İkna edemezsen Şarkı Çal: Kıbrıs’ta Seçimler ve Seçim şarkıları

25 Aralık 2017 Pazartesi | 13:26
seçim

Seçim süreci hızla devam ediyor. Taraflar ısındıkça sokaklardaki görünürlüklerini artırmaya çabalayarak farklı iletişim taktiklerini de gündeme taşımaya başladılar. Aday partiler, bir taraftan karşı tarafın zaaflarını ortaya çıkarmak için, rakip adayların duruşlarını ve çelişkilerini didik didik ederlerken, diğer taraftan farklı yöntemlerle halkı kendi yanlarına çekmek için ikna edici metotlar geliştirmeye çalışmaktadırlar. Manifestolarla halka vaatler, öneriler veya kendi deyimleriyle “programlarını” sunarlarken, kanal kanal dolaşarak televizyonlardan ve sosyal medya sayfalarından seçmene ulaşmaya çalışmaktadırlar. Uzun bir süredir kullanılmakta olan diğer bir iletişim stratejisi ise halkı etraflarında toplamak ve coşkulu bir bütünlük yaratmak için özellikle meydanlarda ve ekranlarda kullanılan Siyasal Parti müziklerdir. Kısa bir araştırmadan sonra bu seçimde tüm partilerin iyi veya kötü bir seçim şarkısı yaptırdığını gözlemledim. Bugün işte bu seçim şarkılarının arka planını irdelemeye ve Dünya’da ve Türkiye’deki örneklerine bakmaya çalışacağım. Ne amaçlanıyor bu tip şarkılarla?  ne zamandan beridir Kıbrıs’ta da kullanılmaktadır sorularına da cevap arayacağım.

Dünyada müziğin siyasal iletişim ve ikna aracı olarak kullanımının iki savaş arası dönem olarak anılan Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı arasında ortaya çıktığını biliyoruz.

Bu dönemde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanan propaganda, dünya güçleri arasında aktif mücadelenin bir enstrümanı olması nedeniyle oldukça önemsenirdi. Türkiye’deki seçim müzikleriyle ilgili “Siyasal İkna ve Seçim Müzikleri: Türkiye Üzerine Bir İnceleme” başlığıyla  İletişim ve Diplomasi Dergisi’nin Temmuz 2014’de yayımlanan 3. Sayısında çok başarılı bir araştırma yazısına imza atan Selim Öztürk, Propagandayı, siyasi bir hedef doğrultusunda hâkim otoritenin veya gücün çıkarlarını savunan, bilerek çarpıtılmış ve saptırılmış bilgiye dayanan iletişim aracı olarak tanımlar. Burada amacın bir grubun isteği ve de doğrultusunda kitlelerin bir konu veya olayla ilgili bakış açılarını değiştirmelerini sağlamak olduğunu da ekler. Öztürk bu yönteme o dönemde özellikle daha sert ideolojik hükümetlerin başvurduğu iddia eder. Hitler Almanya’sında ve Sovyetler Birliği’nin de bunun başını çektiğini yazar. Hitler iktidarının bu amaçla kullandığı müzikleri ise şöyle sıralar: Badenweiler, Luftwae, Lili Marleen, Deutchland über alles, Erika, Ich Ha’eiren Kameraden. Bunlar genellikle Nazi SS kıtalarının zaferlerini öven ve savaş kahramanlıklarını anlatan marşlardır. Sovyetler Birliği ise propaganda marşları konusunda en başarılı ülkelerden biri olarak bilinir. Özellikle Kızılordu Korosu marşları, ideolojik karakteristiği gereği siyasal iletişimde Sovyetlerin çökeceği 20. Yüzyılın sonuna kadar yoğun bir şekilde kullanılmıştı. ‘Kızıl Ordu Marşı’, ‘’Beyaz Ordu Siyah Baron’’, ‘Polyushka Polye’, ‘Kutsal Savaş’, ‘Moldovalı Esmer Kız’ gibi marşlar hala daha kulaklarımızda çınlamaktadır. Bu dönemde ve sonrasında bu tip şarkılar devletlerin ideolojilerini yaymak için radyolar aracılığıyla veya taş plaklara basılarak tüm dünyaya dağıtılırdı. Yine Öztürk’ten öğrendiğimiz kadarıyla Batı’da yükselen bu propaganda savaşlarına katılmakta gecikmeyecekti.  Örneğin ABD’de Başkan Franklin Roosevelt’in “Happy Days are Here Again’’ ve Başkan Dwight Eisenhower’ın ‘’They Like Ike’’ isimli şarkıları propaganda olarak üretilmiş ve Varşova Paktı ile yaşanan rekabetten dolayı yapılmış şarkılardır.

