Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İNŞALLAH İLE MAŞALLAH!

Bir süredir yaşamakta olduğumuz olayların olumsuz etkileriyle olacak, küçük adamızın Kuzey’ine sıkışmışlığında bir devlet olmanın övünülecek bir talih mi yoksa acıklı bir kader mi olduğunu düşünüyorum. Çünkü:

Kuzey’e bakıyorum, artık büyük işlere imza atan, gitgide kalkınırken sözü sazı ile dinlenen bir Türkiye görüyorum ve gurur duyuyorum..

Sonra dönüp Güney’e bakıyorum. Aynen Kuzey’in Türkiye’si gibi sürekli büyümekte, yenilenmekte, güzelleşmekte! Fakat ne gurur duyabiliyorum ne sevinebiliyorum! Aksine haris bir kıskançlık hissi ile sızlayan yüreğimde bir aşağılık duygusuna kapılıyorum! “Neden biz Kuzey vatanımızda hâlâ bir Güney kadar olamadık” düşüncesinde!

Kİ Kuzey’deki Türkiye’den sürekli para pompalanırken son yıllarda Güney’den de yurolar sağlanmakta.

NE var ki bizim için nimet olacak bu parasal katkılar ne büyümemizi sağlamakta ne derli toplu bir vatan oluşturmamıza yetmekte! Tam aksine “iki arada bir derede kalmışlığın” biçareliğinde Kuzey’e bakıp gururlanırken, Güney’e bakıp kıskançlık ve haset içinde kalakalmanın psikozunu yaşamaktayım!                                                                     ***

YANİ DİYORUM. Kuzey’i ne büyük Türkiye’ye ne  Güney’deki Rum tarafına karşın gurur duyacağımız bir belde yapamadık! Tabiri caizse iki büyük ülke arasında derbeder bir gecekondu gibiyiz! Üstelik sadece kentsel ve doğasal görünümler yönünden değil; şeref ve haysiyet yönünden de!

Kİ DAHA geçen gün medyanın manşetlerinde ayazlatılıyordu: 350 iş insanının görüşlerine baş vurmuşlar da yüzde 76’sı “evet bu ülkede yolsuzluklarla rüşvet olayları aldı başını gitmektedir” demişler!

YANİ içimiz dışımız çıfıt çarşısı olmuş! Hangi yolla nasıl olursa olsun yeter ki büyük oranda parasal kazanımlar olanaklarının kapılarını açacak ne kadar “rezillik, yolsuzluk, dolandırıcılık,  gayri ahlâki işler” varsa hepsi de Kuzey’de kullanılan “meziyetler” oldular! VE evet insanlar büyür palazlanır hatta uçarlarken; Devlet dediğimiz KKTC, Kuzey’deki TC’den  milyonlarca TL. Güney’den Kuzey’e geçip sadece arabalarına akaryakıt dolduran Rum sürücülerinden de 15 milyon kazanç sağlamasına karşın!..

FAKAT ne bu gelirler yetiyor “Kuzeyi” yaşanabilir bir devlet haline getirmeye ne de düzgün bir ülke olmasına!      Ki hatırlatmakta yarar var KKTC  de ayni zamanda bir yıllık enflasyon oranı da yüzde 118 aşmış!

***

İŞTE BU KKTC de 27 Kasım’da  yerel seçimler olacak.. Daha şimdiden aday furyası var. Ki seçilenler yukarıda sadece kırıntılarını yazdığım “böylesi ve öylesi” bir KKTC’nin 28 Belediyesini devralacaklar!

Adaylardan kaçının Kuzey’e ve Güney’e dikkatlice baktıklarını bilmiyorum! Ama hep şunu temenni ediyorum:                                                                             İnşallah ve özellikle Güney’i kıskançlık ve hasetle izleyip seyretmekte ve “neden biz de en az Güney kadar bayındır olamadık” diye hayıflanmaktadırlar!  VE inşallah aday olarak seçimlere giderlerken  “seçin beni işiniz aşınız hazırdır” vaadinde bulunmuyorlar!

