Kıbrıs sorunu yine bir kriz ile karşı karşıya.
Krizin nedeni Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın İstanbul’a gidişi.
Malum, İstanbul’da Dünya İnsani Yardım Zirvesi vardı.
Ve zirvede katılımcılar arasında Rum Lider Nikos Anastasiades de bulunuyordu.
Akıncı’nın zirvenin yemeğine katılması, bu arada BM Genel Sekreteri Ban ki Moon ile görüşmesi Anastasiades’i fena halde kızdırdı.
Keşke Anastasiades duygularına bu kadar teslim olmasa ve rasyonel bir şekilde hareket edip bu olayı krize dönüştürmeseydi.
Ama görünen dönüştürdüğüdür.
Bir gerçek var o da Kıbrıs meselesi devam ettiği sürece bu tür krizler de bitmeyecek.
Bir şekilde karşımıza çıkacak.
Aslında İstanbul buluşması bir fırsata dönüşebilirdi.
Belki de BM o süreci iyi yönetebilse idi sorunun çözümüne dönük devam etmekte olan müzakere sürecine ciddi anlamda ivme kazandıracak sonuçlar elde edebilirdi.
Bence krize neden olan taraf BM oldu.
Anastasiades de gereğinden fazla işi büyüterek olayı tırmandırdı.
Halbuki müzakere masasında işler hiç de kötü gitmiyor.
Güney Kıbrıs’ta seçimlerin geride kaldığı koşullarda liderlerin alacağı siyasi kararlarla müzakere sürecinde çok önemli ilerlemeler sağlanabilir, son safhaya geçilecek bir duruma gelinebilir.
Böyle bir durumda BM İstanbul Zirvesini bir fırsata dönüştürüp BM Genel Sekreteri’nin iki liderle ayrı ayrı ve belki de üçlü bir zirve yapmalarını sağlayıp sürecin bundan sonraki aşamasının doğru bir şekilde planlanmasına katkı koyabilirdi.
Ama olmadı.
Sonuçta İstanbul zirvesinden Anastasiades kriz çıkartarak döndü.
Dileyelim bu kriz kısa bir zamanda aşılsın ve müzakere masasında ortaya çıkan çözüm fırsatının yakalanması için liderler sürece odaklansın.
Gelinen bu aşamada bazı önemli noktaların aslında altını bir kez daha çizmekte fayda var.
Kıbrıs meselesi çözümlenecekse bunu Kıbrıslı Türk ve Rum tarafları başaracaklar.
Müzakereleri iki halkın liderleri yapacak.
BM’nin görevi iki lidere eşit şekilde muamele yapmak ve ikisini de ayni hassasiyetle korumak olmalı.
Yani bir lidere diğer lider karşısında avantaj sağlayacak girişim ve yaklaşımlardan BM özellikle uzak durmalı.
Kıbrıs meselesi en kırılgan aşamalarından birinden geçiyor.
Süreç ya bir çözüme doğru gidecek ya da başarısızlıkla sonuçlanan diğer süreçlerin yanında yerini alacak.
Bu nedenle özellikle BM’ye bu aşamada büyük görev ve sorumluklar düşmektedir.
Taraflara eşit davranma ve bu tür krizlere fırsat vermeme konusunda BM daha dikkatli olmalıdır.
Bu arada Anastasiades de duygusallığı bir yana bırakarak meselelere daha gerçekçi yaklaşmalıdır.
Çözüm ancak gerçekçi olunabildiği oranda daha yakın olur.
Türkiye’de Kıbrıslı Türklerin yok sayılmasını kimse Türkiye’den beklememelidir.
Neyse olan olmuştur. Suçlu aramak ya da onu bunu suçlamak yerine bu tür gerginliklerin kökten çözümünü sağlamak için Kıbrıs sorununun çözümü şarttır.
Sorun devam ettiği sürece onun etkileri her alanda yaşanmaya devam edecektir.
Bu nedenle liderler süratle müzakerelere yoğunlaşmalı, önümüzdeki 2-3 ay içinde meselenin çözümünü sağlamaya çalışmalıdır.
İç tribünlere oynayarak bir yere varmak mümkün değildir.
Umarım herkes bunu anlar.
































