Kıbrıs’ta İngiliz sömürge yönetiminin Kıbrıs Türk halkına reva gördüğü “ikinci sınıf insan” muamelesinin hiç lafını etmedik! Ki hatırlatalım. Kraliçe 2. Elizabeth’in kocası Yunan kralının oğlu Fhilip’tir.
Kıbrıs Türk halkı Rum EOKA’cıları ile cebelleşmek zorunda kalmadan önce yıllarca “İngiliz’le cebelleştiydi!” Rahmetlik Toplum Lideri Dr. Fazıl Küçük ömrünü işte o İngiliz’le mücadeleyle geçirdiydi. Camilere Cuma günleri Türk bayrağı çekilmesi yasağının kaldırılmasından Evkaf sorununa, Belediyelerden Türk bölgelerine yapılması gereken yatırımlara kadar… Türk halkı o yıllarda cemaat esamesindeki nüfusuna karşılık Lefkoşa’da on binlerle ifade edilen büyük kalabalıkların katılımıyla “mitingler” düzenliyor, İngiliz sömürge idaresini protesto ederek Türk halkına yönelik baskılarla yasakların kaldırılmasını istiyordu…
SONRA İNGİLİZ GİTTİ RUM GELDİ! Önce hedef “İngiliz sömürge idaresinden kurtulmaktı! EOKA ile başlattığı “tethiş” yani “terör” olayları ile amacına varırken o güne kadar “yok” saydığı Kıbrıs Türk halkının bu adada en az kendisi kadar yaşam hakkı olduğunun gerçeğine tosladı! Makarios’un fena halde canını sıkan olaydı bu! 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine kerhen imza atarken bir yandan da “Türkiye’nin Kıbrıs’taki uzantıları olan Kıbrıslı Türkler bu adadan çekip gitmedikçe EOKA görevini tamamlamış olmayacaktır” diyordu! Hâla Tamamlamadılar! Bu kez de AB ile birlikte hareket ediyorlar! Dolayısıyla 1958’lerde başlayıp 21 Aralık 1963 kana bulanan 1974 Barış Harekâtı ile doruğa çıkan mücadeledir devam eden!
KİMİNLE? AB ile BM’lerle! Ki o AB Rum tarafı Annan Planı’na “hayır” dediği halde sırf Türkiye’nin üyelik pozisyonunu kırmak için Yunanistan’ın yanı sıra Güney Rum Yönetimini de üyeliğe aldı! Ve hep birlikte can’ı gönülden çalışıyorlar! Bir yandan Ermeni Soykırımına yönelik dayatmalar öte yandan AB’de Rum-Yunan ikilisine takılan Türkiye’nin “ilerleme başlıklarının” sürekli veto yemesi!
BU DA YETMİYOR! Rum tarafı dur durak durak bilmeden 1974 Barış Harekâtındaki “kayıpları” ve Maraş’la ilgili onlarca davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyor ve Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkûm ettiriyor!” Fakat ayni Avrupa 1958’lerden beridir Türk halkına yönelik Rum saldırı ve jenosit hareketlerini dikkate bile almıyor! Asıl tazminat ödemesi gereken tarafın Güney olduğunu bile bile! Türk halkına bizzat AB tarafından “ezilmişlik, horlanmışlık, izolasyonlarla dışlanmışlık yaşatılıyor! Çünkü Rum-Yunan ikilisi öyle istiyor!
**********
Kısaca takıldığım: (2014 iyi geçmedi!)
“2014 iyi geçmedi” demek abestir çünkü geçen yılların hiç biri de iyi değildi! Görüş “indi” de olsa gerçek bu!
Hatırlarım. Çocuktum. Yollar topraktı, çukur çukurdu. Yağmur yağdı mıydı küçücük göletlere dönüşürlerdi. Yürürken üzerlerinden sürekli atlamak gerekirdi ama beceremez kayar içlerine düşerdik… Bu ülkede de “yıllar” böylesi kazalarla geçti! Hiçbir yılı sağ selim atlatamadık!
EVET AMA? Yıllarca öyle olmaması için mücadele etmedik mi?
1974 Barış Harekâtını hep daha iyi yılları yaşamak için gerçekleştirmedik mi?
Devleti her yıl biraz daha iyiye kalkınmışlığa gitmek için kurmadık mı?
Peş peşine geçen yılları kendimizin sahibi olmak, ayaklarımız üzerinde durmak için planlamadık mı?
Geçen her yılla birlikte çocuklarımızın geleceklerini daha iyiye daha güzele ulaştırmak tasavvurlarımıza koymadık mı?
