Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İSTEDİĞİMİZ NEDİR? (DOĞRUSU NELERİ İSTEMEDİĞİMİZİ DE BİLMİYORUZ!)

Hemen çözüm diyenlerin  (sanki biz istemiyormuşuz gibi) oluşacak federal sistemde Türk tarafı olarak nelerin yer almasını istediklerini bilmiyoruz. Dolayısıyle nelerin yer almamasını da!
Bu konuyu ve halkın siyasi soruna yönelik “bilincini” çok önemsiyoruz. Çünkü sonuçta referandumda çözüm planını oylayacak olan halktır.   Tabi bu oylamadan önce masada uzlaşıya varılan “çözüm planı” açıklanacak, akla karayı öğrenmiş olacağız. Ne var ki azından müzakere süreci devam ederken ve  desti kırılmadan “müzakerecileri” uyaracak bir halk refleksine de  ihtiyaç vardır.
İşte biz bu “refleksi” göremiyoruz. Bunun yerine finansmanlarını AB ve belki BM’in  yuro dolar olarak karşıladıkları bazı STÖ’lerinin   sürdürdükleri faaliyetleri vardır. Ancak hem halktan kopukturlar hem de “Türkiye aleyhine” oluşturdukları olumsuz propagandaları ile şaibelidirler! Üstelik yukarıda da yazdığımızca Kıbrıs Türk halkı için çözümde ne istediklerini  açık seçik ortaya koymamaktadırlar. Buna karşılık nasıl bir kafa yapısına sahip olduklarını iyi biliyoruz:
Bir: Türkiye’nin adadaki varlığını istemiyorlar! Dolayısıyle garantörlüğünü de istemiyorlar!
İki: Tüm adanın askersizleştirilmesi için mücadele ederlerken bugünkü koşullarda mümkün olmayan “vicdani ret”ti  savunuyorlar!
Üç: Olası çözümde ayrı gayrı Türk ve Rum halkları değil, “Kıbrıslılığın”  egemen “tanım” olmasını istiyorlar!
Dört: Rum tarafı gibi AB müktesebatını savunuyorlar.
Beş: “TMT, Mücahitlik, 1974 öncesi Türk Rum  çarpışmaları, ulusal mücadele, Rumun cenosit hareketleri, şehitler, bayrak, vatan, millet…” Gibi kelimelere sarılı anlatımlardan fena halde huylanıyor, bunların  telafuz edilmemesini istiyorlar… Vesaire.
FAKAT: Sürekli Güney’den Kuzey’e Rum cemaati taşır, kiliselerde ayin yaptırır, Rum kafadarlarını davet edip siyasi sorunla ilgili konferanslar verdirir, ikili ilişkilerin geliştirilmesi kulpu takılmış etkinlikler için daha çok Kuzey tercih edilirken; nedense  Kuzey’den Güney’e geçip benzer etkinlikleri bir de orada gerçekleştirmekten sarfınazar eylerler. (Vakti zamanında Talat gidip bir konferans verecek oldu, adamı dövdülerdi!)
BUNA KARŞIN.  İster euronun gücüyle olsun ister inançlarıyla olsun. Gerçek şu ki bu “anti Türkiye” unsurlar Rum tarafının masadaki elini güçlendirmektedirler. Geçtiğimiz gün AB Komisyonu Başkanı Junker’in ayni zamanda Kıbrıs Türk halkını da AB’ye hazırlamakla görevli yardımcısı Dombrovkis’in adayı ziyaretinde kendilerini sadece 15 dakika ziyaret edebileceğine sınirlenip “hiç gelmesinler daha iyi” diyen Akıncı’nın dışında gelişen bu politikalardan olumlu veya olumsuz nasıl etkilendiğini  bilmiyoruz. Fakat büyük olasılıkla elini güçlendirdiğini de sanmıyoruz çünkü sözünü ettiğim STÖ’leri maşallah hep Rum’un ekmeğine yağ sürüyorlar!  Bakalım bu gidişin sonu nereye varacak?
