Köşe Yazarları

Kaçan fırsatlar!


Allah, yararlansınlar diye zaman zaman insanlara, “fırsatlar” lütfedermiş. Ki  “ne fırsatlar kaçırdım” diye yakınmamızdan belli olmalı!

Tutun ki kişilerin bu “fırsatları”  heba etmeleri kendi akıllarını bağlar!

Fakat söz konusu “Devlet” oldu mu olayın rengi değişir. Çünkü fırsatları kaçıranlar halklarının kaderini yüklenmiş külli iradenin sahibi  Devlettir, Yönetimlerdir!

Kıbrıs siyasi sorununa öteden beridir bu “kaçan fırsatlar” prespektifinden bakıyorum. Ki “Allah’ın büyük lütfu olması gereken 1974 Barış Harekâtı sonucu Kuzey’de devlet kurmamız da o fırsatlardan biriydi!

“Biriydi” diyorum çünkü “çözüm olmazsa 1974’ün bile kıymet’i harbiyesi yoktur!

Nitekim  şu sıralarda bile  kimselerin tanımadığı Kuzey’deki Devletimizin Güney’deki Rum devleti tarafından “siyasi eşitliğinin” tanınmasını istiyoruz!

Yani ne? Eğer olası bir çözümde yada Türk Rum yönetimleri arasında öncesi bir barışçı  anlayış ve dayanışmada, “siyasi eşitliğimiz” tanınsa; işte o zaman sorgusuz sualsiz tanınmış Devlet statüsü kazanacağız.

Ki uzun süredir ne diyordum bu konuda Köşemde? “Çözüm ancak tanınmış iki devlet arasında gerçekleşir.”

Yoksa birinin hâlâ 1974 savaş suçlusu esamesine düşürüldüğü, diğerinin de hem BM’ler hem AB üyesi bir dünya devleti avantaj ve üstünlüğünde olduğu iki devlet arasında ne çözüm olur  ne barış!                                                 *****

…Yukarıdaki   “fırsat, siyasi eşitlik, çözüm” gibi kelimelere sardığım yorumumun nedeni,  bir süre önce CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman’ın bu konuda sosyal medyada yaptığı açıklamasıydı.

Erhürman BM’ler müktesebatını anımsatarak, “siyasi eşitlik ve kararlara etkili katılım işlevsel bir devlet yapısı açısından olumsuz değil, onun temel güvencesidir” diyor ve şunu ekliyordu:

“…Crans Montana’dan bu yana masadaki müzakere zemini olan Federasyonla ilgili olarak en çok gündeme gelen ve tartışılan parametre siyasi eşitliktir. BM’ler GK’i de bunun farkında olduğu içindir ki 29 Temmuz 2019 tarihli 2483 sayılı kararında konuya yeniden vurgu yapmak gereğini duymuş ve siyasi eşitlikle ilgili pozisyonunu bir kez daha ortaya koymuştur. Kararda ‘Siyasi Eşitliğin anlamı ile ilgili olarak 1991 tarihli 716 sayılı kararın 4. Paragrafına atıf yapılmıştır. Bu paragrafta ‘iki toplumun siyasi eşitliğine, Genel Sekreterin 8 Mart 1990 tarihli raporunun 1. ekinin 11. paragrafında atıf yapılmıştır…”

Tufan Erhürman bu açıklamasından sonra Nasıl  Siyasi Eşitlik sorusuna da cevap vermektedir.

Kısaca aktarmam gerekirse, kucağımızda bulduğumuz “fırsat” BM’ler sekreterinin de “Federal Devletin Siyasi Eşitliğe dayalı olmasına yönelik BM’ler kararlarıyla, bizzat Genel sekreterinin görüşüdür.  Tabi bu “fırsatın” nasıl kullanılacağı Sn. Akıncı ile Ankara’nın işidir..                                                                              **********

BU GİDİŞ GİDİŞ DEĞİL!

Kaynıyoruz! Hem de fokurdayarak! Tabi ki gün gelecek hem kaynayacaktık hem çatlayacaktık çünkü gideceğimiz köyün minareleri yıllar öncesinden gözüktüydü!

Ki artık, “acaba öncelikle hangi sorunu  Köşemizde ayazlatsak” diyoruz o kadar çoğul oldular!

Sonuncusu, yankısı hâlâ sürmekte olan Adli Yılın başlamasıyla ilgili ortalara dökülen sorunlardı.

Ardından Ombudsman Sn. Emine Dizdar’lının 2019’un ilk ayında, “İmar” konularındaki yakınması geldi. O müthiş “hastalığımızı” Sn. Dizdarlı şöyle özetliyordu: “Yasal boşluklar ve Popülist politikalar yapılaşmadaki problemleri artırdı!”

Devleti işaretlerken ne demek istiyordu Sn. Ombudsman? Herhalde şunu: “Aradan 45 yıl geçti ama Devlet dediğiniz hâlâ eski hamam eski tas!”

Nitekim yansıtılan şikâyet “Belediyelerin izinsiz yapılaşma gibi sorunları ele alırken yetersiz kaldıklarını yada yeterli önlem almamayı tercih ettikleriydi!”

Yani ne? İşte o popülizm denilen illet uğruna, kanunsuzluklara göz yumulması!

Eş dost kayırmaları uğruna memleket sadece çarpık yapılaşmalarla değil, ahlâki yönden de dibe vurdu ki  her köşeye bir Ombudsman dikseniz yarattıkları tahribatı temizleyemezler! Hele de memleketin temizlik tertibinden sorumlu olan “Belediyeleri!”

Ne kader ama? Sonunda hepsi de battı! Ve haber şu: “Eğer 2019 yılının sonuna kadar Belediyeler Geçmişe dönük prim borçlarını yapılandırmazlarsa aylık yüzde 1 gecikme zammı ile milyonlarca liralık borçlarını…

…Ne olacak yani? Belediye Başkanlarını hapse mi atacaksınız? Ceplerinden mi ödeteceksiniz?

Sadece Lefkoşa Belediyesinin Sosyal Sigorta borcu tutun ki 63 milyon! İhtiyat Sandığı borcu 87 milyon…

Eee! Sn. “Başkanı” gelecek dönem de başkanlığa aday mı gösterilecek?

Öte yandan şimdilerde Belediyelerin “İlçe Merkezlerine” çekilerek 6’a indirilmesi düşünülüyor.

Yani falan Belediye ilçesindeki tüm kasaba ve köylerin Belediye hizmetlerinin de yetkili ve sorumlusu olacak ki oralarını da  Başkanı olduğu kentin belediyesine benzetsin!

Kısaca olay şudur. “Türkiye’ye şerh koymak, elektriğini suyunu istemiyoruz demek… Yada Rum ile bir federasyon oluşturursak ballı kaymaklı devlet sahibi olacağımızı sanmak beyhude hezeyanlarla hayallerdir..

KKTC’i Ankara ile Masaya yatırıp yeniden diriltip yaşatacak “kalkınma formülleri” üretmek gerekiyor. Yoksa birgün kendimizi Güney’in kucağında bulacağız!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı