Ki varlık nedenimizin “üç kelimelik” ifadesini yaşamın anlamı yaptık: “İş, aş para!”
Kendi fasit dairemizin içinde dönerken başımız da dönüyor ama galiba artık sadece biz Kıbrıs Türk toplumu değil.. Dünya insanlığı da böyle!: “İş, aş ve para uğruna sürdürülen yaşamlar!”
ÖYLE DE OLDU MU artık ne kitap okuyoruz ne sinemaya gidiyoruz.. Zaten ülkede ötesi tiyatrolar farklı eğlence yerleri de yok! Çoğu zamanlar evden işe, işten eve gidip gelmekle geçen ömürlerin yaşamlara anlam katan en lüksünden hobileri tutun ki arabalarla yollarda gidip gelirken bir yerlere uğrayıp bir şeyler yiyip içmekten öte değil… İşte bütün hayatımızın özeti!
BUNA karşın mesela şimdilerde Zülfü Livaneli’nin Abdülhamit’in sürgündeki son dönemlerini anlatan “Kaplanın Sırtında” adlı kitabını okuyorum. Müthiş bir anlatım! Tahttan düşürüldükten sonra Selanik’e sürgün edilen Padişahın ruh hallerini uzun uzun anlatan Livaneli, sanırsınız ki o “Kaplanın sırtında” dediği Abdülhamit’in ta kendisidir.. …TABİ Kİ bu kitaptan söz edecek değildim. Fakat o “istibdat dönemlerini” anlatacak, konuşacak, öncesi ile sonrası dönemleri hatta bizim tarihimizden de örnekleyerek tartışacak ne bir ortam kaldı ülkede ne öylesi insanlar var artık çevremizde!
…ABARTMIŞ olmayım! Tabi ki sosyal hayat yer yer kümelenmiş, örgütlenmiş zümresel topluluklarla devam ediyor ama toplumun geneldeki görünümüyle yetişmekte olan gençlerimizde de yansıyan benzer ve ortak tutkular, sadece “iş, aş, para” gailesinden ibaret kalmakta!.. Fakat: ***
HAKSIZ DA DEĞİLLER! Çünkü artık bu halk domatesle patates fiyatını düşünüp konuşur oldu çünkü o “iş, aş, para” dediğimizin sahipleri de olsak artık doğru dürüst yaşamamıza yetmiyorlar. Nitekim:
“ZAM YAPACAĞINIZA FİYATLARI DÜŞÜRÜN!” Lafın sahibi “iktidarda tutunamamasına karşın sıkı bir muhalefet ustası olan DP Başkanı Kudret Özersay’dır. Geçenlerde Hükümete çağrıda bulunarak “zam yapacağınıza fiyatları düşürün” dediydi ki doğru!
Çünkü artık “piyasa” TC’den gelecek parasal katkıları gözlemektedir.. Ki KKTC ticareti çoktan beridir “pire ısırdı çık yukarı” oldu!
OLAYI BAŞINDAN ASLIRSAK ŞU: Mevcut pahalılığı “önlemek” için değil, “karşılamak” için Devlet kamu görevlilerinin maaşlarına sürekli zam yapmakta… Her zamdan sonra da ortada hiçbir olumsuz gelişme yada değişim olmamasına, yaşanmamasına karşın; “sermaye kesimi” bilumum “emtiyaya” sanki 3. Dünya savaşı başlamışçasına zam üzerine zam dikmekte!..
DOLAYISIYLE ÖZERSAY haklıdır: Devlet piyasayı denetim altına alacak kabiliyet ve cibilliyette olmadığı ve zaten yurttaşın alım gücünü dengeleyecek katkı paraları da sürekli Ankara’dan pompalandığından” pire ısırdı çık yukarı” olmakta. Yani ne?
ANKARA parayı verdikçe ülkede fiyatlar artmakta! Fiyatlar arttıkça yeni alım gücünü takviye için Ankara bir iki milyon daha pompalamakta! Fakat daha gelecek paranın haberinin işitilmesi üzerine bile iğneden ipliğe yeni zamlar bastırılmakta!.. Ve KKTC’deki bu “sosyoekonomik çarkların kısır döngüsü” toplumsal bir kadere dönüşmekte! Adı ise “korkunç pahalılık!” Buna karşın:
***
HALK MUKTEDİRDİR: Hükümet bu kısır döngünün üstesinden gelemiyor! Fakat halk gelebilir.
