Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İsyancı ve ayrılıkçı Kıbrıslı Türkler

 

Birleşmiş Milletler,  New York’ta  “farklı kültürlerin dayanışması” konulu bir zirve düzenledi.

Zirveye, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin tümünün devlet ya da hükümet başkanları davet edildi. Ayrıca, yaşadıkları coğrafyalarda farklı kültürlere sahip olan sivil toplum örgütlerinin yöneticileri de zirvenin esas davetlileri arasındaydı.

Burada amaç, devlet veya hükümet başkanları ile farklı kültürleri olan sivil toplum temsilcilerini bir araya getirip birbirlerine empati yapmalarını sağlamaktır.

Bu çerçevede Türkiye Kürdistan’ında yaşayan Kürtlerin büyük bir bölümünün onay verdiği PKK’nın Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan da BM’nin New York’ta düzenlediği zirveye katıldı ve “hoş geldin” yemeğinde BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile ayı masada yer aldı.

Bu durum üzerine Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Birleşmiş Milletler’i protesto etti ve New York’tan ayrıldı.

Erdoğan “silahlanan ve BM üyesi yasal devlete karşı ayaklanan ayrılıkçıların bu zirveye davet edilip yemekte yeralması, BM Genel Sekreteri ile görüşmesi  tam bir skandaldır” dedi.

***

Yukarıda yazılanlar bir kurgudur.

Şuanda gerçekleşmesi imkansız ötesi bir kurgudur.

Fakat, bana göre yaşadıklarımızı anlatan çok iyi bir kurgudur.

Niye?

Çünkü, Kıbrıslı Rumlar tarafından işgal edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Mart 1964’den beri BM’nin yasal üyesi kabul edilmesiyle birlikte Kıbrıslı Türkler yasal devlete karşı isyan eden silahlı ayrılıkçılar olarak nitelendirildiler.

Kıbrıslı Türkler, “biz Enosisçi EOKA’cılara karşı mal ve can güvenliğimizi koruyoruz” demelerine karşın, hep ayrılıkçı muamelesi gördüler.

Bu ayrılıkçıları ortadan kaldırmak ve “yasal devletin otoritesini” tesis etmek için de çeşitli askeri operasyonlar yapıldı.

Muazzam askeri güce karşı hiçbiri de başarılı olamadı.

Ta ki doğrudan  Enosis için 15 Temmuz 1974’de darbe yapmaya yeltenene kadar.

20 Temmuz’da Türkiye askeri müdahalede bulundu ve bu kez ayrılıkçılara destek veren ülke olarak görüldü.

***

Yukarıda tüm sıralananlar Rum  derin devletinin resmi ideolojisidir.

Mecbur kaldıkları için 1977’de Kıbrıslı Türkler ile görüşme masasına oturdular ve doruk anlaşması imzaladılar fakat her daim Kıbrıslı Türlere ve onların seçtiği temsilcilere “ayrılıkçı” muamelesi yaptılar.

Bu derin ideoloji 2004 referandumlarında çöktü fakat Rum hakim sınıfları bu çöken ideolojiyi ısrar ve inatla sürdürmeye çalışmaktadır.

İstanbul’da BM’nin düzenlediği insani yardım zirvesinde Rum Yönetimi Başkanı Anastasiades’in çıkardığı krizin temel nedeni budur.

Akıncı’nın BM Genel Sekreteri Moon  ile görüşmesi (teşbihte hata olmaz) Karayılan’ın Moon ile görüşmesine eşdeğerdir ve o ölçüde tepki verilmelidir.

Ne uğruna?

Yolunda giden görüşmeleri berhava etmek uğruna.

***

Aşağıdaki açıklama Cumhurbaşkanı Akıncı’ya aittir.

Ayrılıkçı olarak görmediğim, bilakis mevcut  bölünmeyi ortadan kaldırmak için uğraşan, tek Kıbrıs, tek temsiliyet, tek  devlet tezine inanan Akıncı’nın görüşleri.

Noktasına ve virgülüne kadar katılıyorum;

***

“…Şu unutulmamalıdır Kıbrıs Türk halkı evet çözümden yanadır ve çözüm için var gücüyle uğraşacaktır ama Kıbrıs Türk halkı sadece Kıbrıs’ta sadece  Lefkoşa’da ara bölgeye sıkıştırılmış bir halk olarak kalmayacaktır, bunu da herkes bu şekilde algılayıp ona göre davranmalıdır. Yani bizler Kıbrıslı Türk olarak BM teşkilatı ile bu teşkilatın Genel Sekreteri ile sadece ve sadece bir tek New York’ta mı görüşeceğiz? BM yetkilileriyle sadece Lefkoşa’da ara bölgede mi görüşeceğiz? Ocak ayında Davos’ta görüştük, o da farklı bir platformdu ama belli ki ondan bile rahatsızlıklar duyuldu ve o konuda da pek çok spekülasyonlar yapıldı. Biz çözüm için hem kendi haklarımızı sonuna kadar savunarak, Kıbrıs Türk halkının her zaman söylediğim gibi eşitliğini, özgürlüğünü ve güvenliğini gözeterek ve elbette diğer toplumun da makul olan hassasiyetlerini de gözeterek bir çözüm doğrultusunda elimizden geleni yapacağız…”