Köşe Yazarları

İNŞALLAH DAYAK YEMEZLER!







Öğretmenler çok iyi bilirler. Sınıfta yaramazlık yapan öğrencilere önce “yapma çocuğum” falan denir. Devamı halinde “yapma etme evladım” diyerek bir uyarıda daha bulunulur. Ve artık öğrencilere tek fiske kondurmanın bile kabul edilemez gerçeğine karşın, o eskilerde ya bir tokat atılırdı ya avuca cetvelle bir iki kez vurulurdu..             Şimdilerde galiba “laftan anlamayan öğrenciyi müdüriyete taşırlar velisini uyarırlar falan…

YARAMAZ YUNANİSTAN! Şu sıralarda Yunanistan da aynen sınıftaki yaramaz öğrenci gibidir! Buna karşın Türkiye bizim ne kadar garantörümüzse Yunanistan da Rumların o kadar garantörüdür. Üstelik Türkiye’nin anavatanımız olmasına karşın Rumların da doğru yanlış Yunanistan’ı anavatanları kabul etmesi gerçeğinde!        Ki Türkiye hem anavatan hem garantörümüz olarak bizi ne kadar koruyup güvenliğimizi sağlıyorsa Rum’un Yunanistan’ı da o kadardır..

Bir farkla: Türkiye 46 yıldır, Türk toplumunun adada çok ihtiyacı olan çözümü sağlamakta tutuk kalırken, Yunanistan kayırdığı ve kolladığı Rum toplumu ile hem tümden adayı yutmak, hem de Güney Rum’un sahip olduğu Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından faydalanmak için elinden ne gelirse yapmaktadır.

Bu konuda son numarası  Mısır’la yaptığı anlaşma ile iki ülke arasında “deniz yetki alanı” oluşturmasıdır.. Yani Türkiye’nin Libya ile yaptığı “deniz yetki alanı” anlaşmasını Yunanistan da Mısır’ın Sisi’si ile yaptı.. TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çvuşoğlu  bu konuda  sert tepki gösterirken “bu anlaşmayı yok sayarız” dedi..

SON UYARI MI? Bir kere Çavuşoğlu Mısır’la Yunanistan arasındaki bu anlaşmayı asla kabul etmeyeceklerini,  faaliyetlerine izin vermeyeceklerini çok kesin bir dille ifade etti.. Fakat ortada Yunanistan’ın yada Mısır’ın bu anlaşmadan tornistan edeceklerine dair en küçük bir emare olmamasına karşın Miçotakis de esip gürlemeye devam etmektedir..

Peki iki NATO ülkesi son çarede aslında “çaresizlikte” karşı karşıya gelirler mi? Yoksa her zamanki gibi NATO ile AB’nin de devreye girmesiyle olay soğutulur mu?

Çünkü Türkiye ile Libya’nın   oluşturduğu “deniz yetki alanına” misilleme olarak gerçekleştirilen  bu siyasi tasarruf,  Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket kabiliyetini kısıtlamakla kalmamakta,  Yunanistan’a da Ege, Kıbrıs, Girit, Rodos, Meis gibi  adaları nedeniyle  büyük bir deniz alanı egemenliği  sağlarken, doğrusu Türkiye’ye  söz konusu deniz alanlarında sandalla dolaşacak gıdımlık yer bırakmamaktadır!

Ve son tasarruf tam da Türkiye ile Yunanistan’ın sorunlarını masaya koyup tartışacakları şimdiki zamana  rast gelmektedir..

SAVAŞ İSTEMİYORUZ: Kendi öğrencimizi, çocuğumuzu cezalandırmak istemediğimiz gibi.. Fakat Doğu Akdeniz de Yunanistan’la Rum yönetiminin  “çocuk oyuncağı” değildir. Çarenin bittiği yerde arbede kopar. Kaldı ki bu ortamı türlü çeşitli yaramazlıklarıyla hazırlayanlar da Yunanistan ile Rum Yönetimidir!” İnşallah dayak yemezler…

…VE ekleyim: Rum Yönetimi 3 yıl önce Fransa ile bir askeri sözleşme imzaladıydı! İşte şimdilerde o askeri sözleşme resmen yürürlüğe girdi! Ve haberlere göre de Rum ordusu hızla silahlanıyormuş!    Ne dersiniz Rum’un bu muzırlıklarına da aldırmayalım mı?                                                                                                         ***

KISACA TAKILDIĞIM: Dünkü yazımda Sn. Tatar’ın Ankara ziyaretiyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yorumlarken şöyle bir hatırlatmada bulunduydum:

“Ankara  her devrede KKTC de kendisiyle uyum içinde çalışacak, birlikte hareket edecek yönetimleri istedi..” Ve ekledimdi: “Son zamanlarda bu uyumu en iyi sağlayan başbakan  Sn. Ersin Tatar oldu..”

Ancak kaç zamandır Başbakan’ın   bu “uyumlu politikasını” istismar edenler, Sn. Tatar’ı Türkiye’ye bağımlı hatta Ankara’nın “bendesi” olarak göstermeye çalışıyorlar..

Oysa  Sn. Tatar açık seçik diyor ki  “Türkiye’nin demokrasimize karışmak niyeti yoktur.”                                                                         FAKATTT:  bu karşılıklı sürtüşmeler devam ederken “ne alaka” dedirtecek bir gelişmeyle  KKTC’deki parti Başkanlarının da Ankara’ya çağrılmaları doğrusu kafaları karıştırdı.

Nitekim CTP Başkanı Erhürman bu konuda değerlendirme yaparken  “Kıbrıs Türk halkı kendi iradesi konusunda çok hassastır” demek gereğini duydu.. Kime? Tabi ki Ankara’ya!

AÇIK yazayım: Ben Ankara’dan  “Tatar’ı seçin” talimatı geleceğine inanmam.  Ve dün de sözünü ettiğimce bir çatı adayı varmış gibi siyasi tezgâhlarla kumpaslardan söz etmek henüz mümkün değildir..                               Sadece Serdar Denktaş’ın son anda adaylığını ilan etmesiyle tutun ki “adaylar arası” dengelerde eksili artılı oynamalar oldu o kadar..

KALDI ki:  Benim gibi hiçbir seçimin sonucunu tahmin edemeyen bir kişi bile “bu ülkede her seçiminin bizatihi kumpaslar üzerinde geliştiğini biliyorsa” zannedersem Ankara’dan önce kendi içimizde olanlara bakmalıyız çünkü bu konuda sicilimiz temiz değildir!

 








Başa dön tuşu