İnsanın canı yanıyor. Artık alışkanlık haline dönüşen ölümlü trafik kazaları sonrası sonsuzluğa uğurladığımız yüzlercesinin ardından yansıyan görüntü ve haberleri biz vermekten, sizler okumaktan bıktık usandık…
Yıllardır ülkenin önemli sorunlarından birisi oldu, ama trafik konusunda, ne yazık ki bugüne kadar alınan önlemler ve cezalar bir işe yaramıyor. Devletin trafik konusunda oluşturduğu komisyonlar bildik, iş ola toplantılardan öteye gitmiyor… Ne yaparsak yapalım sonuçta birileri daha çocuk yaşta veya hayatının baharında toprağa, diğeri demir parmaklıklar ardına…
Yaşanan dehşeti “kadere, alın yazısına” bağlamak alışkanlık oldu…
Meydana gelen kazalarda birinci derece suçlu sürücü olsa da, “ihmal” suçunu işleyen yönetimler de, gereken önlemleri almadığından ikinci derece suçludur…
Ve bir sözümüz de polisimize… Kabul edin ki, kaza olma olasılığı yüksek bölgelerde polis zaafiyeti, ana yollarda “devriye” eksikliği var. Bir süre önce polise son model donanımlı araçlar alındı. Bu araçların özellikle ana yollarda kontrol yapacağı ve caydırıcı bir görev üstleneceği açıklanmıştı. Allah aşkına trafik düzenini dere boyunda veya belli zamanlarda ana yollarda pusuya yatarak hız kontrolü yapmakla sağlayabilir misiniz..?
Lefkoşa-Girne, Lefkoşa-Mağusa ve Lefkoşa-Güzelyurt…Topu topu 3 ana arter. Bu yolları denetlemek, belli bölgelerde durup sürücülere karşı caydırıcı olmak bu kadar mı zor..?
OKUR UYARIYOR
SİYAH-BEYAZ GİRNE…
Yılın yine Girne zamanlarındayım.
Altıntoplar açmış, portakal çiçeği kokuları dört bir yanda…
Özlediğim o ilk sabahın, o ilk yürüyüşünde içime çektiğim nefeste zerre kadar is, pus, kalorifer, egzoz dumanı ve kokusu yok.
Derin derin, ciğerlerimin son hücresine kadar nefes alabiliyorum…
Yılın Girne sabahlarındayım…
Üstelik bu seferin ilk sabahında, gün henüz ağarırken Beşparmakları seyretmeye kalktığımda “yeni ay”ı gördüm tam doğuda. Nefis bir hilâldi…
Dağın göz alabildiğine her santimetrekaresi, her zamanki gibi, her saniye değişen bir renk cümbüşüydü…
Sonra yılın Girne akşamları…
Bu sefer ressamın koyulaşan renkli fırça darbeleri batıda… Gün battıktan saatler sonra bile ufukta, dağların doruklarında yavaş yavaş azalan bir kızıllık… Hayrettir, doğuda eğer birkaç bulut varsa oraya kadar bile ulaşan, şavkı vuran bir kırmızı ton..
Girne’yi “ilk defa” 74’ün Eylül’ünde görmüştüm.
42 senede kaç defa geldiğimi, döndüğümü unuttum.
“Son defa”yı elbette bilemem…
Ama Girne’nin en fazla o 74 Eylül’ünü severim..
Siyah-beyazdı Girne o zaman eski gravürlerdeki gibi.
Tek çizgi, yalın çizgi, olabildiğince tenha bir çizgi.
Ressam renksiz fırçalarında yalnızlığının coşkusunu yaşıyordu.
2016’nın 8 Mart’ında Girne antik limanı çok kalabalıktı. İstiklâl Caddesi yahut Kızılay’da süklüm püklüm kendilerine zorla yürüyecek yer bulabilen fazlasıyla süslü ve hayli yaşlı teyzeler güruhu “fethe” gelmişti, kaldırımlar hep onlarındı, dükkânlar hep onlarındı, her yer onlarındı, bağıra çağıra etrafa gürültü kirliliği yaşatıyorlardı, her yeri “işgal” etmişlerdi.
Atatürk heykelinin yanında değil, tam karşısındaki “o tek ve saygın” otelin caddeye, heykele ve denize nâzır bahçesinde bile genç “bağyanlar” bacaklarını uzattıkları masaların üzerine ayakkabılarıyla basıyorlar, sigaralarını kaldırımdan geçenlerin yüzüne üflüyorlardı…
74 Eylül’ünde böyle değildi. Kumarhane/kârhane sosyolojisi, emme basma tulumba ekonomisi ve sendikal faşizm yoktu.
Evlerin kapısı kilitlenmiyordu geceleri; oto galerileri kundaklanmıyor, 7 aylık bebekler anne karnında öldürülmüyordu.
Girne, eski gravürlerdeki gibi tenha, yalnız ve siyah-beyazdı.
