Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İkinci inşaat furyası umarım iyi hesaplanmıştır…

KKTC’de son bir kaç yılda yaşanan inşaat patlaması, Annan Planı döneminden çok daha fazla. Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, talebi çözüm olasılığının motive ettiğini düşünüyor.

Bence sadece bu değil…

Zira inşaat furyası başladığında, çözüm adına daha ufukta ışık falan yoktu…

İnsanlar, mevcut durumu da uygun yatırım ortamı olarak görmeye başladılar…

Bakir bir alan, artan de-facto nüfus, özellikle Türkiye’den gelen yoğun “Kıbrıs’a yerleşme” talebi, buna neden…

Hatırlarsanız, 2004 döneminde inşaatlar kent dışında yazlık nitelikliydi.

Alıcısı da, Türkiye’den değil, çoğunlukla İngiltere’dendi.

Tam bir hüsranla bitmişti…

O tarihlerde 15 bine yakın inşaat yarım kalmıştı. Emlakçılar Birliği ve Müteahhitler Birliği biraraya gelerek bir konsorsiyumla, konutların bitimine gidilmesi önerisi getirmiş, zamanın UBP hükümeti kılını kıpırdatmamıştı.

Ancak sonraları bir çok siyasi, bunu malzeme yapmış, vaad haline getirmişti. Partilerin seçim programlarına hatta hükümet programlarına girmişti.

Sözde devlet bunları değerlendirecek, bitirilmesini sağlayacaktı…

Hatta Ömer Kalyoncu’nun Başbakanlığı döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla “Atıl Kalmış İnşaatların ve Bunlara Doğrudan Hizmet Veren Sanayi Tesislerinin Ekonomiye Kazandırılması Komitesi” kurulmuştu. Komite ucuz kredi bulacak, soruna çözüm getirecekti.

İlk toplantısı Mart 2016’da yapıldı, sonra bir haber gelmedi. O günden bugüne ne oldu bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var ki, özellikle de Kuzey sahillerinde, Girne’den Karpaz’a kadar, hatta batıda da binlerce atıl inşaat öylece duruyor.

Yatırımcı battı, insanlar parasını ödedikleri halde evleri alamadılar, bankalar borçlarını tahsil edemediler. Ve sözde turizm bölgesi olan Kuzey Kıbrıs’ta, atıl inşaatlar çirkin görüntüleriyle bir çevre sorunu yarattılar.

Bu felaketin ekonomiye getirdiği maliyeti aradım, 2013’den bir rakam buldum, 750 milyon deniyor. Bence çok daha fazla…  tek bir konutun ortalama 100 bin sterlinden gittiği düşünülürse, kayıp çok daha büyük olmalı…

Bir de bugünkü duruma bakalım. Başta Girne delik deşik, her yerden çok katlı binalar fışkırıyor. Arsalar acaip fiyatlara el değiştiriyor. Gazimağusa ve son bir yıldır da Lefkoşa…

Eğer gerçekten mevcut siyasi ortamı kabullenmiş bir talep durumu varsa ne ala, ama eğer Gürcafer’in dediği gibi çözümün getirdiği spekülatif bir motivasyonsa ve eğer o çözüm bu defa da gerçekleşmezse, bu kez sadece sahiller değil, doğrudan kentler ölü binalar çöplüğüne dönecek… Bunu hiç bir şekilde kaldıramayız…

Baksanıza sadece geçen yıla göre yüzde 15 artış var. 2013-2015 arası da tam 36 bin konut yapılmış.

Yatırımcı ürkektir, havayı koklar, ekonomik akla uymayan işe bu kadar büyük oranda para yatırmaz diye biliriz. Ancak, on yıl önceki tecrübelerimiz, pek de öyle olmadığını gösterdi. Eline arsa geçiren müteahhit oldu. Risk alan da, batan da çok oldu…

Umarız bu defa herkes ne yaptığını biliyordur…

 


 

YERİN KULAĞI VAR

NE EKERSEN ONU BİÇERSİN:

Hep söylüyoruz, yıllardır evinizin içini düzeltip, yaşanabilir bir hale getirseydiniz, bugün kimse “ille de çözüm” diye tutturmaz, siz de bunu isteyenlere “devlet düşmanı, Rumcu” damgasını vuramazdınız. Evimiz yaşanabilir bir hale gelseydi, bugün bunları yaşamaz, bir çözüme de muhtaç olmazdık. Acaba diyorum, bu da bilinçli bir politika mıydı?

