Köşe Yazarları

İşte aramızdaki fark


Ne kadar anladığımız çok da önemli değildir, Çünkü her zaman anlayıp anlatanlar vardır!

Bu nedenle öğreniriz ki artık soğuk savaşın bir argümanı da uluslar arası ilişkilerle sürdürülen “ekonomidir!”

Nitekim Diyor ki Trump’lı Amerika “eğer ben dünyanın en büyük ekonomisine sahipsem ve en büyük ülkeysem dolarımla da vururum dışımdaki ülkelerin paralarını, ithalat ihracat ürünlerinin vergileriyle de oynarım, feleklerini şaşırırlar!

OLAYIN yabancısı değiliz. Rum tarafı da bizi önce ekonomik üstünlüğüyle vurduydu! Ve bu “üstünlüğü” ne “Türk’ten Türk’e” kampanyaları bertaraf edebildiydi ne Rum’dan alışveriş yapma yasaklarıyla tehditleri durdurabildiydi… Nitekim şimdi de bütün tedbirlere karşın Güney’den Kuzeye et kaçakçılığı devam etmektedir… Hele yakın gelecekte Derinya ile Aplıç kapıları da açıldığında bir kez daha hepimiz de göreceğiz ki Kuzey’den Güney’e geçenler çoğalırlarken, Güney’den alışverişler de ayni oranda artış gösterecektir… Doğrusu ne geçmişte durdurabildikti Rum çarşılarına döktüğümüz okkalarca parayı ne de Rum’un işçisi, komisyoncusu olmaktan kurtulabildikti! Olay hâlâ Rum ekonomik üstünlüğüyle aleyhimize devam ediyor!

BU nedenle olmalı: Beklersiniz ki Rum tarafı, çarşısının sadık ve sürekli müşterisi dolayısıyla velinimeti olan Türklere karşı, en azından oralardan “alışveriş” yapmamızın yüzü suyu hürmetine bize karşı daha insancıl, daha anlayışlı davransın!

OYSA kaç gündür gazetelerde okuyoruz: “Güney’den Kuzey’e geçen Rum sürücülerin Türk istasyonlarından (daha ucuz olduğu için) arabalarına akaryakıt koymalarını yasakladı, dönüş yapan arabaları kapılarda sıkı denetime tabi tutuyorlar!

TABİ bizim, kendilerini sınır kapıları sorumlusu ilan etmiş “kapıcılarımızdan” bir teki çıkıp da “be gumbare ama nedir yaptığınız? Biz birleşik Kıbrıs, barış falan derken, sahtekârlığı göze alarak “Derinya kapısı açıldığında her iki yakada ekonomi canlanacak” iddialarında bulunurken; siz hangi akla hizmet edeceği belli olmayan bir bağnazlıkla neden  Kuzey’den satın alınacak akaryakıta yasak koyuyorsunuz?…” demiyor!

ÖYLEYSE hadi bir daha yazalım.  Yahudi Filistin topraklarını 1947’de değil, yıllar öncesinden satın alarak, parasıyla sultası altına sokarak çoktan teslim aldıydı! Son darbeyi vurduğunda zaten Filistin mülküyle kendinindi!

BU yalın gerçekler ortadayken ve zaten Rum tarafı İngiliz sömürge döneminden beridir mallarımızı satın alarak, Evkaf mallarımızı gasp ederek  “adanın maldarı” konumuna geçerken; her halde ahmakça bir düşüncede “her yol Güney’e çıkmalıdır ki Ekonomimiz Rum müşteriler sayesinde güçlensin” diyemeyiz!

 

**********

“EĞİTİM” EN ÖNEMLİ SORUNDUR!

İnsan malını bilmez mi? Arabayı ne zaman sağa sola vurup bir iki yanını ezsem, kaportacıya gidene kadar o vuruk yerleri görmemek için gözlerime türlü çeşitli atraksiyonlar yaptırırım!

Bunun adı “hakikatlerden kaçmaktır!” Görmek istemezseniz görmemek için “bakan kör de olursunuz işiten sağır da!”

Sorunlarımızı çözmek konusundaki tutumumuz yıllardır böylesi ve benzer bir “kaçışı” hatırlatmaktadır! İspatı da “ne olduklarını bircik bircik söyleyip anlatabilmemize karşılık, çözümlerinden kaçmamızdır!”

ELİMİZİ taşın altına koymaktan mı kaçınıyoruz? Yoksa sorunları çözme kabiliyetimiz mi yoktur? Yahut olanaklar mı elvermiyor!

Neyse gerçek şu ki yıllar gelir geçer sorunlar değişmeden tüm zararlarıyla yerli yerinde duruverirler!

NİTEKİM şimdiye kadar “kimler geldi kimler geçti!” Fakat hiç birisi mesela şu “eğitimdeki” sorunları çözemeden gitti! En çok konuşulup tartışıldığı halde hem de!

NİTEKİM: Geçtiğimiz gün (siyasi sorun konusunda uzlaşmasak da) kendisi de bir eğitimci ve Öğretmenler Sendikasının Genel sekreteri olan Şener Elcil’in bu konuda “yine doğru” dediğim uyarıları, açıklamaları vardı! Dolayısıyla bir kez daha ben de “evet” demek gereğini duydum: “Evet” toplum hızla kabuk değiştiriyor… Demografik yapısı değişiyor… Nüfus artışıyla birlikte kırsal kesimler tenhalaşırken, kentler büyüyüp doluyor, taşıyor!

VE evet artık  “sağlıklı ve faydalı” olması için bu büyümeyle gelişmenin önünü açacak “reformlara” büyük ihtiyaç duyuluyor!

VE evet Elcil’in söylediğince yeni okullara dolayısıyla öğretmenlere ihtiyaç daha çok artıyor. Ancak salt okul ve öğretmen ihtiyacını gidermekle sorun bitmiyor! Bitmediği uyuşturucu belasının küçücük çocukları da sardığı gerçeğinde yaşanıyor!

BAKIN: Trafikteki “yurttaşa,” piknikteki “aileye,” dairedeki “memura…” Onlar 1974 sonrası kuşağın insanlar değiller mi? Bizim okullarımızdan mezun olmadılar mı? Çoğunluğunca da üniversitelerden geçerek topluma katılmadılar mı? O zaman sormaz mısınız?

Nedir bu gençlerin bu insanların dertleri? Ki her yıl evlenenleri kadar ayrılanları vardır! Trafik kazalarından dolayı ölümler artmaktadır! Çevre kirliliği beterince azmaktadır! Bunlar gençlik ya da toplumsal değişimin travması değiller midir?

Ve Elcil’in de vurguladığı gibi kavgacı, agresif, panik atak bir toplum olmuyor muyuz? Hem de “refah düzeyimizin” öncesi kuşaklara göre çok daha talihli olduğu gerçeklerinde…

KABUL etmek zorundayız: Ya biz yetişmekte olan yeni nesli, “kafamızdaki yaşlanmış şablonlarla değerlendiriyor” dolayısıyla yanlış düşünüyoruz… Ya da kabul etmek zorundayız, artık çocuklarımızı gençlerimizi okullarımızda iyi yetiştiremiyoruz!

ÖTESİ büyük sorun da “okul-aile birlikleri” sorunları. Hâlâ bu konuda bir koordinasyon oluşamamış. Birbirinden kopukluk yazık ki “çocukların eğitimlerini” olumsuz etkilemekte!

Sn. Bakan’nın kendisi de bir eğitimcidir. Hadi bakalım diyoruz görelim…



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı