Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte bu kadar! (Kılıçlar kınlarından çıkmaya başladı!)

Kediyi bile köşeye sıkıştırırsanız, yedirip içerip sevip okşadığınıza aldırmaz zaten nankör hayvandır, sizi tırmalar! Kaldı ki “karşımızdaki” sansarlık iddiasındadır! Nitekim Tük tarafı “kırmızı çizgili” önerilerini sunmaya başlayınca, oyunbozancılık da başladı, uyarıların yerini “şantaj politikası”  da aldı!
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulis’ten söz ediyorum. Simerini gazetesindeki bir röportajında  “Türkiye ya Kıbrıs sorununu çözmeye karar verecek ya da AB üyeliği hedefinde bedel ödeyecek” diyordu!  Tehdidin anlamı ise şuydu:  “Eğer Kıbrıs’ta istediğimiz bedelleri ödemezsen, AB üyelik sürecinde  sana o bedelleri  biz ödeteceğiz!”
Tabi anlıyoruz: Bu tip müzmin sorunlarda  “al-ver” kadar eldeki “kozlar” da önemlidir. Mesela şu anda Türkiye’nin elinde 1974’’e kıyasla iki önemli  koz vardır. “Maraş ve su…”
RUMUN DİKKATİNDEN KAÇAN. Güney Türkiye’nin bölgede artık ne kadar önem kazandığını görmek istemiyor:
Mesela Türkiye’nin Suriye, Irak dolayısıyle milyonlarca mülteci sorunu ile karşı karşıya kalırken, AB, BM’ler ve ABD’nin güvenini kazanan  “insanlıkla harmanlanmış siyasi tutumunu!
Mesela: Geçmişte  AB üyeliği yollarında soluksuz bırakılırken, şimdi AB ve ABD için ne kadar önemli olduğunun  anlaşıldığını!  Mesela: Artık Akdeniz’e askeri gücü ile Rusya’nın  da indiğini, es kaza Erdoğan’ın kafası bir mucize sonucunda değişir ve de “İsrail’le Mısır’la yeniden diplomatik ilişkilere girerse şimdilerde Güney Rum liderliğinin   bu sadık dostlarının   yeniden Türkiye’nin yanında yer alacaklarını, en azından Rum’un Türkiye’ye yönelik şantajlarının belini kıracaklarını… Göremiyor hesaplayamıyor!    
DENGELER ÇOK KIRILGAN. Düne kadar demokrasi ve insan haklarının mihveri sayılan Avrupa, Doğu Akdeniz’i de kapsamına alan Ortadoğu’daki kanlı olaylar karşısındaki bencil ve insanlık dışı ırkçı tutumu ile büyük hayal kırıklığı yaşatırken; Türkiye’nin mülteci politikasıyla “insanlık” dersi veren tutumu önünde başını utançla önüne eğmek zorunda kaldı… Ki Türkiye  bugün AB’yi de “belalardan” uzak tutacak askeri ve stratejik konumu ile daha çok önem kazanmıştır. 
DEMEK İSTEDİĞİMİZ. Dün Türkiye AB’ye üye olabilmek için Annan planı ile ödün veren taraftı. Fakat bugün “ödün”  isteyen taraf konumundadır. (İstemesini bilirse tabi!)  Rum liderliği ile Hristodulidis’in bu fotoğrafı çok iyi algılaması  gerekir!    