Ben işte o Girne’yi özlüyorum…(Hüseyin Mümtaz)
YERİN KULAĞI VAR
NASIL OLACAK:
DPUG Genel Başkanı Dektaş, mevcut hükümetin miadını doldurduğu ve yeni bir koalisyonun sözkonusu olabileceğini iddia etti. UBP ve DPUG’nin toplam sayısı 25. Hükümet için 26 sayısına ihtiyaç var. Geçenlerde istifa eden Hakan Dinçyürek ile ancak 26 sayısına ulaşabilirler. Böyle bir artimetikle nasıl bir hükümet formülü çıkacak merak ederim. UBP içinde, ortaklığa karşı olduklarını açıklayan en az 3 vekil olduğuna göre, Denktaş’ın aklındaki formül ne, inanın bilmiyorum…
BEN VARIM:
EDEK başkanı Marino Sizopoulos’un, müzakerlerdeki uzlaşı noktalarını açıklaması ortalığı karıştırdı. Ulusal Konsey’deki görüşmeleri kamuoyu ile paylaşan EDEK, 114 bin yerleşimcinin Kıbrıs Türk Kurucu Devlet yurttaşı olarak kabul edildiğini belirtti. Ayrıca, Yüksek Mahkeme ve Senato’da sayısal eşitlik sağlanırken, mülkiyet komisyonunun da, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk ve gruba liderlik eden yabancı bir uzmandan oluşacak. Kamuda ise 2 Kıbrıslı Ruma karşılık, 1 Kıbrıslı Türk olacak. Aylardır “Akıncı masada herşeyi kabul etti” diye eleştirenlere duyurulur…
ÇIKIP AÇIKLASIN:
Serdar Denktaş, Güney’de açıklanan “tutanakları” gündeme getirerek, Cumhurbaşkanı Akıncı’ya çağrı yaptı. Denktaş, liderleri, bugüne kadar mutabakata varılmış her şeyi birlikte açıklamaya davet ederek, “geç olmadan ne oluyor ne bitiyor, mutabakatlar nelerdir bilelim ki sesimizi şimdiden çıkaralım” dedi. Zaten bu saaatten sonra saklısı gizlisi kalmadı. Bence de Akıncı, bu bilgileri halkıyla paylaşmalı…
GÜVENLİK ZAAFİYETİ:
Ülkenin bir güvenlik zaafiyeti olduğunu yıllardır söylüyoruz. Sınırlarını, ülkeye giriş çıkışları kontrol edemezsen bu zaafiyet hep olacak. Buradaki kriminal olaylar yetmezmiş gibi, şimdi de terör alarmından bahsediliyor. Yıllardır siyasi rant uğruna, “gelen Türk, giden Türk” mantığıyla ülkeyi sorma gir hanına çevirenler, bugün geldiğimiz noktanın başa sorumlularıdırlar.
NİSAN’DA TAMAM:
Ne kavgalar, ne krizler yaşadık aylarca. Ama en sonunda Tarım, Doğal Kaynaklar ve Gıda Bakanı Erkut Şahali, suyun çeşmelerden akabilmesi için teknik olarak 3 haftalık süreye ihtiyaç olduğunu açıkladı. Yani Nisan ayı başında vatandaş temiz suya kavuşacak. İnşallah 1 Nisan şakasına kurban gitmeyiz…
TEK EKSİĞİMİZ O OLSUN:
Sağlık Bakanı Salih İzbul, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde bugüne kadar üç böbrek nakli yapıldığını, bundan sonraki hedefin kadavradan nakil olduğunu belirtti. Aman kalsın, siz hastahanelerdeki ilaç eksiğini, sürekli bozulan cihazları tamamlayın biz ona da razıyız. Sanki herşeyimiz tamam da, tek eksiğimiz kadavradan nakil kaldı…
ZİRVEDEKİLER
Eşref Çetinel: “İnsanlar sinirli, telaşlı, karamsar, yorgun ve yılgın… Yoksa diyorum, hayata karşı hınçlarını arabalarının süratiyle mi çıkarıyorlar! Yoksa onca ölümlü trafik kazasını başka nasıl izah edebiliriz? Kısaca iç barışa ve istikrara çok ihtiyacımız var. Bu Cumhuriyeti yeniden bir restore etsek diyorum…”.
DİPTEKİLER
Hoşgörü Ve Saygı: Toplum olarak, hoşgörü ve saygımızı kaybettik. Bilir ya da bilmez, doğru veya yanlış bakılmaksızın, her olayda toplumsal bir linç kampanyası başlatılıyor. Gün geliyor insanlar kendini hakim veya savcı yerine koyup karar veriyor. Onlar için önemli olan önyargıları. Karşısındakinin savunma hakkına bile saygı duymadan, verip veriştiriyorlar. Ve en acısı, bu tipler dar bir kesimde kendilerine taraftar da bulabiliyor…
































