İngiltere Avrupa Birliğinden sancılı bir şekilde ayrılıyor.
Güney Kıbrıs, bir yandan üslerin statüsü, bir yandan kendi topraklarında yaşayan İngilizlerin durumu ve genelde bir AB ülkesi olarak yeni duruma ilişkin temaslar yapıyor. Konuyu belki de diğer AB ülkelerine göre çok daha yakından takip ediyor.
Bu ayrılıkta kendi haklarına halel gelmemesi derdinde.
O İngiltere ki, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin garantörü. Tabii bizim de hala sarıldığımız 1960 Garanti Anlaşmasının, Kuruluş Anlaşması’nın tarafı.
Ama bakıyorum, bizim tarafta bir sessizlik var. Gerçekten bu konuya kafa yoran var mı? Hani bir temas falan?
En azından şurada İngiliz üsleriyle sınır komşusuyuz. Bu bile bir şey.
Son yapılan AB-İngiltere uzlaşmasında, adadaki İngiliz üslerinin AB statüsünde kalmaya devam edeceği ortaya çıktı. Üslerin bir tanesinden geçiş yapıyoruz, ortada tartışmalı topraklar var. Bu konuda devletimizin görüşü nedir? İngilizlerle, AB yetkilileriyle bu konularda herhangi bir görüşme oldu mu?
Deniyor ki, Yeşilhat’ın statüsü ileride Komitelerde belirlenecek. O hattın bir tarafında biz yok muyuz?
Hadi onlar bizimle temas etmediler; peki biz zorladık mı?
Öyle gizli saklı götürülecek temaslar da değil bunlar. Dışişleri Bakanlığımız, Brexit sürecinin her adımında, kendi çıkarlarımız doğrultusunda konuyu gündeme taşıyabilirdi mesela.
Türkiye’nin AB’den sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı’dan geldi tek ses. Brexit’in Kıbrıs boyutu da olduğunu, Birleşik Krallık’ın bu süreçte KKTC ile de eşgüdüm yaparak ilerlemesi gerektiğini söylüyor.
Ben aynı sözleri kendi yetkililerimizin ağzından da duymak isterdim doğrusu. Arşive baktım tek tük birkaç açıklama.
Hatırımda kalan ilk değerlendirme, 2017 başlarında, henüz Dışişleri Bakanı değilken Kudret Özersay’ın yaptığı bir açıklama. O da, İngiltere’nin AB’den ayrılmasından sonra, KKTC ile özellikle ticari alanda ilişkilerin değişebileceği umudu taşıyan bir açıklamaydı. Sonradan Brexit’in Gümrük Biriliği’nden de çıkma anlamına gelmediği anlaşıldı ve ABAD kararının uygulanmaya devam edeceği görüldü. Zaten bu ay imzalanan anlaşmada da Britanya, “Kıbrıs Cumhuriyeti”ne, tarımsal ürünler, balıkçılık ve bitki sağlığı konularında AB hukukunu uygulama güvencesi verdi.
Yine de tam üye olmayan ülkelere uygulanan bazı ayrıcalıklardan yararlanma olanağı doğabilir.
Ama bunları zorlamak, sürekli göz önünde ve “sesi duyulur” olmak gerekmez mi? Bu işlerin öyle kendiliğinden olmasını bekleyemeyiz ki…
Özersay o zaman, Halkın Partisi’nin bu konuda bir çalışma yapmakta olduğunu, göreve geldiklerinde bu girişimi hayata geçireceklerini de söylemişti. Nedir o çalışmalar, var mı bir gelişme? Belki halkın çoğunluğu böyle bir konuya kafa yormaz ama, yoranların da bunu bilmek hakkı değil mi?
İngiltere’nin Brexit kararı sonrasında, 2017 Ocak’ında şimdiki Başbakanımız Tufan Erhürman’ın bir açıklaması var. O da, “siyasetin sadece Sarayönü perspektifi ile yapılamayacağını”, Brexit kararının Kıbrıs konusuyla yakın ilişkisi olduğunu söylüyordu.
Bu konuda duyduğumuz en yeni açıklama da geçen ay Cumhurbaşkanlığından geldi. O da aslında bakarsanız, endişe vericiydi.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın, geçen Ekim ayında, kendisini telefonla arayan İngiliz Devlet Bakanı Alan Duncan’a Brexit sürecinde Birleşik Krallık egemenliğinde bulunan üs bölgelerine ilişkin olarak Kıbrıslı Türklerin haklarının gözetilmemesi hususundaki “kaygılarını” ilettiği duyuruluyordu.
İşte benim de dediğim bu. Daha aktif, daha zorlayıcı olmadığımız sürece kimse bizi taraf olarak görme zahmetine katlanmayacak.
Madem kaygı duyulan bir durum var, bu kaygılar kamuoyuyla paylaşılmalı en azından.
Ne bileyim, belki de kapalı kapılar ardında temaslar yapılıyor ama, bence bunun daha yüksek sesle, herkesin duyacağı şekilde yürütülmesinde de bir sakınca yok.
