Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İnsanlık Sadece Türk Halkının Boynuna Mı Borçtur?

Yıl 1963! “Karanlık yılların” Kanlı Noel ile başladığı yıllar! Türk halkı Rumlarla birlikte yaşadıkları “karma köylerden”  ayrılarak göç yollarına düşmüş, hepten Türk olan yerlere taşınmışlar!

Rum saldırıları devam ederken bir yandan da 40 yakın maddenin  “demir ürünlerinden kerestelere, akaryakıttan oto lastiğine, kumaştan çoraba, paltodan ithal kömüre, termostan plastik kutulara, çivilere, boyalara” kadar Türk bölgelerine girmesi yasaklanmış, Türk halkı açlığa, yokluğa, ölüme mahkûm edilmiş!

Fakat ne BM’lerden bir ses çıkmış ne Avurpa ülkelerinden ne garantör İngiltere’den! İnsanlık da ölmüş, din iman da göçüp gitmiş! Rumlar’a dönüp de tek fiskelik serzenişte bulunan yok!

YIL 1964! Türkiye Kızılay’ı adadaki Türk halkına gemilerle gıda battaniye gibi yardımlarda bulunuyor. Kuyruklara giriyor iki kaşık yağ  bir okka pirinç şeker alabilmek için bekleşiyoruz.. Ve Mağusa limanında Rum gümrük otoriteleri bu “Kızılay yardımından” çatır çatır vergi alıyorlar!

YIL 1994! Müzakereler sonuçsuz kalıyor. Rum tarafı 1977-79 BM’ler Doruk Anlaşmalarını reddediyor! Ardından AB’yi kullanarak bugün elan devam etmekte ve bizi her yönden olumsuz etkileyen 1994 ABAD kararları ile “ambargolar dönemi” başlıyor! Ve yıllardır dünyadan tecrit edilmişlikle Kuzey’in tutsakları haline getirilmişliğimizle yaşamak zorunda bırakılıyoruz!  Ve tabi yine  ne BM’lerden ne  TC’nin dostu ülkelerden bir teki “insaf, adadaki Türk halkını mahvetmek için uygulanan bu ambargoların ne dini olabilir ne d imanı, kaldırın” demiyor!  Ve Türk halkı tam 23 yıldır ambargolar altında özellikle ezdiriliyor ki yok olup giderken Rum da tüm adanın sahibi olsun!

YALAN MI? Köşemi kaç kişi okur bilmem ama, şimdi şu yukarıda yazdıklarıma “yalandır” denebilir  mi? En azından hâlâ devam etmekte olan ambargolar gerçeğine karşın!

Fakat nedense Rum  1963’den beridir Türk halkını paralar, jenosit hareketleriyle kurşunlayıp toplu mezarlara gömer, açlığa susuzluğa mahkûm ederken; kimse çıkıp da  “ayağına kurşun sıkıyorsun” demedi! Ne BM’ler ne AB! Yalan mı?

Guterres, Crans Montana’da müzakereleri çökerten Anastasiadis’e dönüp de “işte şimdi ayağına kurşun sıktın” demedi! Hatta neredeyse Türk tarafı oturtuluyordu suçlu sandalyesine! Yalan mı?

PEKALA: Türk tarafı ambargolar altında yaşamaya mahkûm edilirken 43 yıldır BM’ler ve Güney’in yardımlarıyla Karpaz’da, Sipahi’de  carta çeken Rumlar’a gönderilen gıda ve sair eşya yardımından vergi almak mıdır insanlık dışı uygulama olan! (Ki bu gıda ve eşyaları çatır çatır satıyorlar!) Çok insafsız mı davrandık?  Vergi alıyoruz diye “ayağımıza kurşun mu sıktık?” Ki  ambargoların  devam etmesi için elinden geleni yapan  Güney’in iki ayağını da kesmesi gerekir günahlarının, insanlık dışı uygulamalarının kefaretini ödemek için! Yalan mı?

