Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İMAR PLANI UYGULANMADIĞI SÜRECE, SUÇA ORTAKSINIZ…

Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü, bir an önce Emirnamelerin yürürlükten kaldırılarak, Girne İmar Planı’nın uygulanması gerektiğini savunuyor…
Nasıl bir çılgınlıktı, nasıl bir ranttı anlaşılır gibi değil. Ülkenin gözbebeği, turizmin en çok satan bölgesinde, ara sokaklar dahil 10 kata kadar imar izni verildi…
Alt yapı falan da hiç düşünülmedi. O devasa apartmanların yaratacağı trafik, nüfus artışı, buna bağlı kanalizasyon, su, hiç biri…
Nasıl bir akıldı, nasıl bir hırstı, kim karar verdi, kim onay verdi..?
Hepsini de biliyoruz aslında…
Sene 2011’di, Başbakan İrsen Küçük’tü ve maalesef UBP’nin siyasi tarihimize kara leke olarak geçecek kurultayları vardı. O kurultaylar ki, sadece kamuyu allak bullak etmedi, bakın Girne’ye yaptıklarına…
Zamanın sorumluları, şimdilerde Meclis kürsüsünden kendi hükümetlerine laf sokmaktalar. Onlar da haklı… Kimse çıkıp da hesabını sormadı ki…
Ancak bu karar çıktığında kıyameti koparanlar şimdi iktidarda.
En büyük bahane, “İmar Planı”nın çıkmasıydı…
E, çıktı da ne oldu..? 
Uygulamaya geçmeden önce halkla, uzmanlarla çalışmalar yapılacaktı. O da yapıldı.
Sadece, “İmar Planı süreci başladı” denildiği günden buyana, tam 6 ay geçti.
Sadece kanalizasyon için 7 bin euro’ya ihtiyacı varmış. Girne’nin yatırım yapması gereken başka alanlar varken, ekstra yük binmeye devam ediyor. İşte Karaoğlanoğlu, oteller bölgesi, 40 yıldır Girne’ye bağlı ama, kanalizasyon yok. Limanın düzenlenmesi gerekiyor, para yok. Yollar felaket durumda, para yok. Ama inşaatlar çılgın gibi. Öyle olunca da Belediye’nin kaynaklarını sömürüyor.
Allah aşkına bir kez daha siyasete kurban gitmesin bu emekler. Başkan, işin korkunç bir ranta döndüğünü söylüyor. Daha neyi bekliyorlar anlamadım ki? Emirnameler bir günde çıkıyordu. Şimdi ortada, yıllardır hazırlanan bir Plan da olduğuna göre, kaldırmak için beklemek ne demek..?
Belediye Başkanı Güngördü, Bakanlığa yazı yazdıklarını, cevap almadıklarını söylüyor.
Geciktiği her gün, bu yeni hükümet de kentin yokolmasına seyirci kalmış olacak.
En önemlisi adaletsizliğe ve yeni yeni rantlara onay vermiş olacak.
Böyle bir vebal çekilir mi..?

 

ÇÖZÜM ÇÖZÜM DİYORUZ DA…
Öyle veya böyle, kimsenin adada bir anlaşmaya karşı olduğunu söyleyemeyiz. Kime sorarsanız sorun, herkesin kendine göre bir çözüm planı vardır. En azından, olası bir anlaşmanın, bugünkü belirsizlikten ve dışlanmışlıktan çok daha iyi olacağını söylüyor herkes… İşte bu nedenledir ki taraflar, bir anlaşma için tüm kozlarıyla masada oturuyorlar…
Buraya kadar herşey normal. Ancak, sanırım atladığımız çok önemeli bir nokta var. O da, sanki anlaşmanın hemen ardından herşeyin güllük gülistanlık olacağıdır. Halbuki esas sorunlar,  imzaların atılmasıyla başlayacak…
Ne yazık ki biz, olası bir çözümün hep iyi taraflarını konuşuyoruz. Kimse, çözüm sonrası ortaya çıkacak kaosu düşünmek istemiyor… 
Bugün konuşulan, serbest dolaşım, yerleşim, göç, iade gibi konular zamana yayılmayacağı. Hemen ertesi gün uygulamaya gireceği açıklanıyor. Halbuki Annan Planı’nda örneğin köylerin boşaltılması, askerin geri çekilmesi zamana yayılmıştı. İşte size yeni bir kaos. Mülkiyet çıkmazlarını, hukuki sorunları bir tarafa bırakın, sosyal bir kaos bekleyecek herkesi.
1963’ten beridir sürekli göç eden, 1974 sonrası iyi veya kötü bir yerlede iskan edilen onbinlerce kişinin yeniden göç etmesi ile sosyal ve psikolojik yeni bir travma yaşanacak …
Birçoğu  Güney’de yaşadığından daha uzun, 41 yıldır yeni bir hayat ve sosyal bir ortam yarattı kendine. Şimdi bu insanlar, yeniden yerinden edilecek. Düşünün 80 yaşında dul bir kadın, halihazırda en az 2 kere göçetmiş. Şimdi haydi bakalım yeniden göç…  Ona en pahalı villayı da verseniz, ömrünün son demlerinde yaşatacaklarınızın yerini tutmaz, tutamaz. 
Bir çözüm olsun da nasıl olursa olsun diyenler, çözüm sonrası yaşanacaklar için kendilerini bu sosyal travmaya da hazırlamak zorundalar. Annan Planı’ndan ağzı yananlar, ABD ve Avrupa’nın verdiği destek sözlerini de, pek inandırıcı bulmuyorlar artık. Üçüncü, hatta dördüncü kez yeniden göç etmek, göçe zorlanmak istemiyorlar…
Zaten Sayın Akıncı da, toplumun bu hassasiyetini bildiğinden, ''ABD yardım edeceğini söyledi ama ben parayı görmeden inanmam'' diye boşuna konuşmuyor…
Sonuç olarak, Başaran Düzgün’ün köşe yazısında dediği gibi, “Bu halkın artık pembe tablolara karnı toktur. ‘Kıbrıs’ta barış’ şüphesiz engellenemez. Kıbrıslı Türklerin mutlak çıkarları elbette bir anlaşmadan geçer. Ama teslimiyetten değil…”.