VE inşallah bir ülkenin üç “T”ler dediğmizce “temiz, tertipli, terbiyeli” olması  gerektiği bilincindedirler!                   VE inşallah dürüstlük şeffaflık ve insanlık gibi mefhumlar şiarlarıdırlar!

İnşallah Belediye Başkanı oldukları bölgelerde yollar da yapacaklar  parklar da. Varsa ihtiyaç inşallah devreye toplu taşımacılığı da sokacaklar..

İnşallah artık 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 6 bin TL olduğu gerçeklerde gerekirse tanzimli satışları teşvik edecek sistem de oluşturacaklar, Devletin fiyat denetimleri yapması için teşviklerde de bulunacaklar..

VE inşallah falan partilinin kızı, filan tanıdığın oğlu diyerek Başkanı oldukları belediyeleri geçmişte olduğu  gibi odalarına bile sığamayacak, oturacak sandalye masa bulunamayacak çoklukta istihdam etmeyecekler!  İnşallah!

***

KISACA TAKILDIĞIM: “REFORMLAR DEVAM EDECEKMİŞ!” Çocukluğumuzdaki  masallar ile risale esamesindeki kitaplardan bazıları  “Arzu ile Kamber’in Tahir ile Zühre’nin” nostaljik  aşklarından bahsedelerdi.     Ki ne zaman rahmetlik ninemden masal anlatmasını istesem bana nağmeli nağmeli   ve kelimeleri kaydırmalı  anlatımıyla başını iki yana sallaya sallaya, “ah dali dali ” diye başladığı anlatımında   Kerem’in Aslı’ya kavuşmak için kırk yıllık yoldan geldiğini anlatır, masal uzar gider ama aşıklar asla kavuşmazlardı! …                                         Çok sonraları azıcık yetildikte ninemizi taklit ederek “Ah dali dali üşüdükçe çek başına yorgani” diye “Arzu ile  Kamber’in yada  Tahir ile Zühre’nin büyük aşklarına çocukluğumuzun insafsız taşlarını atar,  kahkahalarla gülerdik!                                                                                                                                                      ***

HENÜZ Kıbrıs Türk halkına böylesi bir sari hastalık bulaşmadı ama yakında ve eğer bu pahalılık böyle devam ederse ya insanlar yollarda “şarkılar türküler” söyleyerek çılgınlar gibi çırıl çıplak koşacaklar  yada asla kavuşmayan Tahir ile Zühre’nin Arzu ile Kamber’in kitaplarını okuya okuya ve hüngür hüngür ağlaya kör talihlerine beddualar edecekler! Ki milletin ekmeğiyle oynanırken şimdi de “ekmeğe zam geliyormuş!                                                     FAKAT ne diyor Sn. Üstel? Reformları gerçekleştirmeye devam edeceğiz..”

Aman Sn. Başbakan. Ne olursunuz bu reformlardan vazgeçin! Siz uğraşıp yeni yeni reformlar yaptıkça millet de  pahalılıktan yanıp batmakta! En iyisi hiçbir şey yapmayın belki memleket düzelir..

Kİ VAKTİ  ZAMANINDA Nasrettin Hoca’ya da her tarafı çarpık felçli bir yavrucak götürüp “aman Hoca efendi demişler ya bu çocuğa  oku üfle de iyi olsun yada çare söyle.

HOCA bir çocuğa bakmış bir ailesine ve “bakın demiş şu köşenin hemen ardında bir Evliya’nın türbesi var. Çocuğu götürün o türbenin kabrine işesin!..”

Bunu duyan  çocuğun ana baba ve akrabaları “aman Hoca efendi demişler sabicik  evliya türbesine işerse çarpılmaz mı?” Hoca sakalını sıvazlarken, “iyi ya demiş, çarpılırsa düzelir!”                                                                                                             GALİBA bu reformlar tedbirler falan derken, gün gelecek bize de üzerine siyeceğimiz bir türbe gerekecek!