Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İngilizce yanında Almanca, Fransızca

Ülkede yaşanan ekonomik kriz ve dövizdeki artış elbette ki gençlerin eğitimini de yakından ilgilendiriyor. Geçtiğimiz gün DAÜ’de görev yapan önemli bir akademisyen dostumla konu üzerinde sohbet ederken, konu döndü dolaştı, çocuklarımızın eğitimine ve genel olarak gençlerin eğitimine geldi.

Üçüncü ülkelerde eğitim meselesi gençler arasında ciddi sıkıntılarla dolu… Büyük bir kısmı da ekonomik sıkıntılar. Avrupa’da üniversite eğitimi almak isteyenler, halen alanlar ve üniversite eğitimini tamamlayıp yurt dışında kalmak zorunda kalan gençler gündemimizi oluşturdu.

Kabul etmek gerekir ki 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girmesi ile birlikte Kıbrıslı Türkler de eğitim açısından AB olanaklarından yararlanmaya başladı. 2004 ile 2020 arasında AB’nin öğrenci borçlandırma sisteminden yararlanan yüzlerce Kıbrıslı Türk genç özellikle İngiltere ve Avrupa’nın diğer ülkelerinden üniversite eğitimini tamamladı.

Her yıl ortalama 200 kişiden koysak 16 yılda 3 binin üzerinde genç Avrupa’da öğrenim gördü. Bu Kıbrıslı Türkler açısından ciddi bir rakamdır. Emin olun ki bunların çok az bir kısmı Kıbrıs’a geri dönmüştür. Bu önemli kitleden biz ülke olarak yararlanamıyoruz.

İngiltere’nin AB’den çıkması ile İngiltere kapısı bu anlamda kapandı. Artık Kıbrıslı Türk öğrenciler de İngiltere’de yabancı öğrenci statüsünde… Kısacası bundan sonra İngiltere’de öğrenim görmek çok zor…

İbre şu anda Avrupa’nın diğer ülkelerine kaymış durumda… Özellikle Hollanda Kıbrıslı Türkler için en revaçta ülke durumunda… Tabii ki bunun en önemli sebeplerinden biri de dil konusu… İngilizce dışında başka bir dil konusunda yeterliliğimiz olmadığı için gençlerin seçenekleri de sınırlanıyor.

Yani kısacası İngilizce yanında Almanca, Fransızca, İspanyolca gibi Avrupa’nın diğer yaygın dilleri konusunda fakir olduğumuz için Avrupa’da üniversite eğitimi alacak gençlerin de seçenekleri azalıyor.

Zaten İngilizce eğitimi konusunda da ciddi sıkıntıları olan bir ülkede Almanca ve Fransızca’dan bahsetmek bazıları için tuhaf görünebilir ancak eğer Avrupa’da üniversite öğreniminden konuşuyorsak bu konuya önem vermemiz gerekiyor. En azından devletin kolejlerinde bu konuyu yeniden ele almak zorundayız. Belki de genel ortaöğretim programlarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.

Devletin kolejlerine her yıl yaklaşık 500 civarı öğrenci alınıyor. Bunların yarısından fazlası birkaç yıl öncesine kadar üçüncü ülkelerde eğitim almak için uğraşıyordu. Bu durum dövizdeki artış ve İngiltere kapısının kapanması ile düşüşe geçti. Son 10 yıla baktığımızda üçüncü ülkelere giden öğrenci sayısı 200 civarın iken bu rakam son iki yılda 120 civarına indi. Düşünün ki bu rakamın içerisinde özel okullarda öğrenim gören öğrenciler de dahildir.

Geldiğimiz noktada gençlerin gidebileceği ülkeleri artırmanın yolu gençlerin bildiği yabancı dil sayısını artırmaktan geçer. Yani devlet kolejlerinde ve özel okullardaki İngilizce dışındaki yabancı dillere daha fazla önem verilmesi gerekir.

Özellikle devlet kolejlerindeki haftada bir-iki derslik Almanca ve Fransızca derslerini artırmak ve belki bu iki dil dışındakilere de yönelmek gerekir. İhtiyaçlar bizi buna zorluyor. Gelişmelerin uzağında kamamız işimizi daha da zorlaştıracaktır.

Ancak ülkenin eğitimini yönetenlerin bundan farkında olması gerekiyor. Aslında farkında olmak da yetmez. Ciddi anlamda sorunun üzerine gitmek ve uygulamaya geçmek gerekiyor.