti, eve döndüm, Rum televizyonunu açtım Leymosun’daki Yermasoya Barajı’nın inşaatından söz ediyordu. Düşünün adamlar Kuzey’den Güney’e kaçıyor, düştükleri göç yollarında ezgi cefa çekiyor fakat bir yandan barajı, suyu, dolayısıyla yeşertecekleri toprakları düşünüyorlar. Siz buna “vatan sevgisi, topraklarına sahip çıkma büyüklüğü ile bilinci” demez misiniz? İşte bu Kuzey vatanında bizim eksiğimiz budur!
**********
Kısaca takıldığım: (Onlar da bizim çocuklarımızdırlar)
Dün 1 Haziran Dünya Çocuk Günüydü. Hazır ayağımıza kadar gelen böylesi bir günde “çocuklarımız” için ne yaptık, neleri düşündük, hangi sorunlarını ortalara koyduk, iyilik ve sağlıkları için hangi projeleri, çalışmaları hatırlattık? Bilemiyoruz! Sadece gazetelerde Lefkoşa Belediyesi ile bazı STÖ’lerinin çalışmaları ve yapılacak çocuk festivali ile ilgili haberler vardı…
OYSA: BM’lerin “Çocuk Dostu Şehirleri” benzeri uygulamalarını başlatmak isteyen, “ırk temeli üzerinden ötekileştirmeyi” kınayan Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı’nın belki üstüne vazife değil ama hazır çocuk konusuna dalmışken beklerdik ki KKTC’nin çocuklarına da baksındı. Ki o sözünü ettiği “gettolaşmalardan” dolayı bu memlekette kırk yıldır TC’li Kıbrıslı ayırımı yaşanmakta, o küçük çocukların okulları da sınıfları da gettolarının devamı olmaktadır…
Ve kırk yıldır o çocuklar Kur’an kurslarından tarla bahçelere taşınırlarken doğru dürüst eğitim alamamaktadırlar! İşçi ailelerinden geldikleri için yeterli ilgiden mahrum kalmaktadırlar…
Sonuç ise faciadır: Artık Bonzai sigara gibi uyuşturucular işte o çocukların ceplerinden çıkmaktadırlar! Ki onlar her hal’u kârda bizim çocuklarımızdırlar…
