   **********
SORUN ORTADADIR: (“DAHA AZ HEKİMLE DAHA ÇOK İŞ, DAHA AZ ÜCRET OLMAZ!)   
   

      Bu küçük ülkede kimin ne yaptığı ile ne istediği, kimin ne kazandığı ile neyi yitirdiği, kimin hangi tezgâhlara mekik attığı, kimin hangi rantın mahsulünü yediği o kadar açık seçik görünür ve bilinir ki kimsenin kimseden tırnak kadar gizlisi saklısı kalmamacasına!
Bu nedenle “şeffaflığı” aşıp şavkları gözleri körleten kabak gibi ortalara serili sorunlar, hiç bir hükümet için sürpriz olmamalıdır!  İnadına oluyor ama! Çünkü tamburanın çaldığı ile söylenen şarkı birbirine uymuyor.
Mesela diyor ki Tıp-İş Başkanı Sıla Usar “daha az hekimle daha çok iş, daha az ücret baskısının her geçen gün artması nedeniyle grevdeyiz!” Bu kadar basit ve yalın! Yani yıllardır “sağlıkta reform yapacağız, randevulu hasta sistemini getireceğiz, Sağlık Sigortasını çıkartacağız, doktorları tam gün mesaiye sokacağız, dolayısıyle hem devlet hastanelerinde hem de özelde çalışmalarının önüne geçeceğiz falan…”  Laf ola beri geledir!
Bakın çizmeden yukarı çıkmadan yazalım. Devlette kamu iki unsurun ayakları üzerine oturur.  “Hizmet verenler bir, hizmet alanlar iki.” Bu öyle bir dayanışma ve oluşturulmuş sitemdir ki “berber Hasan’ın doktor Ali’ye ihtiyacı varsa, Dr. Ali’nin de berbere  ihtiyacı vardır!” Öyle “sen berbersin  ben doktorum” lafı yok! Sen muayene eder, iyileştirir parasal karşılığını alırsın, sen de saçını sakalını keser neyse tarife onu ödenirsin…”
HASTAHANELERDE BU SİSTEM BOZUKTUR: Çünkü doktor “devlet memuru” sıfatı ile  devletin kendine  dayattığı kural ve maaş   içinde çalışır. Adına da sistem der!
Örneğin devlet dayatır: Günde 25  hastaya bakacaksın, üç bin lira ayda alacaksın!          “Yahu der doktor, ben özelde çalışsam bu aylığı bir haftada alırım bu bir! Günde 25 hastaya bakılmaz baştan savılır, bu da iki! Hele tamgün mesai hiç olmaz çünkü öylesi  eforu doktor kaldırmaz, bu da üç!”
MADALYONU ÇEVİRELİM: Memur ve öğretmen kesimlerinin  “çalışma koşulları”  ile “maaşlarına” hiç değinmeyeceğiz. Fakat ekleyeceğiz: “Bu mesleki  kesimlerin hiçbiri  doktorlar kadar sorumluluk yüklenmeden  ve çalışmak  zorunda kalmadan, çoğunluğunca  doktorlardan fazla maaş alırlarken, artı çok daha ehven çalışma koşullarına sahiptirler!        DENECEK Kİ: İyi ama sadece doktor için değil, öğretmen, memur, ötesi devlet kademelerindeki  tüm istihdamlarda “Tek Sosyal Güvenlik Sistemini”  uygulamak zorundayız ki “yasa mesela  beş on yıl içinde rayına otursun!” Başlarda bu olayın destekçisi idik. Ne var ki 2011’den sonra “düz işçiye uygulanan asgari ücret” öğretmene, doktora,  üniversite mezununa da kıstas olunca bu iş yattı! Kısaca “yeni maaş baremeleri eski baremlere bağlı çalışanlar  karşısında cüce kaldı!” Son söz şu olmalı: Bir gün ve her halde “kurumları” yerli yerine oturtacağız! Bugün sadece yaşanan kaosu var!
    **********
KISACA TAKILDIĞIM. (BLAİR GÜNAH ÇIKARIYOR AMA YETMEZ!)

İngiltere’nin eski Başbakanı Bleair Irak işgalinin hatalı istihbarat sonrasında başladığını itiraf ederken IŞİD’in bugünkü yükselişinde Irak olayının etken olduğunu açıkladı…” Ne kadar basit ne kadar rahat! Milyonlarca mülteci,  savaş sırasında ölen yüz binlerce insan meğer bir yanlış istihbaratın  kurbanıymışlar!  Pekala kim verecek bunun hesabını? Amerika mı İngiltere mi? Kimse tabi çünkü onlar “Büyük!”          Kıbrıs’ta da bize ayni oyunu oynadılardı! Türk’ü Rum’a kırdırdılar sonra da son darbeyi vurmak için “müzakere masası kurdular! Allah dünya insanlığını “büyük ülkelerin şerrinden korusun!”