Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte çürüme budur…

Başbakanı’yla, parti başkanıyla, Başsavcısı’yla, Sayıştayı’yla hala o kıyak Marsilya gezmesinin hesabını sormadıklarından, adam da konuşuyor.

Konuştukça da batıyor.
Aklınca komplo teorilerinden bile söz ediyor.
Yahu kardeşim, iş adamı sana kara kaşına kara gözüne masraf yapmaz. Hem seyahatinin masrafları, hem de sözde taş ocağına bir amfi tiyatro…
İşin özü de burada zaten.
Bakanlar Kurulu karar çıkartır, masrafları öder gidersin. Biri senin için masraf yapmışsa, bu ödüldür. Yasaya göre de suçtur.
Yaratacağı sıkıntıyı bilememiş, vah vah. Yasayı bilmemek hukukta mazeret değildir.
Gelelim Başbakan’a…
Bakırcı’nın sözlerini basına aktarmakla yetiniyor. Taş ocağı firmasının süresini kendilerinin uzattığını belirtiyor, sonra da, bu şirketin süresi bir daha uzatılmayacak diyor.
Bu kadar mı?
Yani hesap sorulmayacak mı?
Bakırcı “Bir daha yapmayacağım” deyince, oldu mu? Tamam mı?
Bakanların, milletvekillerinin bir şirketten “ödül” almasını dokunulmazlık dışına çıkarıp, suç kabul eden yasayı yapmakla övünürken, böyle bir duruma sessiz kalmanız neden?
Bitti mi bu iş?
Üstüne bir bardak su mu içelim?
Şimdi “Masraflarını ödetti, ama karşılığında bir şey vermedi. Eh, bu durumda suç oluşmadı.” mı diyeceksiniz?
Ya kamu vicdanı?
Ya etik?
Ne dersiniz Sayın Başbakan, bu lekeyi taşımaya kararlı mısınız?
Sunat Atun’un Ericsson ziyaretine Meclis kürsüsünden kükreyen sizlerin, bu defa rezaletin üstünü örtme gayretlerinizi, bu çifte standardınızı nasıl yorumlayalım?
Bu hükümet sonuna kadar gidecek derken bunu mu kastetmiştiniz?
Yani her şeye rağmen…

Makam hastalığı bulaşıcıdır…
Makamlar, toplumların gelişim sürecinde toplumsal zorunluluğun ortaya çıkardığı, yönetimlerin karşılaştıkları bir gerçeklik… Toplumsal yaşamın düzgün işleyebilmesi için, hiyerarşik bir yönetim kaçınılmazdır… En alt makamla en üst makam arasındaki ayırıcı özellik, kullanılabilecek olan güç, yetki ve imkânların sınırları… Adil bir düzenin sağlanabilmesi için, makam sahiplerinin yeterliliği kadar, ekiplerinin de yeterliliği şarttır. Ehliyet-liyakat, güvenilirlik ve adalet alanlarında yeterli olmayan insanların, hak etmedikleri makamlara getirilmesi adaletsizliği ve kaosu da beraberinde getirir. Adaletin olmadığı yerde de, huzur ve güvenin de olması mümkün değildir… Ne yazık ki yıllardır ülkemiz, demokrasi prensipleri ve sürdürülebilir ekonomik sistemlerle değil; popülizm ve çıkar elde etme ve dağıtma mantalitesiyle yönetilme sürecini yaşamış ve sonuçta, dünyada örneği olmayan bugünkü mevcut sistem oluşmuştur… Makam hırsı, bencillik ve siyasi gücün getirdiği popülizm, yıllardır ülkenin en temel sorunu olmuş ama, gelen giden bütün iktidarlar da bu sistemi değiştirmek yerine esiri olmuşlardır… Demokrasinin, bireysel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması temel ilkesi, devlet gücünü elinde bulunduranların pervasız tutumlarıyla çiğnenmiş, sosyal adaletten ve fırsat eşitliğinden uzaklaşılmış, vatandaşın devlet ve toplumla olan ilişkisi, iktidar gücünü elinde bulunduranların keyfi kararlarına bırakılmıştır… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her dönemde iktidar çevrelerine yakın olanlar dışında halk, ne yazık ki, haklarını arayamaz duruma gelmiş, nihayetinde bu haklarını elde edebilmek için “gücü” elinde bulunduranlara, yani siyasi iktidarlara biat etmek zorunda bırakılmıştır… Devlet oluşumuzun üzerinden tam 31 yıl geçti. Bu süre içerisinde onlarca seçim, bir o kadar da hükümet gördük. Bugün geldiğimiz nokta belli. Bırakın bir adım öne gitmeyi, geçmişi arar olduk. Birilerinin koltuk ve makam hırsı yüzünden bu ülke çok şeyler kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Bunun tüm suçunu, bizi yönetmesi için seçtiklerimize yüklersek haksızlık yapmış oluruz. Çünkü yıllardır bile bile aynı tipte insanları seçmekle suçun büyüğünün bizde olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Eğer yıllardır bir şeyleri değiştirmeyi başaramamışsak, suçu birilerinde değil, kendimizde aramamız gerekir diye düşünüyorum…

