Sürekli olarak, kötü yönetildiğimizden şikayet ediyoruz.
Kötü yönetimden kasıt, sadece yolsuzluk, usulsüzlük, peşkeş gibi dayatmacı icraatlar değil.
Kötü yönetim, şu iktidar veya bu iktidar da değil.
KKTC’nin ilan edildiği, başlangıç noktasından sonra gelip giden tüm iktidarların suçu…
Suç da, ok değerli tartışmalarla ortaya çıkarılan yapının, arkadan gelenlerce kurumsallaştırılmaması…
Ne demek kurumsallaşmak;
Bir yapının, kişilere bağımlı olmadan faaliyet gösterebilmesi ve gelişmesi…
Şöyle bir geriye doğru bakın. Bu devlet nasıl kurumsallaşacaktı ki… Her dönem kişilere ya da partilere bağımlıydı.
Çoğu zaman, kişiler veya partilerin etkisi, devlet otoritesinin üstündeydi. Daha doğrusu sistemin üstündeydi.
Kişilerden veya partilerden bağımsız bir devlet otoritesini hiç hissetttiniz mi?
Ben hissetmedim doğrusu.
Bu ülkede yönetenlerin yapamayacağı iş yoktur. Mutlaka kılıfına uydurulur ve sistem çiğnenir. Otorte siyasettir, siyasetçidir…
Bilim diyor ki, kurumsallaşma için önce görev tanımı olacak ve herkes buna uyacak…
Devlet yöneticileri acaba hangi görev tanımına uydular bugüne kadar? Bırakın hamaseti, vatan millet safsatasını, bizde siyasetçinin görevi, bir sonraki seçimi garantilemektir, o kadar… Bu mentaliteyle yürür işler…
Temsil, katılım, denetim tam olacak, hesap verme sorumluluğu ve hukukun üstünlüğü esas alınacak.
Bizde sadece temsilin önemi vardır. Diğerleri olsa da olur, olmasa da olur…
Belki de en çağdaş yasaları çıkarttık ama ne uyguladık, ne denetledik. Yasayı çiğneyenin boğazına sarılamadık.
Sonra ülkenin geleceğinin bir stratejiye oturtulamaması da kurumsallaşmamanın bir sonucu.
Evet tanınmayan, geleceği siyasal olarak belli olmayan bir yer burası. Ama bu koşulları sabit düşünerek de strateji çizebilirdik. En küçük bir şirket bile, on yıl sonra nerede olacağını hesaplar, ona göre hareket eder. Bu da bizde yok…
Onun için de ne lokomotif sektörler, ne kalkınma planlaması hiç bir şey bilinmiyor. Herkes günün koşullarına bakarak en fazla o yılın bütçesini çıkarıyor, o kadar…
Yönetenler böyle olunca da, bürokrasi kendi kendine insiyatif alacak değil ya, onlar da maaşlarını alıp, çekip gidiyorlar.
İyi yönetimin bir gereği de siyasal etik… Bunda, doğrudan sınıfta kaldık. “Etik olmayabilir, ama yasal” cümlesini de duyduk bizzat siyasetçilerin ağzından. Hem de defalarca… Herkes kafasına göre takıldı.
Kurumsallaşamadık, çünkü KKTC hep bir aile şirketi gibi görüldü. Başa gelen, babasının malı gibi baktı devlete. Yandaşını kayırdı, toplumu böldü, adaleti çiğnedi.
Ne liyakat kaldı, ne kalite…
İşte buna Siyasal Yozlaşma diyorlar.
Bu yozlaşma, yıllar içinde gelişti, kök saldı ve sonuçta yolsuzlukların, usulsüzlüklerin çoğaldığı bir duruma geldik.
Bugün tartıştığımız ne varsa, Ercan konusundan tutun da, kamu mallarının dağıtılmasına, katledilen çevre, trafik, yıkılan tarihi eserler, kamu düzeninin bozulması, hükümetlerin neredeyse tüm icraatlarının mahkeme kapılarına düşmesine… hepsinin tek nedeni var, o da bu yozlaşma. Önce etik olandan uzaklaştık, sonra da yasalardan…
Bu kirlilikten kurtulup, devleti kurumsallaştırmak, geleceğini planlamak, siyaseti kamu yararı için yapmak anlayışı nasıl geri getirilebilir diye baktığımda, bunun anahtarının halkın elinde olduğunu görüyorum.
Ama acaba halk ne istiyor..?