Türkiye’de marşların veya şarkıların siyasi bir iletişim aracı olarak kullanılmasının çok partili dönemle başladığına inanılır. Bunlar arasında DP Marşını sayabiliriz ama kitleleri meydanlarda coşturmak amacıyla yapılan şarkılar için bir sürenin de geçmesi gerekecekti.  Türkiye’de ilk seçim şarkısı olarak kullanılan parça ise Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından 1965 genel seçimlerinde kullanılmıştır. Şarkı, Erdem Buri tarafından bu amaç için bestelenmiş ve Tülay German tarafından okunmuş ‘Yarının Şarkısı’ adındaki eserdi. Şarkı, bir şarkı olmalı özlemi söyleyen, bu koyu günlerden yarına seslenen” dizeleri ile kitlelere ulaşmayı başarmış ve TİP 15 milletvekili çıkararak parlamentoya girme hakkı kazanmasında büyük bir rol oynamıştı. Türkiye solu TİP’in başarısındaki müziğin etkisini görerek, daha sonra, gerek o dönemde çok popüler olmuş Anadolu Rock, gerekse aşıkları kullanarak tüm sol felsefeyi kitlelere taşımayı başarmıştı. Özellikle Ecevit’in büyük bir zafer kazandığı 1973 seçimleri çok müzikal bir havada geçecekti. Bu tarihten sonra Türkiye’de şarkısız türküsüz seçimler düşünülmemeye başlanmıştı. 1977 seçimleriyle ise bu işler daha çok profesyonel reklam şirketlerine verilmeye başlanmıştı. Bu işe bulaşan ilk reklam şirketi ise cenajanstı. Fakat çalışacakları parti solcu değil, solun şarkılı türkülü mitinglerinden etkilenmiş Süleyman Demirel’in Adalet partisiydi.

Kıbrıs’a baktığımızda ise ilk şarkılı, türkülü seçimlerin başlangıcının 1970’lere kadar gittiğini görüyoruz. O dönemde bütün bu şarkıların ve marşların Türkiye’den ithal malzemelerden oluştuğu da bilinmektedir. Meydan mitinglerinde konser verilmesinin ise 1980’lere kadar beklemesi gerekecekti sanırım. Sol partilerin meydan mitingleri, daha çok hoparlörlerden verilen Devrimci Türküler ile yürütülmeye çalışılırdı. Ruhi Su, Selda Bağcan vesaire gibi devrimci olarak bilinen sanatçıların parçaları çok kullanılırdı. Benim aklımda kaldığı kadarıyla Sol partilerin seçimlerde ilk kullandıkları adada bestelenmiş müzik Ahmet Okan ve Acar Akalın’ın “Güzel günler hangi dağın ardındadır” adlı şarkısıydı. Eğer yanılmıyorsam bu şarkının CTP tarafından kullanılması kesintisiz olarak 1990’lara kadar devam edecekti. UBP ise milliyetçi marşlarla başlattıkları seçim mitinglerini 1980’lerin ortalarında bestelenen “Ulusal Birlik Marşı” ile yerelleştirmeye çalışacaklardı. Bu marşı UBP 2000’lere kadar bolca kullanacaktı.

