Köşe Yazarları

İsrail Tohumlarıyla Her Gün Bombalanıyoruz






Görünmeyen yüzde ise kanser saçan tohumları ile savaştan daha fazla insan öldüren tohumlar…
Çiftçiyi kısır İsrail tohumu almak zorunda bırakan, almaz ise cezalandıran kanunu çıkaran Türkiye, İsrail’i boykot edecek öyle mi?




Gazze’de her gün insanlar ölüyor ve dünya bu katliama seyirci duruyorsa bu ülkelerin bugüne kadar sivil hayatta da gerçekleştirmiş oldukları işgallerin de bir halkasıdır bu. İsrail bugün dünya tohum piyasasını elinde tutan ülkelerden bir tanesi. GDO’lu tohumlarla insanlığı yavaş yavaş da vurmaya devam ediyor aslında.
Arılar, kuşlar, böcekler ve rüzgâr gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler GDO’lu polenleri komşu tarlaya taşıyor. Kısaca gen kaçışı yoluyla oradaki ürünler de genetik değişikliğe yol açıyor. Bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük öneme sahip doğal çeşitlilik azalmaktadır. Milyonlarca yılda oluşan türler kısa sürede yok olmaktadır. Dünya hızla bu monokültür denilen bitkisel tek tipliliğe doğru gitmekte aynı türün çeşitleri gittikçe azaldığından bir bitki türüne gelen hastalık o bitkiyi yeryüzünden silebilmekte; bu insanlık bu vurdumduymazlıkla gelecekte gıda güvenliği konusunda büyük bir felakete doğru sürüklenmektedir.
2011 yılında yayınlanan bir araştırmanın sonucuna göre, üzerinde araştırma yapılan hamile kadınların rahimlerindeki bebekte (fetus/cenin) ve hamile olmayan kadınların % 93’nün kanında ve yeni doğmuş çocukların % 80’nin göbek bağında Bt toksini (CryAb1 ) bulundu. Bu araştırma hâlâ GDO’lu ürünler zararsızdır diyen bilim adamlarına ve politikacılara sunulur. Kanadalı gen bilimcisi Davis Suzuki: ‘Herhangi bir bilim adamı veya politikacı GDO’lu ürünlerin zararsız olduğunu iddia ediyorsa ya geri zekâlıdır ya da yalan söylüyordur,’ demektedir.
Toprağın üstü ve altı çevresiyle beraber insan merkezli olmayan, çevreyi, eko sistemi korumayan tamamen kâr yapmaya yönelik bir yöntemle sömürgeci bir yaklaşımla kullanılıp, bu sömürgeci anlayış, küreselleşme, globalleşme ile global bir biyoemperyalist sömürüye dönüştü. Biyoemperyalizm uluslararası anlaşmalarla, patentlerle, hibrit ve GDO’lu tohumlarla hipermarketlerle, dünya gıda zinciri tekelini eline geçirerek toplumları ve doğayı acımasızca sömürmesi insanlığı ve canlılığı tehdit eden en büyük felaket ve global yıkıma neden olacak yeni emperyalist sömürü düzeni kurulmak üzeredir.
Türkiye İsrail ilişkilerinin gerginleşmesinin ardından İsrail’den getirilen hibrit tohumlarda hayli azalma yaşanınca, yerli tohumdan üretilen pembe renkli Osmanlı domatesi pazarları ve sofraları süslemeye başladı. Daha lezzetli olduğu belirtilen pembe renkli domateslerin kilosu 2 ila 3 lira arasında satılıyor.



Uzun süredir üretilmeyen yerli Osmanlı Domatesi, 50 senelik çuvallardan çıkan tohumlarla yeniden üretilip, pazar tezgahlarında yerini almaya başladı. Yıllardır İsrail’den ithal edilen tohumlarla üretilen domatesler yakın bir zamanda tarih oluyor. Çünkü 50 senelik bir çuvalda bulunan yerli Osmanlı Domatesi tohumlarıyla artım yerli domates üretiliyor. İsrail’den alınan tohumlarla üretilen domateslerin aksine pembe renkli Osmanlı domatesi her hasat dönemi ürün verebiliyor ve sürekli tohum ithal etme bağımlılığını ortadan kaldırıyor.

Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle tohumun patronu ise İsrail. İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak, gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi’nin internet sayfasından biraz araştırıp okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli… Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.

Gelelim başka doğrulara. Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.
Yani İsrail’den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz. Bir gram tohumun fiyatı her dönemde bir gram altına denk oldu. Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz. Genetik tohum o toprağa da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız. 50- 70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için artık tamamen kullanılmaz hale geliyor. Buna en güzel örnek Türkiye’nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir. Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava…

Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor. Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye’de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.
Ne korkunç. Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamayacak. Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak! Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak’tır. İkincisi de Türkiye olacak.

Ortadoğu’ya kan kusturan İsrail’in, kamuoyunda ‘katil tohumlar’ olarak bilinen GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ürün ihracatı hız kesmeden devam ediyor.
Kapitalizm’in ve emperyalizmin hangi sözü doğru ki GDO ile ilgili iddiaları doğru olsun. Dünyada başta silah, kimya ve elektronik olmak üzere birçok temel sektörü hem doğrudan hem de dolaylı olarak elinde tutan İsrail’in yeni gözdesi, genetik tarım.

Genetik tarlalarda ürettiği GDO’lu ürünleri ve suni tohumları dünyaya ihraç eden İsrail, insanlığın en temel ihtiyacı olan gıda sektörünü tekeline almaya hazırlanıyor. Uygulanan ya da ‘uygulanamayan’ politikalarla Türkiye’de tarımın yok olma noktasına geldiği artık bilinen bir gerçek. 70 üniversite, 30 ziraat fakültesi, 50 tarım araştırma enstitüsü ve yaklaşık 15 bin işsiz ziraat mühendisi bulunan Türkiye’nin İsrail’den ithal ettiği GDO’lar milyon tonları buluyor. Bu GDO’lar sanıldığı gibi sadece sebze ve meyvelerde değil, marketlerde bebek mamasından çikolatalara kadar yüzlerce üründe bulunuyor. İnsan sağlığına zararlarından olsa gerek aralarında İsviçre, Polonya, Tayland, Suudi Arabistan, Bolivya, Cezayir, Gana, Zambiya ve Gürcistan gibi ülkeler bu suni tohum ve benzeri maddelerin tarlalarda ekilmesini tamamen yasaklamış durumda.

İsrail bir de kanserden vuruyor
Aslında GDO’lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen herhangi bir klinik çalışma bulunmuyor ya da bulunması istenmiyor. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi pazarda milyar dolarlar yani katrilyonlar dolaşıyor. Ancak GDO’ların doğrudan olmasa da dolaylı yoldan kansere yol açabileceği belirtiliyor. Buna en büyük kanıt olarak son yıllarda dünyada ve Türkiye’de artan kanser vakaları gösteriliyor. Örneğin; Türkiye’de artık her yıl 150 bin yeni kanser vakasına rastlanıyor. Bu vahim durum İsrail için de para demek. Çünkü oldukça pahalı olan kanser ilaçlarını da yine İsrailli ilaç firmaları üretiyor. Yani özetle sistem şöyle işliyor: İsrail GDO üreterek para kazanıyor, bu GDO’larla beslenen insan kanser oluyor, kanser olan insanlara ilaç satan İsrail yine para kazanıyor.

KIBRIS’TA BİTMEYEN MASAL: LİMİT ÜSTÜ KALINTI

Tüm bunların üzerine Kıbrıs’ta kimyasal ilaçların kullanımı bir türlü denetlenemiyor. İnsanlar daha çok para kazanacklar diye insanları zehirliyorlar. İnsanlık yok, vicdan yok, önlem, çaba, umut da yok.

İşte geçen haftalarda karşılaştığımız manşetler:





Başa dön tuşu