Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“İkili” derken olduk “beşli,” şimdi de “çoklu!”

Sn. Akıncı sağ olsun! Aylardır müzakerelerin baş aktörü olarak, çıkardığı doruklardan indirtmediği reytingi ile yoluna devam ederken, Kıbrıs Türk halkını “merakla şüpheler, korkularla beklentiler” denizinde yüzdürme başarısını da gösteriyor!

Neymiş efendim, varılan bir mutabakat gereği “masada görüşülenler açıklanamazmış!”  Ancak bu prensip kararı yalnız Sn. Akıncı’ya mahsus olmalı! Zannedersem artık kendileri de bu politik tutumunun “esir’i aşkı” oldu ki halkın iki dudağı arasına bakmasından çok mutlu!

Neyse ki en az kendileri kadar “sağolsun” dediğimiz bir de Rum medyası vardır! Onlar halkı her bir makam ve kurumun üzerinde “değerli” gördüklerinden dolayı süreçle ilgili bilgilendirmelerde bulunmaktadırlar!

ZARARI OLUYOR:  Sonuçta eğer bir uzlaşmaya varılırsa Sn. Akıncı’nın hâlâ  açıklama  gereğini duymadığı  bir referanduma gideceğimiz kesin..

Halk sandık başına gitmeden önce eline tutuşturulacak risale kabilinden kitapçıktaki “federal cumhuriyeti oluşturan çözüm planını okuyacak, kafasında değerlendirmesini yapacak ve bir fikre sahip olduktan sonra diyecek ki “bu plana evet (yahut) hayır  denir kardeşim!”

İşte öyle olmayacak! “Düşünce kısırlığı çekerken, siyasi partiler kuyruklarında sürüklenirken, aş iş uğruna tepe siyasetçilerinin önünde  kuyruk sokumlarına  kadar  eğilir titrenilirken; biline ki bu kez de değişmeyen teamülde, fakat yeni bir federal devlet statüsünde “paralarla makamların, paylaşımlarla sahip olunacakların” vaatleriyle afyonlanmış “öncüler güruhu,” toplumu bir kez daha “evet” dedirtmek için yollara düşecekler..          Her ne kadar  artık kimse “43 yıldır emeğinin terini akıttığı toprakları Rum’a iade etmek, özgürlük ve egemenliğinden fedakârlıkta bulunmak istemeyecekse” de  “gidi parra” diyoruz! Ki Annan planında “evetleri” halk iradesi değil, yuroların iradesi tayin ettiydi!

KORKUM: Çözüm istemek başkadır, çözüm uğruna kaybetmek başkadır.. Dolayısıyle çözümle kazanmak da başkadır ve her iki halk da bunu isteyecektir.

Ancak durumlar hızla değişiyor! Çünkü çoktandır  (tabi Rum basınını takip ederken öğreniyoruz) Güney’in gitgide 5’li konferansı “çoklu” hale getirmeye uğraşıyor.  Yani Sn. Akıncı’nın da sıcak baktığı AB’nin katılımı yanı sıra BM’ler GK’si üye devletlerinin katılımını bile önerecek yeni bir “müzakere masası” oluşturmaya çalışıyor. Bu da masada Türk tarafının  (ki artık Erdoğan demek Türkiye demek)  Rum yanlısı ülkelerce büyük bir baskı altına alınmasını getirebilecektir..

Bir diğer kuşkumuz şudur: Erdoğan’nın katılacağı bir müzakere masasında Sn Akıncı, kusura bakmasın ama son söz  de Erdoğan’nın olacaktır!                                                                                                                                          Dolayısıyle  Doğu Akdeniz’deki gazın TC üzerinden borularla AB’ye akması pazarlığı sonucu  Güney’e verilecek ödün  sandığımızdan büyük olursa, yine de kazanan Türk tarafı mı olacak?..


 

  TC BÜYÜKELÇİLİĞİ AYNASINI BİR KEZ DAHA TUTTU YÜZÜMÜZE!

TC Lefkoşa Büyükelçiliği geçtiğimiz gün  KKTC ile ilgili rutin değerlendirmelerinden birini daha, bu kez “2015 KKTC Ekonomik Durum Paketi” ile yayınladı..  Üstelik Güney’in de durumunu ayazlatarak.

