Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, 20 Temmuz’la ilgili ilk konuşması BRT’den yayınlanan bayram konuşmasıydı.
O konuşmanın içindeki “Adına Barış Harekatı desek de, bu bir savaştı… Kıbrıs Rum toplumu da Yunan cuntasının sebep olduğu 1974 trajedisinin en büyük mağdurlarından birisi oldu” sözleri, Anastasiadis’ten hemen yanıt buldu.
Aynı gün Güney’deki anma etkinliklerinde bu konuşma sorulduğunda, “Kimi yas tutarken kiminin bayram yapması üzücü. Kıbrıslı Türk liderin, bir barış operasyonu değil savaş olduğunu teslim ettiği dünkü açıklaması rahatlatıcıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sözlerini “mertlik göstergesi” olarak değerlendirdi, “teselli edici” bulduğunu söyledi…
Daha sonra, kendisi de bu tutuma katkı koymak istediğini göstermek için, “İki toplum arasında gerekli köprülerin kurulması için yapabileceğimiz her şeyi yapmadığımız da bir gerçektir” ifadesini kullandı.
Bir şey daha söyledi; “Liderlik olarak, hep birlikte geçmişteki kriminal hataları tanıma açısından gereken olgunluğa ve cesarete eriştik” dedi.
15 Temmuz darbesinden söz ederken, “kriminal hata” demesi ne kadar doğruydu. Darbe yapmak, cinayet işlemek, toplu katliam yapmak “criminal mistake”ten çok daha fazlası olsa da, bir Kıbrıs Rum lider için bu sözler bile bir ilerleme sayılabilir. En azından, kendi yaptıklarını eleştirebilmiş olması bile bir şey…
Diğer yandan, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “çözüm” odaklı konuşması, Annan Planı’nda yarım kalan işin bitirilmesi ve son noktanın konulması sözleri kayda değer.
“Daha fazla zaman kaybedilmeden, çözüm yolunda mesafe kat edilmesini ümit ediyoruz” sözleri de öyle…
Sonuçta, her iki tarafın birbirine zıt duygular içinde andığı ya da kutladığı bir 20 Temmuz, iyi niyet göstergeleriyle geçti…
Her iki taraf da bu sözleri, “itiraf” olarak nitelediler.
Hafızamı yokladığımda, bu kadar olumlu sözler sarf edilen bir yıldönümü daha hatırlamıyorum.
Diğer yandan, Rum Dışişleri Bakanı Kasulides’in, içteki tepkilere rağmen, “Yeni bir devlet kurulması gerekecek” nitelemesi de yine bir ilk…
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel temsilcisi Eide’nin ve AB Komisyonu Başkanı Juncker’ın umutlu açıklamaları ha keza. Bunlar da uluslararası camianın çıkarının artık bölünmede değil, birleşmede olduğunu düşündürüyor. O nedenle de bir anlaşmadan, eskisinden daha sık bahsediyorlar ve destek belirtiyorlar.
Sonuç olarak, müzakerelerin olumlu bir havada devam etmesinin önünde bir engel yok gibi görünüyor.
Türk tarafının niyeti ortada…
Bizim tarafta Sayın Akıncı’nın anlaşma yönündeki tutumuyla seçimleri kazanmış olması, Kıbrıs Türk halkının iradesini yeteri kadar yansıtmakta.
“Akıncı tamam da, ya Erdoğan” diyenler yanıtlarını aldılar.
Eğer Anastasiadis yönetiminden gelen sesler de samimi ise ve ret cephesinin engelleme girişimlerine rağmen iyi niyetle yola devam edebileceklerse…
Adada varılacak bir anlaşmanın yararının, bugünkü durumdan daha iyi olacağı konusunda, halklarını ikna edebilirlerse, sonuç alınır.
Bunların hepsi cesaret gerektiren işler.
