Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İnsan hakları raporları yazanlar, bunu görmez…

Fırat Uran… Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı…

Aşağıda okuyacağınız yazısı, sosyal medyada yayınlanıp, Türkiye’de bazı yayın organlarında da iktibas edildi…

Geçtiğimiz gün Yunan adalarıyla KKTC’yi turizm açısından karşılaştırmıştık. Bu da olayın başka bir boyutu.

Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının işlediği, bütün dünyanın da kılını kıpırdatmadan seyrettiği insan hakları ihlaliyle ilgili bir gerçek…

Hani bizim “izolasyon” ya da “ambargolar” dediğimiz, ama dünyanın anlayacağı dilden bir türlü anlatamadığımız kepazelik…

Başlığı “Yunanistan’a hoşçakal de”… Yazı uzun… Ben anlamını bozmadan, kısalttım…

“Yunanistan’ın KOS adasından çıkarken yıllardır korktuğum şey başıma geldi; Pasaport polisi canım Schengen vizemin üzerine koca bir çizik atarak iptal etti…

Nedeni, aslında ilkokul yıllarıma dayanıyor olabilir. Sınıflara asılan Türkiye haritalarını hatırlarsınız. Kıbrıs, o haritalarda Türkiye ile aynı renk gösterilirdi. Bu yüzden ben ortaokula kadar Kıbrıs’ı Türkiye sanarak büyüdüm…. Aslında başka bir ülkeymiş kendisi…

Fırat Uran

 

Gel zaman git zaman büyüdüm, seyahat etmeyi de çok sevdiğimden bir gün ucuz bir uçak biletiyle kendimi başka ülke Kıbrıs’ta buldum. Yabancı bir ülkeye gidiyor olduğum için ne olur ne olmaz yanıma pasaportumu da aldım. Kıbrıs’a girerken Türk kimliği yeterli aslında fakat hazır pasaportumu da yeni almışken, boş sayfalarının üzerinde şık bir Kıbrıs damgasının, ileride sayfaları çevirirken bana göz kırpacağını düşünüp verdim pasaportu, bastılar damgayı.

Birkaç sene sonra bir gün tesadüfen öğrendim ki, Kıbrıs’a pasaport ile girenler Yunanistan’a giremiyorlarmış. Hay allah dedim, bana bunu kimse söylemedi. Yunanistan da, Türkiye’nin en eli yüzü düzgün komşusu, muhteşem adaları var, ucuz, gitmesi kolay. Ne yapacağım ben şimdi?

Çözümü, Türkiye’den çıkarken zırt pırt 15 lira verip almak zorunda olduğumuz, aslında anayasadaki seyahat özgürlüğümüzü kısıtlayan fakat kimsenin sesini çıkarmadığı yurt dışı harç pullarında buldum. İnanır mısınız bu pullar sonunda bir işe yaradı! Valla hiç acımadan yapıştırdım Kıbrıs’ın üzerine.

Yunanistan’a ilk girdiğimde nerdeyse kalbim yerinden çıkacaktı. Ya yapıştırdığım pulu fark edip içeri almazlarsa? Hö deseler ‘Kıbrıs’a valla bilerek gitmedim’ diyip bayılacaktım. Kimse anlamadı. Yunanistan’a 5 kere girip çıktım. Yetmiyormuş gibi ‘ya bunlar anlamıyor’ diyip yeni Schengen vizemi Yunanistan’dan aldım. Bana 1 sene verdiler! Bilmiyorlardı ki, ben yılan, Kıbrıs’a gitmiş.

Canım Schengen vizemi gönül rahatlığı ile 9 ay boyunca tepe tepe kullandım. Taa ki bugüne kadar: Kos adasından çıkış yapmak için sıraya ilk girenlerden biri bizdik…. Boşluktan sıkılan pasaport polisi pullarımı teker teker yırtmaya başlamasın mı… A ha! dedi buldum… Gözümün önünde canım Schengen vizemi çizerken, ‘A a napıyosunuz polis bey’ dedim. Gözleri parlayarak bana bakarken ‘Vizeni iptal ediyorum, Yunanistan’a hoşçakal de’ dedi. Şaşırmış gibi yaparak ‘Nedenini açıklayabilir misiniz polis bey?’ dedim. Umursamazca ‘Sen biliyorsun nedenini’ dedi. Nedenini biliyor muyum diye kendime sordum. Vallahi biliyordum, adam doğru söylüyor. Beni kenarda beklemeye aldılar. Babamlar geçti…

Herkes gidince sıra bana geldi… Polisler pasaportumu geri verirlerken, “Ben sadece Kıbrıs’ı da görmek istemiştim” dedim. Teknede ülkeme geri dönerken, elimde üstü çizilmiş, canım schengen vizemli pasaportumla şunu düşündüm: Ben küçük çocukken biri ile küstüğümde, diğer arkadaşlarımın da o kişiyle küsmesini isterdim. Sonraları bunun saçma bir şey olduğunu çünkü her insanın ayrı ilişkisi olduğunu fark ettim. Büyüdükçe bu huyumdan vazgeçtim. Bu gün, Kıbrıs’a girdim diye, Yunanistan’dan kovulmam aynı şey değil mi? Resmen koskaca ülke Yunanistan, Kıbrıs’a girdim diye benimle küstü! İnsanların seyahat özgürlüklerinin, sırf ülkeler birbirlerine küs diye kısıtlanması çocukça. Bunun acilen değişmesi gerekli. Hoşçakal Yunanistan, bir süre birbirimizi özleyip olgunlaşalım, yüzümüze bir kaç kırışıklık gelsin, belki bir gün Ege’ye karşı oturup rakıları tokuştururken beni affedersin”.

