İmambayıldı’nın ayılması!

29 Ağustos 2018 Çarşamba | 10:53
Ahmet Okan

Elimde bir kitap 1969 baskısı kanatları iyice sararmış fakat bu eski kitapların bir kokusu var “ben kitabım” der gibi…

Şeyh Bedreddin üzerine bir kitap…

İşte o yıllardı sene 1969 böyle ağustos ayları yalancı bulutlar bir gidip bir gelmekte.

Kapılar açılmıştı serbestti gidip gelmek, mübarek memleket!

Lefkoşalılar bugünkü gibi bir o yana gider bir bu yana gelirdi sonra herkes evli evine.

Belli ki bu şekilde olacaktı, o sınırlar bildiğiniz ”sınır” olacaktı.

Yazanlar böyle yazmıştı!

Osmanoğlu bir gaddar Osmanoğlu’ydu kellesini vurmuşlardı Bedreddin’in…

Osmanlı kimliği ulusal bir kimlik olamazdı, nihayetinde bir soyun ve ona dayalı bir hanedanlığın kimliğiydi öte bir şey değil.

Fakat ilerleyen zamanlarda Osmanlılık 19. Yüzyıl aydınlarının bile sarılacağı bir kimlik halini almıştı ki bunu “millet” yerine mi koyuyorlardı ne!

Çok sürmeyecekti…

Namık Kemal  “Vatan Şarkısı” adlı şiirinde şu mısraları döşer:

Osmanlı adı her duyana lerze lesandır (korku ve titreme anlamında)

Ecdadımızın heybeti maruf’u cihandır (dünyanın bilgisinde olmak anlamında)

Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır

Kavgada şahadetle bütün kam alırız biz

Osmanlılarız can veririz can alırız biz

Türk Milliyetçiliği akımı da bunu takiben başlayacaktı…

Bugünkü gibi kafalar karışıktı.

Bir hanedanlığı “kimlik” sayıyorlardı!

Fransız ihtilalinin getirdiği düşüncelerden neden sonra etkileneceklerdi…

Gerçekten de o eski kitapların kendine özgü bir kokusu vardır.

Eski kitapların korunduğu kütüphanelere gidildiğinde o koku sarar her yanı üstünüz başınız kitap!

Bir eski, klasik arabanın içine girer gibi.

O arabaların da kendine özgü bir kokusu vardır.

Zamanı geriye sayarsınız…

Bazı şeyleri anlamak ya da anlamamak karışıklığı işte o 60’lı yıllarda da vardı.

Nihayetinde Bedreddin bir din düşünürüydü, şeyhti, ancak düşlediği sosyal düzen eşitlikçi ve paylaşımcıydı; bu arada diyalektiğin ilk örneklerini vermişti belki ama materyalist falan değildi.

“Tohumda bütün ağaç gizli olduğu gibi, ağaçta da tohum bekler sırasını” sözleri onundur.

Cinlere, şeytana falan, cennete cehenneme inanmazdı.

Öte yandan bir eylemciydi de.

Osmanoğlu’na kafa tutmasını bilmişti kellesi pahasına…

Sol düşünceye sahip insanlar Bedreddin’den etkileniyorlardı ki normaldi bu; öte yandan materyalist mi değil mi gibisinden kafa karışıklıkları da yok değildi.

Daha ileri adım atanlar bile olmuştu.

Onu Marx ve Lenin gibi gösterme çabası içinde olanlar da vardı…

Mevsim böyleydi, kapılar açıktı, ikili görüşmeler yeni başlamıştı.

Ondan sonra bir başlanacak bir duracaktı.

Şimdi de başlanması bekleniyor!

Malazgrit zaferinin “büyük taarruz” gününde şaşaalı kutlanmasının nedeni de kafa karışıklığı ya da bir kimlik kavgası mıdır?

Ya da İmambayıldı’nın ayılması böyle mi olur?