Son zamanlarda kuran ve hadisler üzerinden yapilan tartışmaların asıl sebebi; “İslam fikhi” ile “müslümanlarin fikhi”na ilişkin kavram ayriminin yapilamamasindan kaynaklanmaktadir.
Müslümanların tarihsel tecrübelerine dayalı fikih anlayışından doğan fıkhı müslümanlarin fıkhı olarak ifade edersek; İslam fikhı ise; tarihsel tecrübeden ziyade usul ve furuatin adalet temelinde kavranip zamanin ruhuna uygun bir şekilde muamelati yani sosyal hayatın dinamik bir yapi olduğunu kabul eden ve bu dinamizim içinde herkesi kendi konumunda kabul eden ve toplumu kadın ve erkek diye kategorize etmeden insan temelli bir ahkam olduğunu ifade etmek mümkündür.
İslam hukukunun temeli adaleti tesis etmektir ve fikih bu prensip uzerine oturmaktadir. Islam fikhini ele alirken sosyal dönem şartlari ele alinip okuma yapilmali ve çoğu zaman muktedirlerin fikih diye topluma dayattigı geleneksel uygulamaları müslümanların fikhi olarak değerlendirmeli ve kavramsal olarak ıslam fikhi ile karıştırilmamali…
Fikih yani hukuk dinamik bir yapıdır ve fikihta cok önemli bir yeri olan “ezmanın tagayyuru ile ahkamin tagayyuru red olunamaz” kaidesi çok önemli bir yer tutar. Bu prensibi izah edecek olursak; zamanın değişmesi ile fikha esas teşkil eden hüküm değişebilir.
Zira bu prensip işletildiği dönemler fikih dinamik bir yapı olarak varlığını devam ettirebilmis ve özellikle Irak Ekolü (ehli rey) der ki; “Akıl ve Nakil (Kuran ve sunnet) cakistiği yerde akıl tercih edilir nakil tevil edilir” demiş yani Kuran ve sünnetin ifade ettiği usule ait konular dışındaki muamelat ve fürüata ait mevzular zamanın gerekleri ve ihtiyacı çerçevesinde tevil edilebilir denilmiştir…Yani ehli rey akla önem vermiş ve anakronizme (tarihi dondurma) yanlışına düşmemek için islamın evrenselligini yaşatmak için bu metodu önemli görmüş…lakin ilimde yaşanılan duraganlik, din ve siyaset ilişkisinin kıskacında dinin ideolojiye dönüştürülmesi ile fikihta selefilik baskın gelmiş ve ıslam fikhinin temeldeki adalet vurgusu yerini selefi ve anakronik bir anlayışa terk etti ve sonunda müslümanların geleneksel tarihsel tecrübesinden doğan müslümanların fikih anlayışı galip geldi…bugün gerek kuranda ve hadislerde ifade edilen bir takım muamelat (sosyal ilişkileri düzenleyen ayet ve hadisler) konuları zamanın gerekleri ile tartisilamiyor ve selefi anlayış ile akılcı anlayış tartışması devam ediyor…
Gerek kuran ve gerekse hadislerdeki muamelata dair konulari sosyal dönem şartları içinde degerlendirmeliyiz ve bağlamından koparmadan analiz etmeliyiz ve bu analizleri yaparken usül yani inanca dair konular üzerinden değil muamelat uzerinden tartisilmali zira inanca dair konular fikhin değil kelamın konusudur…Bizde malesef bu konular çorbalojinin konusudur…herkes her şeyi bildiği için her konuda konuşmaktadır…Ya hayır söyle veya sus! Demiş bilginler lakin ulke insani her seyi bilip konusmakta ve insafi elden birakmakta….
iyi günler dilerim…


