Aksine hem halkın öğrenmesi, hem de bizim ne düşündüğümüzü ilgili tarafların bilmesi açısından yararı var. Bu öyle bir çağ ki, kimin sesi çok çıkarsa, onu kaale alıyorlar.
YERİN KULAĞI VAR
FEDERASYON MU, KONFEDERASYON MU?:
Son günlerde özellikle Türkiye tarafından, “ yeni fikirler tartışılmalı” söylemi ile gündeme gelen, “iki devletli çözüm ya da konfederasyon” modeline Cumhurbaşkanı Akıncı, “mümkün olmayanları konuşarak zamana oynamak, Kıbrıslı Türklerin aleyhine olan statükoyu sürdürmeye hizmet eder” yorumu getirdi. Akıncı bi yandan buna sıcak bakmadığını ima ediyor, diğer yandan, Anastasiadis’in gündeminde de “iki devletlilik” olmadığını kendisine söylediğini belirtiyor…
MÜHÜR DA İSTER Mİ?:
Görüşmelerin yeniden başlaması için kendisinin hazır ve iyimser olduğunu söyleyen Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Ankara ve Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’dan, tezlerini yazılı olarak sunmalarını istediği iddia edildi. Kendisi de böyle yazılı bir belge verecek mi acaba? Sürekli olarak sözünden cayan, ray değiştiren kendisi de.
SIKIŞTILAR:
Türkiye’nin Kıbrıs konusunda yeni bir yol haritasını dillendirmesi belli ki Rum ve Yunanlıları rahatsız etti. Art arda yapılan açıklamalarla, yıllardır çözüm formülü olarak konuşulan federasyon tezini savunmaya başladılar. Son açıklama da Yunanistan Dışişleri Bakan Vekili Katrugalos, “iki devletli veya konfederal çözümün, çözüm değil bölünme anlamına geldiğini” söyleyiverdi. O zaman oturun ve federal bir çözüm için uğraş verin. Anastasiadis’e de hayali çözüm önerileri yapmaktan vazgeçmesini salık verin…
DÜŞÜYOR:
Daha birkaç hafta önce 10 liranın üzerinde olan yerli patates fiyatı, ürünün çoğalması ve ithal ürünün gelmesiyle birlikte yavaş yavaş düşmeye başladı. Bu yıl yerli patates 10 liranın altına düşmez diyenlere inat, hafta sonu taze yerli patates 7 liradan alıcı buldu. Bu da gösteriyor ki Aralık ayı içerisinde 5-6 lira kilosu patates alabileceğiz…
KAFALAR KARIŞTI:
Hükümetin hayata geçirdiği plastik poşet yasağını eksikliklerine rağmen destekliyorum. Çevreye verdiği zarar ve görüntü kabul edilebilir değil ama marketlerin sebze reyonlarından aldığınız ürün ücretsiz olarak yine plastik poşetlere konuyor. Eskinin hartuçlarından olmasa da şimdi gayet modern kağıt torbalar var. İkinci adım bu olmalı.
TEŞVİK BÖYLE OLMAZ: Çevre Koruma Dairesi Müdürü Abdullah Aktolgalı sosyal medyada, marketten satın aldığı poşetin fişini paylaştı. “Milat başladı” diyerek. Pek şık olmadı. Zaten çokça da eleştirildi. Yani milat parayla satın almak mıydı? Derdimiz plastik kullanımını azaltmak değil miydi? Çevre’den sorumlu birinden, parayla da olsa plastik poşet satın almamasını, halka dağıtılan bez torbaları paylaşmasını beklerdik.
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “İnsanlar küçük şeylerle mutlu olurlardı. Zaman denilen şey de kış olsun yaz olsun geçmek bilmezdi. Bir günde birçok iş yapılabilirdi, zaman buna müsaitti ama zaten yapılacak pek iş de yoktu…Diyeceğim, hayat günümüzde olduğu gibi koşuşturarak yaşanmazdı, ne hırs vardı ne arsızlık.
Bütün bu ve buna benzer şeyler şimdi var ve zaman da herkese dar geliyor nedense!”…
DİPTEKİLER
Kıbrıs’ın Kuzeyinde Kadının Adı: Bu ülkede eskiden kadın sorunu diye bir şey yoktu. Hele son 45-50 yılda, çalışmayan kadın sayısı çok azdı. Ama her şey tersine döndü. Başbakan sayının çok düşük olduğunu söylüyor. Bence giderek daha da düşecek. Çünkü artık erkeklerle aynı eğitim düzeyine sahip kadın sayısı azalıyor. Değişik bir kültür, değişik anlayışların hakim olduğu bir toplum var şimdi. Olay uzun vadeli ele alınmak zorunda. Tek çare değişimi görmek ve geçmişte asla sorun olmayan, “kız çocuklarının eğitimi”ne eğilmek. Eğer şimdiden işi sıkı tutmazsak, bundan 15-20 yıl sonra hiç tanımadığımız bir sosyal yapıyla karşılaşacağız…
































