Kaç kez yazdığımı ben de unuttum, CTP’nin krizleri yönetemediğini. Aslında sadece ben değil, kendileri de bu konuda sınıfta kaldıklarını biliyorlar. Hatta mesela şu su sorununun bu kadar büyümesine neden olduklarını da.
Ta baştan, İrsen Küçük hükümeti döneminde imzalanan anlaşma için, “devletlerde süreklilik esastır” diyerek bu işin içinden sıyrılabilir ve kapımıza kadar gelen su için, bundan sonra ne yapılabilir tartışmasını yapabilirdi. Ama bunun yerine, bir kaşık suda boğulmayı tercih ettiler…
Şimdi geldikleri nokta, krizin ilk başladığı günden çok daha kötü bir nokta… Bu saatten sonra bu anlaşmayı imzalasalar bir dert, imzalamasalar başka dert.
UBP bu işin böyle gitmeyeceği konusunda kararlı. Önümüzdeki hafta onlar için, ya bu iş bitecek, ya da bitecek noktasındalar. Bu saatten sonra CTP ya imzayı atıp, yola devam edecek, ya da “ben bu işte yokum” deyip, muhalefet görevine dönecek. Metni imzalasalar bile, toplumdaki güveni kaybedecekleri gibi, “madem imzalayacaktınız, niye milleti aylarca oyalayıp, zaman kaybettirdiniz” suçlamasıyla da karşı karşıya kalacaklar… Bu iki alternatiften hangisini seçecekleri kendileri kadar, UBP’nin de bileceği bir iş…
CTP artık ideolojik olarak bir yol ayırımına gelmiştir. Ya çağdaş dünyaya ayak uydurup yola devam edecekler, ya da eskiye takılıp kalacaklar…45 yıllık parti hiç bu kadar kötü yönetilmemişti. Bırakın kendi partililerini, toplumun umutlarını da yıktılar. Şimdi oturup ne yapacakları konusunda bir karar vermeleri lazım. Ya öyle, ya böyle, en azından bir irade ortaya koysalar, inanın o zaman, kendilerine çok daha fazla saygı duyulacak…
Yazımın başlığında da yazdım. CTP elinde iki ucu da “tehlikeli bir değnek” tutuyor. Hangi tarafı tutsa yanacak…
Diyelim ki, su krizini aşmayı başardılar ve hükümete devam ettiler. Bazı partililerin tepkisini de göğüsleyerek anlaşmayı imzaladılar. Ancak önlerinde, büyük bir başka sorun daha var. O da, Türkiye ile imzalanması gereken yeni mali protokol… O da CTP parti meclisi için en az su kadar yakıcı.
Su krizinde hükümetin icraat yapmasını engelleyen parti içi klikler, mali protokol konusunda seslerini çok daha fazla yükselteceklerdir. Bu kez bu koroya, sendikaların da katılımıyla işler çok daha zorlaşacaktır…
Her ne kadar bu protokolun burada yazıldığı söylense de, içerisinde bazı kurumların özelleştirilmesi konusunda adımlar atılacağı garantisi var. Örneğin Limanların, Telefon Dairesi’nin, hatta Elektrik Kurumu’nun bazı bölünmlerinin de…
Başta da dedim, keşke hükümetin, özellikle de CTP’nin tek derdi su olsa…. Hükümet bugün için, kör topal yoluna devam etse de, mali protokol konusunda yeni krizlerle karşı karşıya kalacağı kesin. CTP, ya birtakım radikal kararlar alıp yola devam edecek, ya da parti içi sıkıntıları göğüsleyemeyecek ve bir kez daha son noktayı koyacak. Yani bırakıp, gidecek.
Vatandaş için de CTP bundan sonra, güzel sözler söyleyen, vatandaşın oyunu toplayan, ama iktidara gelince o söylediklerinden cayan, icraat yapamayan ve sonunda bırakıp kaçan bir parti olarak tescillenecek…
YERİN KULAĞI VAR
GİDİŞAT O:
Her ne kadar istemesek de, maliyeti ağır olur desek de, gidişat tam tersini söylüyor.