O ZAMAN “GEÇEN YILLAR” NEDEN BİZE İHANET EDİYORLAR? İhanete uğradıkları için! Çünkü:
Bakın şu 2014 yılına! 2015 yılında süresi dolacak olan “KKTC-TC Mali Ve Ekonomik Kalkınma ve Reformlar Paketi” mi uygulandı?.. Dolayısıyla batmış “sektörler” mi kurtuldu?.. Belediyeler mi halletti sorunlarını? Çiftçinin, hayvancının, bahçecinin mi güldü yüzü?.. Okullar mı düzgün açıldı?.. Elektrik, su, telekomünikasyon, ADSL gibi sorunlar mı aşıldı?.. Sağlık, Eğitim, kamu hizmetleri mi toparladı kendilerini? Rektörsüz Üniversiteler, Genel Müdürsüz Polis sorunları mı çözüldü?.. Tasarruf sözü verildiği halde istihdamlar mı dindi, geçiciler sorunu mu giderildi?.. Yağan yağmurlardan mı sıyırdık paçaları?.. Hangi gün sendikalar çıkmadı ki eylemleri ile yollara?.. İstikrar, refah mı yaşandı?..
KISACA: 2014 iyi geçmedi! Görüşmeler bile devam edebilme şansı bulamadı! Tutun ki 2014 lanetli yıldı, maya tutmadı! Pekala ama 2014’e kambur üstüne kamburlar ulanır ve faturasını gelecek yıl ödemek zorunda kalınırken, 2015’e nasıl umut yakalım ki? Hey koca yıllar hey! Nasıl da “delip” geçiyorsunuz!
*********
Planlı kalkınma dönemlerine hasret kaldık!
Bir süre önce “KKTC Ülkesel Fizik Plan” üzerine değerlendirmede bulunurken olayı çok önemsediğimi yazmış fakat “planın” hâlâ Bakanlar Kurulunda bekletildiğini vurgulamıştım.
Oysa bir dakika beklemeye tahammülü yok! Çünkü: Diyor ki bu “plan” “ülkenin ancak yüzde 5’i yapılaşırken ortaya çarpık yapılaşma sorunu da çıkmaktadır. Mesela “yapılaşmış alanın yüzde 65’i üç büyük kentte toplanmış! Lefkoşa, Mağusa, Girne! Sadece Lefkoşa ve Mağusa’nın payına düşen yüzde 45! Sadece Girne’nin payına düşen ise yüzde 22! Güzelyurt viziliyor, 2006’da 88 gibi düşük orandaki yoğunluk 2011 de 78 düşmüş!”
MESELA: Devam ediyorum. Devlet Planlamaya göre ülkede toplam konut sayısı 136 bindir. Ancak sayımlarda sadece 85 bininde yaşam olduğu ortaya çıkmaktadır! Yani konutların 50 bini boştur! Tam bir fecaat! Ki biz de usanmıyoruz KKTC’ye sahiplikten söz ediyoruz! Evine bile sahip çıkamayan bir toplum durumuna düşmüşüz ki bir diğer felâket de nüfusun yüzde 69’unun kentlerde yüzde 31’inin kırsalda yaşamakta oluşlarıdır! Yani “köy hayatı bitmiş!” Dolayısıyla “üreten” değil, ithal edip “tüketen” toplum durumuna gelmişiz!
NEDEN? Yine söz konusu “rapor” Güney Kıbrıs’a da atıfta bulunuyor ve diyor ki “Rumlar fizik plan yapmamışlar. Buna karşın bölgeleri bizden çok daha planlı ve mamur…” Zaten görüyoruz! Pekala niçin yapmamışlar? “Ülkenin yarısında planlama olmaz gerekçesiyle!” (Dikkat: Bakın adamlar Kuzey’e hangi gözlükle bakıyorlar? “Benim Kuzey’im!”)
Soruna dönüyoruz: “Neden bu çarpıklık” diye sorduyduk? Niçin Kuzey’i bu kadar dağıttık? İşte bugün yapılan ve henüz Bakanlar Kurulundan geçmeyen bu “Plana” nazire “planlara programlara” iltifat etmediğimizden! Çünkü: Eğer bugünkü gibi “Ülkesel Fizik Planları” yapılsaydı “sahiller nasıl yağma edilecek, dağlara nasıl villalar kondurulacaktı?
Eğer planlı imar iskân olsaydı Rum’un mülkü nasıl puanlarla, hava paraları ile ellerden ellere satılacak, rant ekonomisi olacaktı?
Eğer Planlar programlar olsaydı topraklar nasıl yağmalanacaktı?
Eğer kentlerde nazım planları çıkartılsa, dileyen dilediği yere nasıl istediğince konut apartman konduracaktı?
Eğer olsaydı planlı kalkınma, sonra kim 50 bin konutu topraklara gömerek gelecekte o Rum mülkünün mutlak sahipleri durumuna geçebilecekti?
HEY gidi açıkgözlükle aç gözlülük hey!.. Uğruna bir memleket harcandı!
