Türkiye’yi her zaman yakından izleyen ve öykünen partilerimiz,  Özal döneminde Türkiye’deki seçimlerde kullanılan şarkı formlarının değişmesini gördükten sonra o güne kadar, marş veya türkü formunda daha didaktik ve hamaset dolu öğeler kullanan bir türden coşkulu, oynak ve biraz da Arabesk olan Türk Pop tipinde parçalara doğru yöneleceklerdi. O dönemde ANAP siyaseti daha popüler formlara taşımıştı. Her şeyin magazinleştiği, hafifleştirildiği ve üretim kültürünün yayıldığı bu dönemde, Türkiye’deki şarkıların formu da büyük oranda değişecekti. Ciddi, ideolojik sözler yerine daha eğlendirici, kucaklayıcı, mutluluk vadeden, oynak ve kolay anlaşılabilen popüler parçalar meydanlardaki yerlerini almaya başlayacaklardı. İşte böyle bir dönemde sanırım cenajansı UBP için, Ercan Saatçi’nin “haydi şimdi bütün eller havaya” parçasını yaptıracaktı. Bu parçanın aranjörü ve söz yazarı Ercan Saatçi aynı parçayı 1991 yılında İzel ile birlikte çıkarttıkları albüme kullanmıştı. Bence bu parça Kıbrıs’taki seçim müziklerini değiştiren bir başlangıcı oluşturmaktadır. Tabii ilginç bir şekilde o döneme kadar solun kalesi olan CTP’nin 1990 yılından sonra Sovyetlerin çökmesinden sonra yeşile dönme ve liberalleşmesi serüvenine müzikleri de dahil etmesiydi. Bu dönemde adadaki stüdyoların gelişmesi ve atarinin qbase programlarıyla daha kolay müzik aranjmanları yapılmaya başlanmasından sonra Kamuran Ebeoğlu’nun kurduğu AKS stüdyosunda CTP 6-7 Türk Pop parçasına sözler yazdırarak, popülerleşme çizgisini seçim şarkılarında da devam ettirecekti. Özellikle o dönemde Levent Yüksel’in “geç bunları” parçasına yazılan sözlerle ilgi toplamayı başaran CTP, sandıklardan da büyük bir başarıyla çıkmıştı.

İşte bu dönemden sonra Kıbrıs’ta daha popüler seçim şarkısı yapma geleneği hızla tüm partilere yayılacaktı. Bunun yanında 1990’lar ve 2000’li yıllar meydan mitinglerinin büyümesine, gövde gösterilerine ve reklamcıların eline düzenlenmiş sahne şovlarına şahit olacaktı. Parasal yönden iyi durumda olan partiler hiç çekinmeden kitle sayısını artırmak için Türkiye’den ünlü şarkıcıları getirtip meydanlarda şarkı söyletmeye başlayacaklardı. Bazı partiler ise ya parasızlıktan ya da prensip olarak yerli müzisyenlerle kitlelerini meydanlarda tutmaya çalışacaklardı. Burada bir de itiraf yapayım, o dönemde etrafta dolanan siyasi veya ticari birçok cıngılın yapılmasında rol almış bir suç ortağıyım. Neyse ona başka bir yazıda döneriz. Bu günah çıkarmasını da yaptıktan sonra, son olarak söylemek istediğim Türkiye’den devşirilen parçalara söz yazma biçiminde gelişen Kıbrıs’taki seçim şarkısı kullanma geleneğini, bu seçimde daha özgün bestelerle yıkmaya çalıştı siyasi partilerimiz. Sanırım kullanılan parçaların çoğu bu seçimler için özel olarak bestelenmiş parçalardan oluşuyor. Tabii sosyal medyanın her geçen gün biraz daha siyasi partilerin iletişim ihtiyaçlarını şekillendiği bir dönemde seçim şarkıları da artık görsel kliplerle sunulmaya ve her eve girmeye çalışmaktadırlar.