     **********
SU İŞİ TAMAM: (AMAN DİYORUZ YÖNETİMİ BİZİMKİ GİBİ OLMASIN!)
Suyun yönetimi sorunu sonuçta TC-KKTC Başbakanlarının imzalarıyla çözüldü. Bundan sonra çalışmaları başlayacak. Oysa suyun akmaya başladığı gün çalışmalar  da başlasaydı bugün belki de Lefkoşa’da çeşmelerden bu “TC suyu” akacaktı! Ve içip anlayacaktık ki TC’den geldiği halde hiç de zehirli değildir! Üstelik ne bizi tutsak almıştır ne de öldürmüştür!
UNUTMAYACAĞIZ: Ben Türkiye’deki yönetim erkine, hemen her konuda yarattığı  huzursuzlukla istikrarsızlığa yol açan politikasından dolayı   her  demokrat insan gibi kızgınım!
Fakat böylesi bir serzenişte bulunurken, “aynen KKTC yönetimine duyduğum kızgınlık gibi” derim! Ve su sorununu da bu cümlemin içine koyarım.. Çünkü sürdürdüğü şaşkın politika ile bir memleketin yarısını  su isyanına sürükledi! Sevinilmesi şükran duyulması gereken bir olayı  bizzat “elindeki iktidar erki” ile dinamitledi.  Yıllardır Türkiye ve Türkiyeli karşıtı homurtular çıkmasına  karşın indifa etmeyen yanardağı, sonuçta lavları altında kalacak olan yine bizlerken su sorunuyla patlattı! Kısaca bu ülkede TC’ye karşı tipik bir başkaldırı oynanmasına neden oldu!
Unutulacak, yarası sarılacak bir olay değil. Fakat çözüme giden yolları açmak uğruna  tezgâhlanan üstelik devlete inanmadığı halde devletin rüştünü ispat etmek için mücadele ettiği imajını çakan “hareket” bize denizin altından su bile getiren Türkiye’ye karşı ayıbın da ötesi oldu! Bu suya bundan sonra nasıl sahip çıkacağımızı hep birlikte göreceğiz. Göreceğiz de “aman” diyeceğiz.
Aman KTHY gibi olmasın! Aman Sanayi Holding gibi olmasın! Aman Belediyeler gibi olmasın! Aman kooperatiflerimiz gibi olmasın! Aman Sağlığımız, eğitimimiz gibi olmasın!.. Aman diyoruz. “Bizim gibi olmasın!”
     *********      KISACA TAKILDIĞIM. (EĞRİ GEMİ DOĞRU SEFER!)
Döviz yükselişe geçtiğinde 2001’ler ekonomik krizi hatırımıza geldiydi. Ne var ki  o yıllarda bugünkünden çok daha beter kapalı toplum ekonomisine sahiptik, henüz bakkalcılık manavcılık yapmaktan öte bir ticari kabiliyetimizle cibilliyetimiz yoktu!
Buna karşılık yine hantal Merkeziyetçi devletçilikten kurtulmamız gerektiğinden,  toprak reformundan, kooperatifleşmekten, sermaye birikiminden, dış yatırımlardan, turizmden falan bahsediyorduk. Hiç değişmedik yani…
FAKAT. Hayret bir şey! 1974’lerden beridir ayni sorunların büyük bölümünü taşırken mesela 10’nu aşkın üniversitenin, onlarca beş yıldızlı kumarhaneli otellerimizin, bir milyona yaklaşık turistlerimizin, daha çok artan bağlarımızın,  bahçelerimizin, tesislerimizin, AVM’lerimizin,  şirketlerimizin sahibi olduk.. Artı “televizyonlu, radyolu, gazeteli medyamızla birlikte..”  Galiba memlekette on’u  aşkın günlük gazete yayınlanıyor. Yanı sıra  pek çok Tv. Kanalı radyo yayınları var… İnsan şaşırıyor. On yıllarca çözülmeyen sorunlara, hantal devlet yapısına karşın   bu kadar sektör  nasıl mantar gibi biter? Yoksa KKTC’nin arayıp da bulamadığı sistemi “eğri gemi doğru sefer” midir?