İnsanlar “kafa yapılarına” uygunluğunca görüş sahibidirler. “Doğrular” da onlarındır, “yanlışlar” da. Bu nedenle getirileri de götürüleri de kendilerinindir. Bireysel iradeleri neyseler odurlar. Ancak bu “özel görüşler” eğer devlet kademelerinde “baskıcı ve hakim unsur” haline gelir ve de “yönetim erki ile yöntem” olursa ne kadar karşı görüş varsa hepsini de o kadar karşısına alır!
KKTC’nin aynasına bu düşüncemizle baktık. Ve kendimden hareketle sordum: “Sen de aynalara bakıp bakıp kendi bireysel görüşlerine “benden alâsı yoktur” diyen bununla da yetinmeyip o görüşleri farklı görüşlerin insanlarına dayatmaya çalışan bir fikrisabit değil misin?” Ve cevap verdim: “Hem evet hem hayır! Çünkü ben ateş olsam hükmüm kadar yer yakarım. Fakat benim gibi düşünenlerle örgütlenip Çakırcalı Mehmet Efe gibi dağlara çıkar ve de görüşlerimi kabul ettirmek için dayatırsam bunun adı “isyan” olur… Konuyu biraz kındıralım: ********** KKTC’NİN ŞANSI VE ŞANSIZLIĞI: İki devredir KKTC çözüm için “referanduma giden” şansı yakaladı. Birisi Annan planıydı geldi geçti… Şimdiki için de müzakereler sürüyor. Her iki referandumun hazırlayıcıları ise CTP ve Sol görüşlere sahip politikacılardır. Öncesinde de bugün de başı çeken yoğun şekilde “evet” propagandası yapan, bu konuda yırtınıp kendini paralayan kesim! Çünkü “barışçı bir çözümü” kafalarındaki şablona göre gerçekleştirmek istiyorlar. Kimileri için “halkların kardeşliğidir” bu! Veya Globalizm! Kimileri için “Kıbrıslılık ruhudur ki Türk-Rum değil, Kıbrıslılar vardır!” Sonuçta askersizleştirilmiş ve TC’nin de her türlü bağını kopartıp adayı terk edeceği AB’li bir Kıbrıs ve Kıbrıslılar parantezli “federal sistem” istiyorlar. Bugün de müzakereci kadrosunun büyük çoğunluğu bu kafa yapısına sahip politikacılardan oluşmuştur. Ve Kuzey’i kendi düşüncelerini gerçekleştirecekleri bir çözüme çekmek için uğraşmaktadırlar..
Mesela Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu: Bir soru üzerine şu çarpıcı cevabı veriyor: “Kıbrıslı Rumları heyecanlandıran kendi beklentilerinin karşılanabileceği yeni bir durumun ortaya çıkması meselesi değildir. Onları heyecanlandıran empati ve kullanılan jargondur… (Yani Rum tarafı yeniden Kuzey’e dönüp malına sahip çıkacağı için heyecan duymuyor. Türk tarafının ne kadar barışçı çözüm istediğini b yolda nasıl Akıncı ile mücadele ettiğini gördüğü için şaşırıp heyecanlanıyor!” (Bu arada yazalım. Burcu siyasi literatürümüze her halde bundan sonra sıkça kullanılacak “jargon” kelimesini de kazandırdı!)
Burcu’nun bu değerlendirmesi doğru saptama mıdır? Çünkü Barış Burcu pek çok açıklamalarından sonra “mülkiyet konusundaki 22 kategori konusunda Rum tarafı ile anlaşmaya vardıklarını da söylüyor.” Ve ekliyor: “Kuzey’de sarih bir nüfus ve mülkiyet çoğunluğu olacaktır.” (Yani bir de Rum azınlığı olacaktır demek istiyor!)
KISACA: Rum bir yandan Kuzey’e dönmeyi mülkünü masaya yatırıp en azından şimdilik kaydı ile alacağını almayı hesaplar ve bunun için 22 maddelik Akıncı’nın da kabul ettiği deklarasyon gibi koşulları dayatırken, Barış Burcu “barışçı tutumu nedeniyle Rum’u şaşırtan Türk’ten, Jargondan söz ediyor.”