Yani var olan krizlerin aşılmasının tek çaresi erken seçim. İktidar ortakları bunu düşünmek bile istemeseler de, ne yazık ki, icraatları ile, daha doğrusu yerine getirmedikleri sözleri ile adeta erken bir seçime çanak tutuyorlar. Peki erken seçim bir şeyleri değiştirir mi derseniz, değişen sadece koltuklarda oturan isimler olur…
PARTİZAN, KORKAK, SUÇLU:
Neden bir türlü ileri gidemiyoruz? Bence yaptıklarımızı bozduğumuz için…. Güzel güzel yasalar, emirnameler, çabalar, emekler, hoop partizanlık denen o lanet aklımıza düştüğü an, gözünü kırpmadan hepsini bozmak…. Yapan da biz, bozan da… Karpaz’ın doğal sit alanı olması müthiş bir adımdı. Ne oldu, gelen giden elledi, ellenmesine göz yumdu. Şimdi bakıyorum, hak bile iddia eden pişkinler dolanıyor ortada… Yok kardeşim, yasada ne yazıyorsa o. Karpaz’daki kaçaklar da, denize dökülen beton da yıkılacak. Aynen birilerinin parti programlarında vaadedildiği gibi… Yıkmayan, partizan, korkak, yalancı… Hem de yasaları çiğneyen bir suçlu…
SADECE VATANDAŞIN MI:
Yenidüzen gazetesinin, suyun yönetimi konusunda yaptığı araştırmada, vatandaşın aklının karışık olduğu ortaya çıkmış. Bu sonuca şaşırmamak gerekir. Keşke kafası karışık olan sadece vatandaşlar olsa. Siyasilerin kafası daha beter. Baksanıza aylardır doluya korlar sığmaz, boşa korlar dolmaz…
MAVROYANNİS’E BAK SEN:
Kıbrıs Rumları her gün için müzakerelerin önüne koyacak yeni bir taş buluyorlar. Yeni icatları da, Türkiye’nin KKTC’ye verdiği krediler. Rum Müzakereci Mavroyannis “Türkiye bugüne kadar verdiği kredileri sıfırlamazsa, anlaşma olmaz” buyurmuş. Söylediği rakam da 8,5 milyar dolar. Peki ya Güney Kıbrıs’ın halihazırdaki 98 milyar dolarlık borcu ne olacak? Senin borç alıp, Yunanistan’da batırdığın paraları biz mi ödeyeceğiz..?
GEL DE ÜZÜLME:
Oman Air, Londra Heatrow’da iki slot için 75 milyon dolar ödemiş. İnsanın aklına, batırılan ve slotları yok pahasına birilerine peşkeş çekilen KTHY geliyor. Bunları duyduktan sonra KTHY’nin bilinçli olarak batırıldığı gerçeği, insanın yüzünde bir tokat gibi patlıyor. Sadece satılacak bir slotla KTHY yeniden yüzdürülebilirdi…
BUNUN ADI ZAAFİYET:
Yıllardır ülkede ilk kez bir gecede 3 ayrı yerin molotoflu saldırıya uğradığına tanık oluyoruz. Hem de başkent Lefkoşa’da. İsteyenin istediğini yapabildiği bir ülkeye dönüşmüşsek eğer, ortada bir güvenlik zaafiyeti olduğu kesin. Polisin, geceleri sokaklarda dolaşması da işe yaramadı anlaşılan…
ZİRVEDEKİLER
1.Kuzey Kıbrıs Bisiklet Turu: Yıllar sonra uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmanın yanında, daha ilk günden mükemmel organizasyonuyla herkese “biz de başarabiliriz” mesajını vermesi açısından tebriği hak ediyorlar. Katkı koyan, yüreğini koyan herkese teşekkürler…
DİPTEKİLER
Adalet ve Asayiş: Önceki gece 3 saldırı olayının birden yaşanması, gerçekten hepimizi korkuttu. Dün Radyo Havadis’te arkadaşlarla konuştuk, sanırım 63’lerde bile bir gecede bu kadar saldırı olmadı. Kim yaptı, niye yaptı, nasıl cesaret ediyor, bunlar değil mesele. Mesele, burada bir açık var. Yargıda var, güvenlikte var. İnsanlar geciken adaletin yerine kendilerininkini koyunca, taşaron bulmak kolay. Başbakan faillerin bulunmasına çalıştıklarını söylüyor. Yetmez, bu açık kapatılmadıkça, bu işler sürer…
