Yazı burada bitiyor… Yoruma gerek var mı? Ya da bundan utanacak olan? Veya “yahu yeter artık” diyecek olan..?

 

 

 


 

YERİN KULAĞI VAR

NE GEREKÇESİ SAYIN AKINCI, HER ŞEY APAÇIK:

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, FETÖ’den hakkında dava açılan, adı defalarca skandallara karışan Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın görevden alınmasını için gerekçe istemiş. Bir kere atama yapılırken “hiç bir gerekçe olmaksızın görevden alınmak kaydıyla” denir. Bugüne kadar kendisi, yüzden fazla görevden almaya imza attı, hangisine gerekçe sordu? Şimdi Başbakanlık otursun, adamakıllı bir gerekçe yazsın. Mesela medyada çıkanların izini sürebilirler. Orada dedikodular değil, kanıtlar var. Hiç bir şey yapamazlarsa, Daire bünyesinde küçük bir soruşturma yeter. Bizler de öyle yapmıştık. Talip Atalay, böyle hassas bir Daire’de durduğu her gün zarar… Sayın Akıncı’nın da önceliğinin bu olması gerekirdi. Adamın burada yaptıkları yeterli gerekçe… Türkiye bağlantısı ise, küçük bir ayrıntı sadece…

 

O KOLTUKTA NE İŞİN VAR?:

Türkiye’de okullarda okutulacak kitaplarda yapılan değişiklikle ilgili, bizim Bakan henüz ses vermedi. Bu yılki müfredat konusunda vatandaşın kafası karışık. Anayasa ve yasalarımızda olan, laik ve Atatürk ilke ve inkılapları, bu yıl müfredatımızda olacak mı? Okullar açılıyor ama, bizim Bakan dut yemiş bülbül misali susuyor. Bu kadar zor mu çıkıp açıklamak. Yok eğer susup oturacaksanız, o koltukta ne işiniz var..?

 

ÖZERSAY SORMUŞ:

Kudret Özersay, eğitim yılının ertelenmesinden başlamış, eksikleri, soru işaretlerini sıralamış soruyor “Eğitim Bakanı ve Bakanlığı Neden Var?”. Ben kısaca kendi yanıtımı söyleyim, bu zihniyette kurulan tüm hükümetlerde, bu gibi bakanlıkların başına getirilecekler için, bakanlığı parti yararına nasıl kullanabilir ona bakılır. Bakanlıklar, ülke için, halk için gelecek için değildir, parti içindir. Tüm atamalar, tayinler de bunun için beklemiyor mu zaten..?

 

KİPRİANU İNANDIRICI DEĞİL:

CTP’yi ziyaretinde, çözümsüzlüğün büyük tehlikelere gebe olduğunu söyleyen AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, “Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki barış yanlısı, çözümü isteyen güçlerle görüşerek neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişinde bulunmaya devam edeceklerini” ifade etmiş. İyi de 2004 referandumundaki leke hala alnınızda dururken, size nasıl güvenelim Sayın Kiprianu. Bu defa da son anda birilerinin telkini ile çark etmeyeceğinizi kim garanti edebilir ki..? Mesela yine Rusya’nın… Ne dersiniz?

 

NE İSTERSE OLSUN, BU BİR ZAAFİYETTİR: Polis Genel Müdürü Süleyman Manavoğlu açıklamış, istifa etmemiş, görevinin başındaymış. Şuyuu vukuundan beter diye bir söz vardır. Kendisinin ve polis örgütünün hakkında ortada dolaşan iddialarla ilgili olarak yetkililer çıkıp açıklama yapmadığı sürece, Manavoğlu istifa etse de etmese de bir şey değişmeyecek. KKTC’nin belkemiği polis örgütü, halihazırda yıpranmış durumdadır. “Bizde FETÖ yoktur” diyen Başbakan, gidişattan bile endişelenmiyor.

 

AKILLANDILAR MI ACABA?:

Avrupa Ekim ayında “Kış saatine” geçmeye hazırlanıyor ya, aldı bizi bir gaile. Bizimkiler geçen yıl yaşanan felaketin ardından yine Türkiye’yle uyumu mu tercih edecekler göreceğiz. Bana sorarsanız Avrupa’nın değil, Türkiye’nin uygulayacağı saat dilimini seçecekler, seçmeyip de ne yapsınlar garipler. Herşeyimiz oraya endeksli, hatta hükümetimiz bile. Derdini anlatmaya bile mecali yok. Kopyalar, yapıştırır…

 


ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Kıbrıslı Türkler bu imajı hak etmiyor. Ve Kıbrıs’ın kuzeyini ‘kötülemek’ için de herhangi bir ‘düşman’a gerek kalmıyor. Ada yarısını yönetenler o kadar ‘ustalıkla’ yapıyorlar ki ‘karşıt propaganda’yı…Bir başkasına ihtiyaç yok! ‘Profesyonelce’ didikliyorlar. ‘Öylesine kararlar al ki, dünya alemin gözünde rezil rüzva olalım.’ Bunu başarıyorlar…”

 


DİPTEKİLER

“Ada Kart”mış…: Yine keşifteyiz… Hani sorun bellidir, çözümü de bellidir de, her gelen yeniden Amerika’yı keşfe çıkar, o mesele… Konu vatandaşlıklar… Yıllar yılı bir beyaz kart tartışması yaşandı, onda da seçme, seçilme dışında diğer haklar verilecekti. Yapılmadı. Şimdi Serdar Denktaş “ada kart”tan bahsediyor. Ama diğer taraftan, kitleler halinde vatandaş yaptıklarının gerekçesini söylemiyor. Korkarım bu da aspir meselesine benzeyecek…