Yapmaları gereken de budur…
YERİN KULAĞI VAR
YOLA DEVAM: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinde Kıbrıs konusunda yeni bir yol haritası mesajı vereceğini düşünenler yanıldı. Aksine, Erdoğan tıpkı 2004 Annan Planı’ndaki duruşuna geri döndüğünü ima eden bir konuşma yaptı. Bu da, önümüzdeki günlerde Türk tarafının bazı önemli adımlar atacağının mesajı olarak değerlendirildi…
KARAMSAR OLDUK:
Görüşme masasında Cumhurbaşkanı Akıncı ile başlayan olumlu havayı berhava etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kendi görüşmecimizi zor durumda bırakmak için başkalarına ihtiyacımız yok. Örneğin sol görüşlü Alpay Durduran görüşmelerin gösterişten ibaret olduğunu söylerken, sağ görüşlü Hakkı Atun ise iyimser olmadığını söylüyor… Bir noktada buluşmuş olmaları, ilginç… Demokrasi böyle bir şey…
HENÜZ GEÇ DEĞİL:
Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, “Kıbrıslı Türklerle barış köprüsü kurmak için bunca yıldan beridir gerekeni yapmadıklarını” açıklamış. Bu bir itiraftır. Sayın Anastasiadis bizler için bir şey yapmadığını kabul ediyorsa, o zaman kolları sıvasın ve başta bizlere uygulanan ambargoların kaldırılması, haklarımızın verilmesi için gereğini yapsın. Bunlar için henüz geç değil, yeter ki niyet olsun…
KARAR VERİN ARTIK:
Rum basını daha bir gün önce yere göğe sığdıramadığı, övgüler düzdüğü Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı, 20 Temmuz törenlerindeki konuşması nedeniyle bu kez topa tuttu. İşlerine geldi mi alkış, işlerine gelmedi mi, tu kaka… Daha dün alkışladığınızı, bugün yerden yere vuruyorsanız, kusura bakmayın ama sorun Sayın Akıncı’da değil sizdedir. Önce bir karar verin…
CTP’NİN HİÇ Mİ SUÇU YOK:
Dikkat ettiyseniz, kurulan CTP-UBP hükümetiyle ilgili olarak en büyük eleştiri, CTP’nin “statükonun kurcusu UBP ile ortaklık yapması” konusundadır. Tamam, yıllarca iktidar olan UBP, bugün yaşanan birçok sorunun yaratıcısı olabilir ama son yıllarda o koltukta en çok oturan CTP’nin hiç mi suçu yok? UBP’nin kurduğu düzeni yıkmak çok mu zordu?.. Yoksa o düzene entegre olmak onların da işine mi geldi?..
ANLAMLI BULUŞMA:
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, Güney’deki muhataplarıyla temaslar sürdürüyor. Yüzeysel olarak bakıldığında, iki tarafın esnaflarının ortak ekonomik çıkarları için bir araya geldikleri görülebilir. Ancak bence bu buluşmaların anlamı daha büyük. Esnaf dediğin, sokağın nabzı… O nedenle insanların birbirlerini anlamalarını sağlayacak, bir anlaşmaya ikna edecek bir faaliyet olarak bakıyorum buna. Sonuçta, anlaşma da bir ihtiyaçtan kaynaklanmayacak mı?..
ZİRVEDEKİLER
Metin Münir: “Türkler adanın en güzel ve en verimli bölümüne kondular, ama bu serveti değerlendiremediler. Verimliliğe ve liyakate değil, rant ve ganimete dayalı bir siyasi ve ekonomik düzen kurdular. Devlet okulları yürekler acısıdır. Yatırım yapmak isterseniz önünüzde aşılması zor, hatta imkânsız bürokratik engeller bulursunuz. Türkiye’nin her yıl adaya yolladığı yarım milyar dolar olmasa, lafta devlet olan KKTC batardı…” Kimse kızmasın, bunların hangisi yanlış söyler misiniz…
DİPTEKİLER
Terör: Yine lanetleyelim hep beraber, yine öfkelenelim, bir sürü ağıt yakalım. Ama artık bir işe yaramıyor. Özellikle IŞİD’ın yaptıkları, bugüne kadar dünyadaki hiçbir savaşta yaşanmadığı kadar vahşi. İnsanlar hem de dini gerekçeler öne sürülerek en cani şekilde öldürülüyor, göç ettiriliyor, bir ülke baştan başa yakılıp, yıkılıyor, bin yılların tarihi mirası yerle bir ediliyor. Ama ne gariptir ki tüm dünya seyrediyor. Geçmişte daha sudan sebeplerle Orta Doğu’da savaşa girenler, kulaklarının üstüne yatmış, sanki de bu canilerin bir şeyleri başarmasını bekler gibiler. Dünyanın geldiği nokta, gerçekten en az IŞİD kadar dehşet verici…
