YERİN KULAĞI VAR
 

SIRA BAŞBAKAN DA:
Kooperatif Merkez Bankası’na ait 3 milyonluk soygunla ilgili düğüm yavaş yavaş çözülüyor gibi. Hatta sizler bu satırları okurken olay tamamen aydınlanmış bile olabilir. Paranın bir kısmı bulundu ve soyguna karışanlar belirlendi. Yani polis üzerine düşeni yaptı. Şimdi sırada, paranın sahibi olan bankanın yönetim kadrosunda. Başbakan’a bağlı bu kadro için Özkan bey bir soruşturma ve ardından görevden alma gibi bir düşünceye sahip mi? Çünkü günlerdir belli merkezler, soygunun sorumlusu sanki polismiş gibi göstermeye çalıştı durdu. Şimdi sıra Özkan beyde. Sorumluları tek tek bulup, gereğini yapacak mı, yoksa susmaya devam mı edecek..?

EMARELER TAMAM:
Çalınan paranın bir kısmı da olsa bulunduğuna göre, demek ki emareler de deliller de tamam. Bu durumda, ortada “emare yok, delil yok” diyerek açıklama yapan Başbakan’la, Avukat Menteş Aziz ne diyecekler merak ettim…

BİRİLERİ KARIŞTIRIYOR:
Memlekette onca sorun varken birileri gündem değiştirmek için düğmeye basmış durumda. Özellikle de kazanma şansları az olan isimler, bilinçli olarak toplumun tartışmasına açılıyor. Seçimlere önümüzde daha 9 ay var diyebilirsiniz ama birileri şimdiden karşısına çıkacak adayı hem yıpratma, hem de zayıflatma adına olmadık senaryolar yazıyor. Ve bize gelen duyumlar, özellikle de CTP’nin muhtemel adayı konusunda belli merkezlerin ortaya attıkları isimlerle kafa bulandırmaya çalıştıklarıdır.

DENKTAŞ GEREĞİNİ YAPMALI:
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Bakırcı’nın kendisinden başka kimseyi tatmin etmeyen “Marsilya Savunması” eminim Genel Başkanı Serdar Denktaş’ı da tatmin etmemiştir. Bu gezi ile ilgili başka başka ciddi iddialar da etrafta dolaşıyor. Serdar beyin kulağına da gitmiştir sanırım. Bu işi daha fazla dallanıp budaklanmadan gereğini yapmazsa, başı daha çok ağrıyacak…

ERAY ÖZER’İN HAYALKIRIKLIĞI: Geçtiğimiz hafta Eray Özer isimli bir vatandaş, eşdeğer karşılığı kendisine Gökhan (Voni) ve Balıkesir’de (Palikitre) verilen malları, bedelsiz olarak Rum sahiplerine devretmek istediğini açıklamıştı. Araya Politis Gazetesi girdi ve o iki köyün “toplum liderleri” ile mal sahibi Rumları Özer’le buluşturmak istedi. Özer gazeteye gitti, bir buçuk saat bekledi, ne gelen oldu ne giden. Şimdi “beni ciddiye almadılar” diye üzülüyor. Demek ki neymiş, mal mülk meselesi öyle popülizmle çözülecek iş değilmiş. İyi niyetle de olsa, bireysel çıkışlar yanlış ve bir işe de yaramıyor…

BRAVO HARMANCI:
LTB Başkanı Mehmet Harmancı, uzun yıllardır keyfi yönetimler sayesinde imara aykırı ve hukuk dışı birçok yapının oluştuğuna dikkat çekerek, başkentin “yurttaş hakkı odaklı” yaklaşım yerine, gücü olanın istediğini yaptırabildiği bir anlayışla yönetildiğini ve bu duruma artık “dur” deme zamanının geldiğini söyledi. Avrupalı başkent, yaşanabilir bir kent istiyorsak, Harmancı’ya destek vermek hepimizin borcu…

ZİRVEDEKİLER
Toparlanıyoruz Hareketi: “Bakan Bakırcı, kendisine ya da aile mensuplarına bir menfaat elde edildiği iddia edilmiş noktasından hareket etmektedir. Oysa burada asıl problem, bu bakanlığın verdiği izinlerle ticari bir ilişkisi bulunan bir şirketin yapacağı bu türden bir maddi harcamanın kabul edilmiş olmasıdır. Sayın Bakan’ın bunu normal bir şeymiş gibi göstermeye çalışması hem yürürlükteki yasa hükümlerine hem de siyaset etiğine terstir.”

DİPTEKİLER
Memleketin Hali: “Soygun Olayı Muamma… Başbakana Siyah Çelenk… Hükümet Soydu… Devlet Hastanesinde 3 Gün Grev… Bakan Ebola Salgını İçin ‘Telaşa Gerek Yok’ Diyor… Sit Alanı Kiralandı… Sendikalar Ayakta… Hayvan Üreticileri Birliği, Tarım Bakanlığı’na ‘Muhtıra’ Verdi”… Gazetelerin manşetlerinde yer alan bu olaylar, tek bir günde hangi ülkede yaşanmıştır, olabilir mi..?