İnsanımıza duyuşsal davranışları öğretemedik. KKTC sistemsiz eğitiminin en büyük eksikliklerinden biri. Kültürün duyuşsal aktarımı eksik kalmış; evrensel değerlere doğru evrilme gerçekleşememiş.
Evrensel düzeyde mesleğine saygılı ve dünyaca tanınmış kişileri izlerken, bir taraftan da kültürün zenginleşememesi ve evrensel değerler üzerinde neden yükseltilemediği sorusunu duyumsamak neden? Dünyaca kabul görmüş Fazıl Say’ı Salamis Harabeleri’nde, Alexander Markov’u Balabayıs Manastırı’nın tarihi atmosferinde dinlerken ‘saygı’ davranışını hatırlatan olgular üzücüydü.
Evrensel değerler üzerinde yükselememenin nedeni sosyal çevreyi oluşturan bireylerin duyuşsal davranışları kazanamamış olmasıdır. Yalnızca çevreye karşı olumsuz tutum da değil bu. Yani çevreyi hoyratça harap etmek değil; yerlere çöp atmak ya da tükürmek, ağaç katlimı yapmak, belediyelerin çim ekip hem suyu hoyratça tüketmeleri hem de elektrik tüketerek atmosfere kirli gazları salıvermeleri de değil.
Bunların yanında insana ‘saygı’ da yok. ‘Saygı’ kavramı buralarda yetişen bireylere de kazandırılamamış, sonradan buralardaki sosyal çevrede birer fügüran olanlar da kazanamamış geldikleri kültürde.
Saygı en önemli insani değerdir. Türk Dil Kurumu ‘Saygı’ kavramını isim olarak; Değeri, üstünlüğü, yanlışlığı, yararlılığı, kutsallığı, dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram, olarak tanımlamaktadır.
İkinci anlamı olarak TDK saygıyı; başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusudur. Tanımlarda dikkat çeken ölçülü davranmaya olan sevgi duygusudur. En önemli duyuşsal davranış ‘sevgi’dir. Sevgi diğer bütün duyuşsal davranışların ana belirleyicisi olan unsurdur. Saygı duymak yani insanları rahatsız etmekten çekinmek için, bireyin önce kendi kendisini sevmesi gerekir. Kendini diğer insanlara açmak için önce kendisini sevmesi gerekir.
Kendini seven ancak egoizm bağlamında olmadan seven kişi, diğer insanları da sevgiyle karşılayabilir. Sevgi öğrenilen bir davranıştır. Genetik olarak kalıtımla getirilen ve sonrasında ailedeki örneklerle, herkes kendi ‘sevgi’ haznesini oluşturur. Sevgiden yola çıkarak, çevreyi, hayvanları ve diğer insanları seven kişi, başkalarını rahatsız etmekten çekinir yani onlara ‘saygı duyar’.
Buralarda saygı hem önemsenmedi hem de öğretilemedi. Diğer insanlara saygı duyacak bireyler yetiştiremedik. Konserde ya da kalabalık yerlerde insanların özel (mahrem) alanlarını ihlal etmekten çekinmiyoruz. İnsanlar burnunuzun dibine kadar yaklaşıyor. Nefesini sizin yüzünüze üflüyor. O kadar bir yaklaşıyor ki refleks olarak hemen savunma pozisyonuna geçme gereği hissedilir insan.
Birey merkezde durduğunda 45 cm her yöne olan uzaklığı onun özel alanıdır*. Oraya yaklaşmamak lazım ama kimin umurunda, dibinize kadar sokuluyorlar. Nefesleri nefesiniz oluyor.
Keman sanatçısı Markov’un konserinde ara verilmiş, dinleyiciler dışarıya çıkmış. Dönüşte herkes yerine oturmaya geldiğinde 18 ya da 19 yaşlarındaki genç kız, daha küçük yaştaki bir diğer kız çocuğunun yerine oturmuş. Yanında üç tane turist kadın hayretler içinde yerine oturduğu çocuğun annesine işaretle ‘bu gelip oturdu’ demeye getiren jest ve mimikler yaptılar. Anne kıza çocuğunun yerine oturduğunu söyledi ancak genç kız hiç oralı olmadı.
Saygı davranışını ne aile ne de eğitim sistemi ona kazandıramamış. Başkalarını rahatsız etmekten hiç ama hiç çekinmedi.
Prag’ta da benzer konserlerin olduğu tarihi kliselerde klasik müzik konserlerine gittik. Ancak insanların temiz, ter kokmayan giysilerle kalabalığa karıştığı, diğer insanları rahatsız etmeden, burunlarının dibine yaklaşmadan, aradan sonra herkesin kendi yerine otruduğu, saygı içerikli davranışlardan buraları düşünmek acı veriyor.
Evrensel düzeyde tanınmış kişilerle, burlarda daha uygar davranışları kazanınca buluşmak lazım. Onları henüz daha hak edemediğimiz, duyuşsal davranış yoksunluğumuzdan belli.
Duyuşsal davranışlar bu nedenle çok önemli. Saygı, sevgi gibi hisleri aileden kazanmayan ve eğitim sisteminden de öğrenmeyen bireylerle, çağdaş, uygar bir toplum oluşturmak hayalden öteye gidemeyecek.
* http://sosyalulasimplatformu.blogspot.com/2015/07/insann-mahrem-ozel-alan-ve-ihlali.html
