 

BİLEREK YAPIYORLAR:

Vatandaş olarak çıkıp da, olası bir referandumda nasıl oy kullanacağını söylesen pek dikkate alınmaz ama, siyasetçi olarak, hele de ülkeyi yöneten birisi olarak çıkıp da ne olacağı henüz belli olmayan bir anlaşma metniyle ilgili olarak peşin konuşmak pek etik olmaz sanırım. Hele de böylesi kritik bir süreç öncesi bu açıklamaların, masadaki görüşmecinin elini zayıflatacağını bile bile. Belki de istedikleri budur, bilemiyorum…

 

BEDELİ AĞIR OLUR:

Hani bir laf var, “eceli gelen köpek cami duvarına işer diye” işte bizim hükümetin son günlerdeki durumu aynen bu. Aslında ortada bir hükümet olduğunu söylemek ne kadar doğrudur? Son günlerde aldıkları saçma sapan kararlarla, tepkiyi üstlerine topladıklarını göremiyorlar. Giderek toplumdan uzaklaşıp, yalnızları oynuyorlar. Yarın olası bir seçimde bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini de biliyorlardır sanırım…

 

GENÇLERE DİKKAT:

Öğrenciler haklı. Tepkileri büyük. Onlar da en az bizim kadar biliyorlar ki, sustukça, sıra başka birilerine gelecek. Çünkü bu ülkede kıyamet kopmadıkça, hükümetler rahatsız olmaz, olanlar sadece unutulur, yaşam şartları iyileştirilmez, hayat aynı risklerle devam eder gider. Buraya kadar tamam da, dün tutuklanan üç öğrenci olayı beni endişelendirdi. Genç bunlar, kanları kaynıyor. Provokasyona gelmeye çok müsaitler. Kitle psikolojisiyle nereye sürüklenecekleri meçhul. Okullardaki danışmanlara ve ailelere görev düşüyor. Başlarına kötü bir şey gelmeden okullarına dönmeli ve bu işi büyüklerine bırakmalılar. Ama bir şeyden vazgeçmemeliler. Arkadaşlarının ölümüyle acı bir tecrübe yaşadılar. Bundan hareketle, bu ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğine kafa yormaya devam etmeli, o bilinçle hayata atılmalılar…

 

KAYNAK BULUNDU:

Kaynak sıkıntısı çeken ve yolları tamir etmek için çareyi memur maaşlarında kesinti yapmakta gören hükümetin imdadına gençler yetişti. Askerliklerini bedelli olarak yapmak isteyen gençler bunun için 30 bin lirayı gözden çıkarmış durumda. İşte size kaynak. Elinizi memurun cebine atacağınıza, geçirin bedelli askerliği hem gençleri sevindirin, hem de memurun ahını almayın…

 

BİZDE NE KADAR?:

Rum Merkez Bankası, 2016 yılının Ocak-Kasım aylarında piyasada 1 milyon 979 bin 660 Euro değerinde, bin 58 adet karşılıksız çek bulunduğunu açıkladı. Bizde ise rakam yok, ancak çek yasağına girenlerin sayısı var. Eylül itibariyle 2016’da 2183 kişi çek yasağına girmiş. Keşke rakam da açıklansa. Aslında vatandaşın da bunu bilme hakkı var. Ama acaba toplam miktarın açıklanması hükümetleri zora sokar diye mi yayınlanmaz..?

 

 


ZİRVEDEKİLER

Mehmet Ali Talat: “Umarım aklın yolu öne çıkar: Evrensel zamana dönerek, coğrafyamızı bir saat doğuya kaydırmaktan vazgeçilir. Merak etmeyin, birileri kızmaz. Çünkü kızacağını düşündüklerinizin çok daha önemli işleri vardır… Sizi kaale bile almazlar. Kraldan çok kralcılığa gerek yok!”…

 


DİPTEKİLER

Yalana Dayalı Siyaset: Zorla yaşatılmaya çalışılan CAS şirketi meselesi zaman zaman canlanır, ortaya içi hava dolu balonlar atılır, bir süre daha ite kaka devam eder, sonra aynı sorunlar yine ortaya çıkar. Arşive şöyle bir bakın, “CAS sorunu çözlüldü… Hizmetleri yeniden yapacağız, mutluyuz… Şöyle şöyle projelerimiz var” laflarından geçilmez. Ekonomik olarak verimli olmayan bir KİT, sorun olarak orada durmaya devam etmektedir. Şimdi bakıyorum, sessiz sedasız 15 kişi işten durdurulmuş. Gerekçe daha korkunç, yönetime göre “yetersizmişler”; sendikaya göre “sendikal toplantıya katıldıkları için”… “Aman cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ayağımıza dolanmasın” diye dokunmadıkları, adamlarını koruyacaklar diye KTHY’nin batmasına sebep oldukları şirket de bu değil miydi..?