Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İtibarsızlaştırma

Birileri belli ki her yolu kendi hedeflerine ulaşmak için mubah sayıyor.
Bunun için de her aracı kullanıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Dünyada bu işler böyle olur. Birileri hedefe ulaşmak için her yolu mutlaka dener”.
Bazılarınız, Irak ya da Suriye olaylarında yaşananları örnek göstereceksiniz.
Hatta Saddam Hüseyin’in götürülmesi ve ABD’nin Irak’a müdahale edebilmesi için yaptıklarından örnekler göstereceksiniz.
Saddam’ın nasıl itibarsızlaştırıldığını anımsatacaksınız.
Haklısınız…
Bir zaman bizde insanları itibarsızlaştırmak, etkisini azaltmak için onları “Rumcu’”ya da “hain” ilan etmek modaydı.
Gücü elinde bulunduranlar sevmedikleri, sevemediklerini, kendileri için tehlikeli gördüklerini ekarte etmek için Rumcu ilan ederlerdi.
Daha çok küçük yaşlardayken Ahmet Mithat Berberoğlu için sağda solda söylenenleri anımsıyorum.
“Berberoğlu Kıbrıs Türkünü Rum’a satacak” diye kulaktan kulağa dolaşan söylentilere anlam veremezdim.
“Öyle bir şey mümkün müydü?” diye sorgular dururdum.
Yaşım küçük olduğu için o suçlamalara anlam veremezdim.
O yaşlarda nereden bilecektim ki, birileri birilerinden korkup, onu itibarsızlaştırıp, etkinliğini kırmak isterse bu tür yolları kullanır diye…
Kıbrıs Türk siyasi yaşamında 2000’li yılların başına kadar “Rumcu” ve “Hain” suçlamaları doğrusunu söylemek gerekirse iş yaptı.
Hatta TMT’ci İsmail Bozkurt gün geldi “Rumculuk”la suçlandı.
Televizyonlarda Rum tarafına geçerken çekilmiş görüntüleri aksettirilerek, 1990 seçim kampanyasında itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.
Neler hissettiğini tahmin etmek hiç de zor değil.
Daha çocuk sayılacak yaşlardan itibaren kendisini “Türklük” davasına  adayan biri olarak “Rumcu” olmakla suçlanmak hiç de kabul edilebilecek bir şey değildi.
Ama gelin görün ki öyle oldu.
Bozkurt gibi daha niceleri benzer suçlamalara maruz kaldı.
Gözünü piyade tüfeği ile açıp, orta, lise yıllarını mevzilerde sabahlayıp geçirenler de…
Adına iktidar kavgası denilen her şeyin mubah sayıldığı bu kavgada sınır yoktu.
Hala da yok.
İlginçtir, dün insanlar itibarsızlaştırılmak istendiğinde ‘Anavatan Türkiye’ye karşı’ ve “Rumcu” olmakla suçlanırdı.
Bugün ise, birilerinin ellerindeki gücün korunması için suçlamanın şekli değişti.
Şimdilerde “Rumcu” suçlaması alıcı bulmuyor. Ama birileri birilerinin adamı olarak suçlanarak itibarsızlaştırılmak isteniyor.
Hatta “Türkiye’ye yakın” olmak bile suç.
Neyse Türkiye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ilişkilere bakacak olursak, Kıbrıs Türkünün Türkiye ile kavga etme lüksü yok.
Nedense son zamanlarda Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin arasının açılması için her şey yapılıyor.
Kendi ev ödevlerini yapmayanlar nedense başkalarında suç ararlar.
Okul dönemlerinde olduğu gibi.
Ödevini yapmayan çocukların her zaman bir mazereti ve suçlayacağı birileri vardır.
Okul bitme noktasına geldiğinde, mezun olup gidenlerin ardından bakarken insan gerçeklerle yüzleşir.
Ya da sınav sonuçları gelince…
Çakılıp kalınır bir yerde.
Pişmanlığın yoğunlukta olduğu duygu karmaşası ortaya çıkar.
Ama kaybeden etmiştir.
Ancak yaşananlardan ders alınırsa, yine de bir şekilde geriye dönüş mümkün olur.
Peki ya geriye dönüşü mümkün olmayan durumlarda…
Örneğin toplumun yok oluşuna neden olabilecek adımlar atılırsa…
Şimdi Kıbrıs Türkünün tek çıkış kapısı Türkiye…
Kuzey Kıbrıs’ta sürdürülebilir bir ekonomik yapı yok.
Rekabet gücü yok.
Kuzey Kıbrıs’ta cari bütçesini kendi gelirlerinden karşılayamayan bir yapı var.
Ve bu yapıyı bir şekilde ayakta tutan, destek veren Türkiye’yi hedef yapma anlayışı doğru değil.
Gelinen aşamada sapla saman karıştı.
Olacak şey değil!
Toplumun geleceğini ipotek altına alma pahasına kişisel çıkarlar gözetiliyor.
Yazık ediliyor.
Nereden nereye geldik.
Aslında sorun bizim bir birimize bakışımızdır.
Bunu ne zaman fark edeceğiz?