Yurttaşlar, tüketici zümre sadece bir gün bile çarşı pazardan domates satın almasa ertesi gün o domates fiyatları dibe vurmazsa ben de Mağusa’nın Akkule’sinden kendimi atarım!
TABİ ki yazdıklarım sadece pahalılığa yenik düşmüşlükte alış gücünü de yitirmiş yurttaşın, esnafın, ötesi meslek erbabının çaresizliğinin altını çizmekten ibarettir.. Ki artık fukaralığın sembolü gibi kullanılan “zeytin ekmek” dediğinizin zeytininin bir avuçluğu bile et fiyatı ile yarışıyor.
***
Eee OLMAZ! BÖYLE DE YAŞANMAZ Kİ! Daha bir süre öncesine kadar kahvehanelerde bir acı kahvenin fiyatı en kabadayısından 5 lira iken şimdi 25 otuz liradır!
“SERBEST piyasa ekonomisi” dedik ama “dileyenin dilediğini yapmasını, istediğince fiyatlarla oynamasını” söylemedik! Ki artık bu kadar “serbestliğin” de bir müeyyidesi bir caydırıcılığı hatta cezası olmalıdır! Oysa bizim muhterem yöneticiler tüm tedbirleri de serbest bıraktılar!
***
VE GENE DENETİM diyorum. Ki eğer istenirse bu ülkede “Koop. Alışveriş yerleri” de oluşturulur, fiyatları belirlenmiş “açık pazarlar” da.. ELBETTE büyük efor sarf etmeyi, organizasyonu gerektirir ama Hükümet dediğinizin zaten o eforun da ötesinde ne akşamı vardır uyuyacağı ne gündüzü vardır makamında oturacağı.. Yani daha çok çalışmaya, üretmeye, aksaklıkları düzeltmeye, istikrarı sağlamaya ihtiyacımız varsa, hükümet bunları gerçekleştirmek zorundadır!..
BİLGİSİ irfanı tecrübesi yetmiyorsa aha şurada Türkiye: Sorsun yardım istesin..
Yani şunu diyoruz: “Biz yaparız olur” demek inanç yönünden takdir edilir ama eğer “yapacak kudret ve salahiyette” olunursa! Sorunumuz da zaten bu değil mi?
***
KISACA TAKILDIĞIM: “Ülkede yığınla üzüleceğimiz sorunlar olaylar vardır ama bunların hiç birisi insan sağlığını tehdit edenleri kadar ciddi olamaz!”
BANA yukarıdaki düşüncemi yazdıran neden, KKTC’de maalesef “günün” değil “yılların sorunudur!” Nitekim: BU ülkede Hastahanelerden başlayarak doktor, hemşire, bakıcı derken ilaçlara; ilaçların ise yoklukları ve pahalarına varıncaya kadar “sağlıkla ilgili sorunlarımız vardır!! ***
BUNLARDAN sonuncusuna yeni olmamasına karşın dün tosladım: Birisi “bebek ölüm oranlarının ciddi şekilde artmakta olduğuna yönelik haberdi!”
Diğeri en az hastalıklar kadar müzmin bir başka sorunumuz olan ve “ilaçsızlıkla” ifade edilirken aranan ilaçların bulunamamasıydı! Ben bunlara üçüncüyü ekliyorum: “HASTAHANELER VARDIR hemen en güzel şekilde yararlanacağınız fakat özel! DOKTORLARIMIZ vardır uzman ve gerçekten başarılı, ünlü fakat özel!
İLAÇLARIMIZ vardır ama satın alınması gerektiğinde alınamayacak kadar çok pahalı!
YANİ bu ülkede “sağlık afiyeti” satın almak zorundasınız! Kimin daha çok parası varsa o satın alma imkânına daha çok sahiptir de sahiptir ya parası az olanlar hatta hiç parası olmayanlar! Onlar da Devlete muhtaçtırlar ve işte Sağlıkta “sorun” da bu sosyal ayrışımdan ve sınıfsal kaynaklanmaktadır!
ÇÜNKÜ bizatihi Devletin kendisi bir hasta ve muhtacı didedir ki kaldı ki hastalarına himmet ede!
