       LAFIN kısası şu: Yarım asırdır Kıbrıs Türk halkı bu adada insanlığını kurtarmak var olmak için Rum’la mücadele ederken, o vergiyle ilintili  “insanlık” boynunun borcu değildir! Asıl borçlu, 23 yıldır Türk halkını ambargolar altında inleten ödemekle bitiremeyeceği Rum’un borçlarıdır!


BAŞKANLIK SİSTEMİ DÜŞÜNÜLMELİDİR!

Yıllar önce Rahmetlik İsmet Kotak’la “çok partili rejimi” tartışırdık.  Ben o dönemlerde 7 siyasi partiyi nüfusumuzun anca 300 binlerde seyrettiği gerçeğinde, “lüks ve seçmen oylarının kaybı” olarak  görürdüm. Kotak ise “çok partili” oluşu “demokrasinin gereği” ve zenginliği olarak nitelendirirdi!

Bugün siyasi partilerimiz 11 buldu. Ancak seçimlerde barajı geçip 50 kişilik mecliste yer alacak “parti” üç dördü geçmez!  Nitekim çoğu partilerimize “marjinal” deyip dudak büküyoruz!

Asıl sorun ise artık hiçbir partinin tek başına hükümet kuramayacak milletvekili sayısında kalması! Tutun ki önümüzdeki seçimlerde Halkın Partisi de potaya girecek. (Tabi henüz bu “çarşaf seçim” dalgasını da anlamadık, anlamadık ki bu konuda sağlıklı düşünebilelim! Türk’ün aklı sonradan başına düşer! Yasayı yaparlarken düşünmezler, Meclisten geçirip bir daha okuduklarında anlarlar ki Ooo! Değiştirilmesi gerekir nitekim şimdi de  harıl harıl, nasıl değiştireceklerinin çalışmalarını yapıyorlar!.)

Bir diğer sorun ise şudur: “Artık memleket Koalisyon hükümetleriyle de yürümüyor. Tek parti iktidarında popülizmle partizanlığı o “tek parti” yapardı. Şimdiki koalisyonlarda  iki hatta üç parti birden yapıyor ki memleket haraç mezat satılıkta, altı üstünde üstü altında!

Anladınız değil mi? Gene “Başkanlık Sisteminden” söz edeceğiz! Çünkü bu seçimlerde sandıktan dört parti de çıksa hiç biri artık birbirleriyle koalisyon hükümeti kuracak  misyona da sahip değiller, bir yılda erken seçime gitmek kaçınılmaz olur!

       Kısaca bu seçim ve hükümet kurma krizlerini önleyemezsek hiçbir iktidar ayakta duramaz, iş yapamaz! Yani diyoruz Başkanlık sistemini düşünmek ve gündemde tutup pişirmek gerekir!


KISACA TAKILDIĞIM:        ÇARPIK ÜLKENİN ÇARĞIK TRAFİĞİ OLUR!)                                            Vakti zamanında ne zaman polis bir trafik tedbiri alacak olsa Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı’ya açıklama yaptırır ardından çoğu “para cezasına” dayalı   “kanunları” çıkartırdı. Eh trafiğimiz ortada! Demek ki “kılavuz” tutmadı!

Şimdilerde yine Avcı Sahnede. Yıllar önce söylediklerini söylemekte arada sanki kazaları  80 yaşında insanlar yaparmış gibi sürücülerin  sağlık kontrollerinden geçirtilmesini önermekte fakat bu kez daha çok hükümeti eleştirmekte! Demek ki devran döndü yıldızı kaydı!                                                                                Bu kez biz yazalım:  Yıllarca trafik sorununu cezai müeyyidelerle düzeltileceğini zannedenlerin elan süregelen kanlı trafik sorunları realitesinde  o düşünceleri iflas etmiştir! Gerçek şudur: “Çarpık yapılaşma, çarpık yollar, çarpık terbiye ve saygı, çarpık da trafik demektir! “Trafik” çarpık toplum profilimizin aynasıdır!