Bunu anlıyoruz. “Olası çözüme giderken, bakın diyor TC Büyükelçiliği, Rum tarafının da sosyoekonomik genel durumu budur…” O “durum vaziyetlere satır aralarını  tarayarak şöyle bir baktık Güney de içler açıcı değil! Hatta ambargolar altında canının çıkmasını beklemesine nazire Kuzey’in vaziyetleri daha iyi. Mesela bundan daha büyük sorun olamaz, Güney’deki işsizlik oranı bizden daha çok!                                   BÜYÜKELÇİLİK: Kıbrıs Türk halkının en büyük TC garantilerinden birini   oluşturan” parasal yardımları ile yatırımlarının  merkezi” Lefkoşa’daki Türkiye Büyükelçiliğidir ki  ne sanıldığı kadar şefkatle sarmaktadır bizi ne de çok şımartacak bonkörlükte bulunmaktadır. Çünkü:                                                                                                                                                      İkide birde kapısına dayanıp siyah çelenk bırakılır, meydanlarda “ey Türkiye askerini de alt git” denir ve “paranı da memurunu” da istemeyiz diye çığırtkanlık yapılırken, neyin şefkati ile sevgisi sarsın bizi! Üstelik işini de iyi yapıyor, sorumsuz sendika ve birliklerin hışmını savarken, hükümetlerin dizginlerini de elinde tutuyor! Olmaya ki popülizm ayranı kabardığında gemi azıya alıp duvara toslamasın! Bu nedenle KKTC her zaman TC Büyükelçiliğine borçludur!

RAKAMLAR: Onları inceleyip yorum yapmak çapımı aşıyor. Ancak kaba başlıklardan öğreniyoruz KKTC ekonomisi “battık” diyenlerin feryadına karşılık yüzde 4.5 oranında büyüme göstermekte.. Bu büyüme  Rum tarafında 1.6 oranında.

DPÖ’nün son milli gelir güncellemesinden aktarılan kişi başına düşen GSMH sırasıyla 15.302 dolar falan olarak gerçekleşiyor ama doların son azizliği nedeniyle bu oran 13.457’e düşmüş..

Rakamlar bu minval devam ediyor ki “internete” girdiniz mi  en bedavasından ve gerçekten son dönemlerde çok daha ciddi çalışmalar yapan DPÖ’nün verilerden vaziyeti umumiyemizi  öğrenmek mümkün..

BİR ELEŞTİRİ: TC Büyükelçiliği de vurgulamak zorunda kalıyor: “Devlet hem kamu görevlilerini ihtiyacın üstünde istihdamlarla şişiriyor hem de “nitelikli istihdam” yaratamıyor!”

Gerçektir: Bu ülkede “işe göre değil, kişilere göre işler uydurulur!” O zaman da atın önüne et, itin önüne ot konur! Ve ne olur? Devlet daireleri bir sürü liyakatsiz, iş bilmez memurlarla doldurulur…

Zaten kendilerinden istenen “işlerini görevlerini” düzgün yapmaları değildir.. Asıl yapmaları gereken kendilerine “iş aş kapısı” sağlayan siyaset ağalarına biat etmeleri, seçimlerde kampanyalarına katılıp çalışmalarıdır..  Devlet dairelerinde  başarı “halka hizmet değil, gelip giden siyasi partilere uygunluğunca hizmet etmektir!

Kısaca TC Büyükelçiliği bir kez daha aynayı yüzümüze tuttu, (belki “nah” demedi ama) “aha görün” dedi! “Onca lafazanlığınıza karşın anca bu kadarsınız!”


 

   KISACA TAKILDIĞIM: (SENDİKAL EYLEMLER VE DEVLET İRADESİ.)

                Sendikal platform karar verdi haftada üç gün KKTC genelinde greve gidecek.. Görünürdeki sebep şu: “Saatlerin geri çekilmemesi, veseaire!” Bu konuda hükümetin sıkıntıları var TC ile oluşacak saat farkını kendi devlet düzeni içinde çözümlemeye cesaret edemiyor!  (Acaba CTP iktidarda olsaydı yaşanan olaylar karşısında nasıl bir uygulamadan yana olurdu bilemiyorum.) Ancak devlete inanan bir kişi olarak “inanmayanların” saat farkını ileri sürerek KKTC’in egemen ve bağımsız karar almasını  savunmalarının çelişkisini  çok da anlamış değilim!”

Buna  karşın,  “devlet otoritesinin” siyasi iradeyle kendi kış saatine sahip çıkmasını bağımsızlıkla egemenliğinin de  bir gereği olarak görürüm…