Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kader birliği: (TC-KKTC ilişkileri 1923’ten beridir devam ediyor)

Geçen gün bir gazetede gördüydüm. Türkiye AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından 2015’e gelinceye dek en büyük ekonomik büyümesini yüzde 9.4 ile 2004 yılında gerçekleştirdiydi. 2004 yılını hatırladınız değil mi? Kıbrıs’ta Annan Planı’na yönelik referandumun yapıldığı yıl.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin dorukta olduğu yıl.
Türk halkının Kıbrıs sorununun çözümü ile birlikte Türkiye’nin de en erken zamanda AB’ye üye olacağına inandığı yıl.
Kısaca 2004 yılı Avrupa ile Türkiye arasında Erdoğan’lı AKP’nin Annan Planı’nı ve sorunun çözümünü can’ı gönülden desteklemesi nedeniyle oluşan ballı kaymaklı o güzelim yıldı! Rum tarafı “hayır” dedi ve bakın ne oldu?
Türkiye hüsrana uğradı çünkü AB referandumda “hayır” diyen Rum’u çatır çatır AB’ye üye yazdı!
Türkiye üyelik yolunda Rum’un AB’ye duhulu ile beterince kırılıp gücendi rotayı Arap ülkelerine çevirdi.
Türkiye ilerlemesine ilişkin Rum vetolarını da yediğinden Kıbrıs sorunundaki tutumunu sertleştirdi… Ve ilahi…
VE BUGÜNLERE NASIL GELDİK. Tabii ki AB ile kavga ederek geldik! Fakat bu konuda bir hatırlatma yapalım.
Belki farkında değiliz ama cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadar geçen yıllar içinde Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’nin kimselerin koparmayı başaramadığı göbek bağı oldu. Yani Anavatan-Yavruvatan söylemi bir gerçektir. İşte ispatı:
Daha 1930’larda Kıbrıs’tan göç edip TC’ye gidenlere sorusuz sualsiz topraklar evler verdi, aş iş sorunları ile rehabilite etmeye çalıştı.
Türkiye dünyada İlk kez Kıbrıs’taki Türk halkı ile kültür anlaşması yaptı öğretmenler gönderdi, okullar yaptı. Parasal yardımlarda bulundu. Rum’un EOKA’sına karşı TMT’yi kurdu silah yardımında bulundu. 1963’ten sonra Türk halkını maddi manevi yardımları ile ayakta tuttu.
1974’te Kıbrıs’ın tümü elden gidiyorken 1974 Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi, Türk halkının Kuzey’de kendi vatanına sahip çıkıp var olması için gereken her türlü yardımı esirgemedi…
KADER BİRLİĞİ: Eğer tüm bu ilişkiler iki Türk Devletinin tarihi kader birliği değilse nedir ki? Ve AB ile Güney’e dönelim: Evvel emirde “bizimkilerin” de yardımı ile bu “kader birliğini” koparmak için ellerinden geleni yapıyorlar! İnşallah başaramazlar çünkü Rum ve AB cephesi önünde çok ama çok yalnız ve biçare kalacağız!         
**********     

CTP Kurultayı (Talat “ideal kararlarını” nasıl uygulayacak?)

Pazar günkü kurultaydan sonra büyük olasılıkla parti başkanı seçilecek Talat’ın “25 temel ilkesine” karşın CTP’nin nasıl yapılanacağını bilemiyoruz. Çünkü son Yorgancıoğlu hükümeti de göstermiştir ne kadar idealist olursanız olunuz bu memlekette “kemikleşmiş sorunları” aşmak hele onları reformist kararlarla çözüp değiştirmek hiç mümkün değildir!
Mesela diyor ki Talat manifestosunda, “CTP’nin açacağı yeni sayfada her ne ad altında olursa olsun adaletsiz, eşitsiz ve partizanlığa dayalı istihdama kesinlikle fırsat verilmeyecektir. Kamuya yapılacak tüm istihdamlarda her hangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde fırsat eşitliği temel kural olmalıdır. Buna koşut olarak Kamu Hizmeti Komisyonunun yapısının değiştirilmesi ve son dönemde yaygınlaşan taşeron aracılığı ile istihdama kati yasal sınırlar getirilmesi temel hedeftir.”
CTP BU KESİN KARARLA TEK SEÇİM KAZANAMAZ! Sn. Talat’ın bu çok demokratik hakkaniyet ve hukukun üstünlüğüne dayanan “ideal tutumunu” ayakta alkışlarım amaaa!
Memleketin aşa işe tutsak olduğu… Yüzlerce üniversite gencinin işsizlikle boğuştuğu… Dolayısıyla hangi siyasi parti aş iş vaadinde bulunursa onun peşinde koşup seçim kampanyalarında o partiyi desteklediği KKTC’de sürekli dayatıp bastıran istihdamları zapturapt altına almak o kadar kolay değildir!
ÖTE YANDAN: “Kamu Hizmeti Komisyonu’nu yeniden yapılandırıp hakçasına ve hiç kuşkuya mahal bırakmadan kim kazanırsa onun kamuda görev alması” konusu yeni bir vaat değildir. CTP’de yirmi iki ay önce iktidara gelirken aynı vaatlerde bulunduydu ama şimdi olanlara bakın! Öncesi iktidarların bile gözlerle kulaklardan kaçırtarak yaptıkları istihdamları, neredeyse davullu zurnalı yapıyor.
Buna karşın yine de adil bir karar. Ancak ya o “sınavlardan” UBP, DP’liler çıkarsa! Dışta kalan ve aş iş hayalleri ile başları dönmüş CTP’li adaylar talihlerine mi küssünler! Küsmezler! Aksine partiyi Talat’ın başına yıkarlar. (Mesela diyoruz.)
Ve gelelim taşeronlara. Mücadelesi o kadar kolay değil çünkü CTP’de de vardırlar! Dokunulduğu anda partiden kopmalara kadar varan bir kemikleşmiş sorun da budur !
SADECE BİR ÖRNEKLEME YAPTIK! Ki geride tekmili birden yirmi dört “idealist karar” daha vardır! Her biri kendi içinde hukuku, demokrasiyi yüceltecek kadar iyi hazırlanmış olabilirler. Fakat uygulama safhasına gidiler mi delinip yozlaşırlar! Nitekim Erhürman’ı da “geçici istihdamlar yapılırsa istifa ederim” dediğine nazire, “o halde neden istifa etmedin” diyerek tefe koyup çalıyorlar! Kısaca CTP zor kararların arifesindedir…      

**********

Kısaca takıldıklarım: (Taçoy biraz da Mağusa’ya üfürse!)

Sn. Hasan Taçoy bakanlık koltuğuna yapışıp kalanlardan değil. Dolanıyor, sorunların içine bizzat dalıyor ve tabii çareler arıyor bu nedenle de “icraatlarının tasavvurlarını” açıklayarak halkla paylaşıyor. Mesela Mağusa’ya da bir iki kez gelmiş, limanıyla ilgili açıklamalar yapmıştı. Henüz ortada elle tutulur icraat olmasa da iyi ve güzel diyoruz.. Nitekim son açıklaması da Lefkoşa’da on kavşakta düzenleme yapıp trafiği rahatlatacağına ilişkin…
Pekala Mağusa? Yani diyoruz, eğer bu konuda bütçe varsa Lefkoşa’ya 6 düzenleme getir, dört tanesini de Mağusa’ya ayır! Çünkü artık bu kentte sürücüler, trafik ve yollar resmen “Allah beklesin”e kaldı!