 

YERİN KULAĞI VAR
ÇÖZÜMDEN SONRA :
Rum basını, Derinya ve Lefke sınır kapılarının 2016 yılı içerisinde açılmasının öngörüldüğünü ancak şimdilik kimsenin kesin bir tarih veremediğini yazdı. İyi de biz, 2016’ın ilk çeyreğinde adada bir referandum ile bir antlaşmaya imza atılacağını bekliyoruz. Bu durumda kapıların açılması, çözüm sonrası mı gerçekleşecek. İşin gerçeği, aslında kimse 2016 yılında adada bir çözüm olacağına inanmıyor…

ERENKÖY, LEFKOŞA YOLUNDA:
İçişleri Bakanlığı’nın Belediye’ye yaptığı tahsilatı arttırma ve çalışanların maaşlarından kesinti içeren önerisini Sendika reddetmiş. Anlaşılan yapacak bir şey yok. Yenierenköy de hızla Lefkoşa olma yolunda. Ha, bir de geçmiş yönetimin şaibeli harcamaları konusu var. Sayıştay raporu bekleniyormuş. Lefkoşa da bekledi yıllarca, sonuç, sıfır. Hani onlarca sorumlu vardı, yargıya gitti, ne ceza davası ilerliyor, ne kamu davası…

DEĞİŞMEYEN GERÇEK:
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Genel Koordinatörü Hürrem Tulga, 2015 yılının esnaf için hüsran yılı olduğunu ifade etmiş. KKTC’nin kuruluşunun üzerinden tam 32 yıl geçti. 32 yıldır bir kez bile olsun esnafın hüsrana uğramadığı bir yıl duymadım. Kardeşim, 32 yılda hiç mi işler iyi gitmedi. Durum bu kadar vahim ise, yeni işyerleri nasıl açılıyor hala.  Esnaf yabancılaşıyormuş, kimin suçu? Kazançlı olmasa yeni iş yerleri açılır mı? Çalıştıran nasıl çalıştırıyor? Yasa değişikliği falan gerekmez, biraz çaba, biraz vizyon. Bizim eksiğimiz bu.

BOŞ HEYECAN:
Adana’nın  Karataş ilçe Belediyesi, KKTC’ye feribot seferleri başlatılması için bir fizibilite çalışması yapmış. Haber ilk bakışta heyecan verici. Hem de mesafe Taşucu’na göre 20 deniz mili daha kısaymış. Ama okuyunca gördük ki, iş yatırımcıya ve devletin ilgisine kalmış. O zaman ‘hayal olmaya mahkum’ dedik. Adada yaşıyoruz, tek çıkışımız hava ve deniz. Ama tam 40 yıldır bir su yolunu kullanmayı beceremedik. Kimse kalitesiz seferlerin yüzüne bakmıyor, onlar sadece işçi taşımaya yarıyor. Ama vatandaş, binlerce euro’ya cruise’larda seyahat ediyor. Çelişkiye bakar mısınız…

İKİSİ DE RUS:
Türkiye-Rusya krizine rağmen, KKTC’de yaşayan Ruslar, burayı güvenli bulduklarını, çocuklarını burada yetiştirmek istediklerini söylemekteler. Durum bu kadar hassasken, bazı arkadaşlar yine sansasyon yaratma adına Türkiye medyasında haberi şişirerek vermişler. Olay büyük olasılıkla iki Rus arasında. Öldürülen kadının Rus eşi, çocuklarını da almış, adadan kaçmış. Medyanın haber yaparken, en azından toplumsal çıkarları gözetmesi gerekmez mi? Ama gerçek bu, sansasyon yoksa, Kıbrıs’tan haber yok…

TABELA DERNEKLER:
İçişleri ve Çalışma Bakanlığı’nın yayınladığı rapora göre, KKTC’de kayıtlı 1928 dernek varmış. Lefkoşa 947 dernekle ilk sırada yer alıyor. Bu sayı size de tuhaf gelmedi mi? Bu kadar çok dernek ne yapar, hangi konuda faaliyet gösterir. Eminim bunların birçoğu ne genel kurul yapıyor, ne de denetleniyor, sadece “tabela derneği” olarak üçbeş kişinin egosunu tatmin ediyor…

ZİRVEDEKİLER
Emine Erk: “Dış ilişkilerimizle ilgili bir gerçek varsa, nereye gitmeye çalışsanız, ne yapmaya çalışsanız Kıbrıslı Rumlar engellemeye çalışır. Biz de diyoruz ki, bizden dinleyin, Kıbrıslı Türklerden dinleyin çünkü şu an için Kıbrıslı Türleri dinlememek için, izole etmek için, ambargo uygulamak için hiçbir sağlam gerekçe yoktur…”.

DİPTEKİLER
Kriminal Suçlar: Ülkede işlenen cinayetlerin tablosu, ürkütücü boyutlara ulaştı. Son 5 yılda 23 vakada  olayında 25 kişi hayatını kaybetti. Geçen yıldan bugüne ise tam 11 cinayet… İnsanların eski sükuneti de kalmadı… Bozuk ekonomi, belirsizlik, düzensizlik, adaletsizlik, cinnet ve cinayetleri getiriyor.