Oysa o masada “ulusal görüş ve ulusal çıkarlar yoktur!” Ya ne vardır? Kendi misyonlarını oluşturmuş siyasi görüşlerini masada savunan “müzakereciler” vardır! İnsanlar çözümden bunun için korkmaktadırlar! ********** BAYRAM SOHBETİMİZDİR: Rahmetli Şeyh Nazım bir arkadaş sohbetimizde sakalını sıvazlayıp şöyle dediydi: “Bakın kutsal Ramazan ayında insanlar neredeyse hiç suç işlemezler..” Arkadaşım Taner Erginel de şunu sorduydu Şeyh efendiye: “Yılın on iki ayı Ramazan olsaydı yine suç işlenmeyecek miydi?”
Kısaca “düzenler” gelip geçici mucizevi olaylar üzerine oturmazlar. Onun için devletler anayasa da yaparlar, kanunlar da… Ki herkes kendi gücünü diğerine empoze etmesin! Buna karşın “illegal” olaylar artıyor. O kadar ki artık mahkemeler yoğunlukları nedeniyle çalışamaz duruma geldiler. Son olay Savoy otelinin kalaşnikof silahlarla taranması oldu. Mafia işi falan dendi. Ne işi olursa olsun Casino olan her yerde “kanunsuzluk” da vardır.
CASİNOLARIN ÖTEKİ YÜZÜ: Buna karşın casinoların bir de arka yüzü vardır: Mesela bu konuda bilgi veren Casino İşletmecileri Birliği Başkanı Ahmet Arkın bu sektörde 6 bin kişinin çalıştığını söylüyor. (Her halde casinolu otellerin tüm çalışanlarından söz ediyor, yine de büyük rakam.) Ve diyor ki Casinoların KKTC’ye katkısı 600 milyon dolardır.” Rakamlar “kumar” sektörünü işaretlediğinde şaşırmazsınız. Buna karşın kafanızın bir kenarına çakılır kalır. “Para ile oyun olmaz, her zaman tehlikelidir!” Bu nedenle “kumar ve kumarcıların” devletin kurallarından öte bir de kendi içlerinde uygulanan “ödünsüz kuralları” vardır! Kısaca “kumarda kaybedenler, kazananlar, kaybederlerken borç takanlar” derken polisi ve mahkemeleri o kendi içlerindeki sorunlara katmadan, kendi kuralları ile çözerler!
Savoy Otel’in kurşun yağmuruna tutulması da belli ki o kuralların bir parçası ama bu kez dışa da sarkmış!” **********
UYUŞTURUCU KUMARA BENZEMEZ AMA. Asıl büyük sorun orada. Çünkü “casinolar” gibi belirli mekânları yok. Bazan bir ağaç altı da pazarlık yeri olur bazen bir okul çevresi de! Bazen bir sigara satıcısı da… Casinocular vergilerini verirler ama “esrar satıcıları” uyuşturucu bağımlılığından dolayı insanların canlarını alırlar!”
ÇÖZÜM TÜM TOPLUMUN KATILIMI İLE OLUR: Geçmişte de yazdık. Uyuşturucu ve Alkolle mücadele sadece Polis’in boynuna borç değil. Aileyi odak yapan bir toplumsal seferberliği gerektirir. Bu nedenle ve ısrarla tekrarlıyoruz: “Okullarda Okul-Aile Birliklerini etkinliğince çalıştırmak, öğrencilerin eğitim süreçlerine bilfiil katmak gerekir. Ki bugünden başlansa semeresini yirmi yılda alırsınız o da bir yeni kuşak demektir! Oysa bizde hâlâ polis güçleri ile bu sorunların çözümü ön görülmektedir! Ayni beklenti Trafikte de vardır ve bu nedenle hep başarısızlığa toslamaktadır”
VESSELAM: Bu güne kadar Kuzey’de elimize geçen varlıkları harcamakla yaşadık. Kurduğumuz devleti de hep sağmal Hollanda ineği gibi sömürdük! Popülizmi egemen düzen haline getirdik. TC verdi biz yedik sonra da gün 24 saat “çözüm isteriz” diye bağırdık! Çözüm olur da asıl olan o çözümün parantezinde Rum unsuru ile kalakalacağımız düzenlerde ne olacağımızdır! Şah mı şahmaran mı? Bir lase düşünmeye başlasak hatta “adam gibi devlet olmak için artık kolları paçaları sıvasak…”

Önceki Haber
Sonraki Haber

