Sanki, güven duymadığı bu yapıdan memnunmuş gibi geliyor ve yeniden umutsuzluğa kapılıyorum…
YERİN KULAĞI VAR
BİZE MÜSTAHAKTIR:
Nereye gitseniz, kiminle konuşsanız söz dönüp dolaşıp seçimlere geliyor. Sokağın nabzına baktığımızda sonuçlar, hiç de anket sonuçlarına benzemiyor. Piyasadaki pahalılık ve işsizliği görmemek için kör olmak lazım. Hal böyle iken, yıllardır ülke yönetiminde olanların ilk sıralarda olmasına anlam veremiyorum. Onun için de seçmenden yine umudum yok. Onca şikayete rağmen, bu sıkıntıların sorumluları hala sandıktan birinci parti olarak çıkabiliyorsa, kusura bakmayın ama bize müstahaktır…
SEÇİMDE ENTRİKA OLABİLİR:
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, “Yeni Yasaya göre, seçimde çok entrika dönme olasılığı var” iddiasında bulunarak, Ocak ayında yapılacak erken seçimin, mahkemede sonuçlanabileceini söyledi. Haksız mı? Değil. Bu seçimlerde partiler sadece kendilerini değil, seçmenin nasıl oy kullanacağını da anlatmak zorunda kalacak. Yani işleri bu kez oldukça zor…
YARIN BIRAKACAK:
İstifası istenen Eğitim Bakanı Özdemir Berova’nın, iki gündür Meclis’te hükümete ayrılan bölümün dışında oturması dikkatlerden kaçmadı. Öyle görünüyor ki yarın, bakanlıktan ve DP’den istifasını sunacak. Berova’dan boşalan koltuğa kimin atanacağı merak edilirken, parti içerisinde tek vekil olan Arabacıoğlu’nun makama geri dönmek istemeyeceğini düşünürsek, seçimlere iki ay kala dıştan bir atama veya “vekalet”le yürütmek tek çare olarak görünüyor…
SONUCU ADAYLAR BELİRLEYECEK:
Her parti genelde, daha çok oy getirecek isimleri aday yapar. Bu seçimlerde de bu kural bozulmayacak sanırım. Toplumda yer etmiş, öne çıkmış isimlerin şansı, diğerlerine göre daha fazla. UBP, CTP, DP gibi partilerde kimlerin aday olabileceğini tahmin etmek pek zor değil. Neredeyse üç aşağı, beş yukarı belli gibi. Bu seçimlerde adayları en çok merak edilen partilerin başında HP geliyor. Partinin bu ilk seçiminde göstereceği adaylar, oylarını ve de geleceğini önemli ölçüde etkileyecektir…
DENK BÜTÇE İLK Mİ:
Serdar Denktaş sürekli olarak, “tarihte ilk kez denk bütçe” savunması yapıyor. Denk bütçe iyi midir, büyüme mi, yoksa yeni vergiler midir, vatandaşa ne faydası vardır, bunları ekonomistler değerlendirsin. Ancak benim bildiğim kadarıyla, KKTC’nin 1990 bütçesi, denk de değil, fazla vermiş bir bütçeydi. O zamanlar Asil Nadir’in yaptığı yatırımlar, devlete akan parayla bütçenin fazla verdiği açıklanmış, seçimler öncesinde de peşin ödemeye geçiyoruz diyerek, memura fazladan bir maaş verilmişti. Sonuçta DMP adı altında bütünleşen muhalefete karşı, UBP tek başına iktidara gelmişti.
YA KIRK KATIR, YA KIRK SATIR:
Federasyon modeliyle ilgili KKTC’de devam eden tartışmaları değerlendiren Rum sözcü Hristodulidis, “Ya, yeniden birleşmiş, AB üyesi Kıbrıs’ta yaşamak için BM kararları temelinde çözüme ulaşmak üzere bizimle çalışsınlar, ya da Türkiye ile” değerlendirmesinde bulundu. İyi de yıllardır adada bir çözüm için uğraşan bizler iken, anlaşmanın aleyhinde olan siz değil misiniz. Sadece BM parametrelerine inansanız yeter…
ZİRVEDEKİLER
Yusuf Kanlı: “Ocak başında seçime giderken Kıbrıs Türk halkı eminim federasyonun görüşme hedefinden çıkartan milletvekillerini olduğu kadar temiz siyaseti de dikkate alarak oy verecektir. Ne kadar asil olursa olsun güdülen amaç, siyaset ve araçlar kirli ise sonuç da kirli olacaktır…”.
DİPTEKİLER
Ekonomik Çöküş ve Siyaset İlişkisi: Sterlinin 5’i geçtiği bugün, ne yazarsanız yazın, ne vaad ederseniz edin, hiç bir önemi yok artık. Ekonomik çöküşün getirisi bir kere daha partizanlık olacaktır. “Bunu tanırım, işimi halleder” kriteri, 2018 seçiminde bir kez daha ana belirleyici olacak. Boğazına kadar batmış insanlar ne başkalarının hakkını düşünecekler, ne de adaleti… Acı ama gerçek…
































