Köşe YazarlarıManşet

“İRADE” -2-

Ahmet Okan yazdı






Mevsim kışa döndü mü mücahitler parkalarının yakalarını kulaklarına kadar kaldırır, rutubet tutmuş mevzilerinde çaylarını yudumlar, cigaraları yarım yanardı.

Genellikle öğrenciydi mücahitler, bu yüzden sabah nöbetini tutanların nöbet saatleri okulun ilk ziline kadar uzardı.

O saatlerde nöbetleri bitenler, okula mücahit elbiseleri ile gitmek durumunda kalırlar, derslerini uyur uyanık gözlerle takip ederlerdi.

Hayat okul ile askeri bölükler arasında geçerdi ama bu koşuşturma her şeye rağmen güzeldi…

Sinemalar iki film birden oynattığında hem Şahin hem de Zafer sinemalarında bilet bulmak zordu.

Biletler hafta içinde alınmalıydı, yokyoğum gösteri gecesi sinemaya gidenler için yer bulmak olanak dışıydı.

Tekmil kentin insanları sinemalarda buluşurlardı sanki.

Bütün yüzler tanıdık.

Böyle vakitlerde en telaşlı olanlar sinemaların kantincileri olurdu.

Sinema “aralık” verdiğinde, kantine koşan müşterilerin isteklerine cevap vermek zordu; zaten böyle anlarda kantine ulaşmak da zordu, birçok insan verilen aralık süresini kantin kuyruğunda bir şey almadan tamamlardı.

Dönemin filmleri insanların duygularını şekillendirirdi.

Sevmek, sevilmek, aşık olmak, aşk yüzünden perperişan hale sürüklenmek, kabadayı kesilmek, iyi adam ve kötü adam olmak, ve herkesi kurtaran kahraman olmak gibi karakter ve duygular bu filmler eşliğinde öğrenilirdi, romanların ve şarkıların yanında.

Diyeceğim, duygular hep birlikte yaşanırdı.

Memleket böyle bir memleketti…

Yağmurlu günlerde Bandabuliya’ya ıslak girilirdi; alış verişler de ıslak ıslak yapılırdı.

Her yer ıslaktı, Ayasofya’dan Büyük Han’a, Arabahmet mahallesinin sokaklarından İstanbul sokağına kadar.

Üç kapısı da ıslak ıslak olurdu bu şehrin; gözler ıslak ıslak bakardı.

Islanan sakkoların, ıslanan bisiklet sellalarının tepsermesi vakit alırdı hatta eve dönene kadar tepsermeleri mümkün değildi.

Bu yüzden yağmurlu günlerde çarşı pazar işleri aceleyle yapılır, bir an evvel eve dönülürdü.

Tam da bu yağmurlu vakitlerde Lefkoşa ahşap kapılı, cumbalı ve kerpiç duvarlı evleri ile sevinçten ağlayan doğulu bir kadına benzerdi etekleri üstüne yapışmış, biraz şehvetli, ruhunda gizlenmiş Batılı bir yosma…

Kardeşçe yaşanan dönemlerdi, öyle ki kimsenin kimseye ders vermediği, herkesin birbirini olduğu gibi kabul ettiği yıllardı.

Kapı ve pencerelerin her daim açık olması yüreklerin açık olmasının göstergesiydi.

Genelevde çalışanlar daracık sokaklarda Lefkoşa’nın bildik ahalisi ile iç içe yaşarlar, kimse kimsenin kapısında ne var ne yok diye sorgulama gereği duymazdı…

Memleket bu kültürü yüzyıllar ötesinden çok kültürlülük içinde nesilden nesile devralarak ilmek ilmek örerek oluşturmuştu.

“İrade” bu kültürden kaynaklanmazsa, nereden kaynaklanmalı?

(Devam edecek)








Başa dön tuşu