Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki turlu seçim kesin gibi…

 

Daha erken diye diye, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için son 30 güne girdik. Her ne kadar meydanlar seçim havasına girmese de, birebir temaslar, bölge gezileri ve alttan alttan yapılan girişimlerle adaylar toplum üzerindeki varlıklarını hissettirmeye başladılar.
Baştan beri söylediğim ve inandığım bir şeyi tekrar edeceğim. Son dönemlerde ülkemizde seçimlere dönük yapılan anket sonuçlarının seçim sonuçlarıyla uyuşmadığını gördük. Bu nedenle bu tür anketlerin sadece bir algı yaratmaya yönelik olduğunu ve bunun ötesine geçemediği için de güvenilmediğini söylemek isterim…
Eminim benim gibi sizler de, memleketin fotoğrafına uzaktan baktığınızda, anket sonuçlarından çok farklı bir hava görüyorsunuz. Şahsen ben bugün için hiçbir adayın diğerlerine fark yapacağı gibi bir hava görmüyorum. Görünen, 3 aday, Derviş Eroğlu, Sibel Siber ve Mustafa Akıncı arasında kıyasıya bir mücadele yaşandığıdır.
Bugüne kadar benim gördüğüm 4-5 anket yayınlandı. Bu anketlerin neredeyse tümünde Eroğlu önde gösterilirken, Sibel Siber ikinci, Mustafa Akıncı üçüncü, Kudret Özersay ise dördüncü sırada yer aldılar.
Bunda bir sorun yok.
Ve yine bir gerçek, bu mücadele, yarışı ilk turda bitirme değil, ikinci tur için ilk ikiye kalma mücadelesidir…
Adaylardan herhangi birisinin, işi daha ilk turdan bitireceğini sanmıyorum. Çünkü bütün adaylar da, belli bir taraftar ve oy yüzdesine sahip isimler…
Ama başta da dedim, yayınlanan ve bundan sonra yayınlanacak anketleri dikkate almamak en doğrusu. Ben öyle yapacağım. İnandığım, fikirlerine saygı duyduğum adayın hangi ankette yüzde kaç oy aldığı beni hiç ilgilendirmez.
Yaratılmaya çalışılan algı, bence aldatmacadır. Ama buna rağmen, ne yazık ki yıllardır bu anket oyunları ile kafa karıştırıp, kendine pay çıkaran çok siyasetçi tanıdık. Bunda başarılı olduklarına da şahit olduk…
Siz bakmayın kararsız oyların ya da, sandığa gitmeyeceğim diyenlerin fazlalığına. Bizde sandığa gitme oranları aşağı yukarı bellidir. Özellikle birinci turda, oy verdiği aday seçimi kaybedenlerin, ikinci turda hiç firesiz sandığa gitmeyeceği ne kadar inandırıcıdır ki?
Aksine, günler yaklaştıkça saflar ve kararlar netleşecek, beklenen yüzdelikle katılım gerçekleşecektir.
Bir diğer önemli nokta ise kararsız ve sandığa gitmeyecek seçmen oranının, yüzde olarak adaylara dağıtılması konusu…
En yüksek oy oranına sahip aday, kararsız oylarda aslan payını alıp, diğer adaylara fark atıyor.
Halbuki Girne Araştırma Enstitüsü’nün 20 Aralık ile 8 Mart tarihli iki anketinde, karasızların tercihlerinin ille de ilk sıradaki adaya gitmediğini görüyoruz.
Örneğin Sayın Eroğlu’nun 20 Aralık tarihli anketteki oy oranı ( %30.9), 8 Mart anketinde %32.9’a çıkıyor. Artış, %2 oranında…
Bir anketten diğerine, Sibel Siber’in oy oranında %3.2, Mustafa Akıncı’nın oy oranında ise %4.6 gibi bir artış yakaladığını görüyoruz…
Yani Eroğlu’nun sağladığı artışın üstünde.
Bu da gösteriyor ki, anketlerde ikinci ve üçüncü sırda gösterilen adayların oylarındaki artış, kararsız oyların ağırlıklı olarak bu iki adaya gideceği yönündedir…
Sonuç olarak, ister anketlere bakarak, ister kendi düşüncelerinizle hareket ediniz. 19 Nisan’da bu seçimlerin bitmeyeceği, kazananın ikinci turda belli olacağı bir gerçektir…
İkinci turda yarışacak adaylardan kimin kazanacağına ise, ikinci tur şansını kaybeden adayların seçmenlerinin tercihi olacaktır. Dışta kalacak olan yaklaşık %30 civarındaki oy ağırlıklı olarak hangi adaya giderse, ipi o göğüsleyecek. İlk turdaki sıralamanın aynı kalması için, bahsettiğimiz bu %30 seçmenin ya sandığa gitmemesi, ya da oylarını yarışan iki aday için, eşit dağıtması gerekecektir. Bence ikinci turu, önlerindeki bir haftalık süreyi en iyi kullanan, ilk turda kendilerine oy vermeyen seçmeni ikna edebilen kazanacaktır…
Bugün için “falan adayın seçmeni ikinci turda filanca adaya verir” demek için çok erken. Her şey, birinci turdaki oy oranlarına ve ikici turda adayların performansına bağlı…

YERİN KULAĞI VAR
ANLAMIYORUM:
Girne Amerikan Enstitüsü’nün yaptığı ankette, olası bir seçimde seçmen, UBP’yi birinci sıraya taşımış. İşte bunu anlamakta zorlanıyorum. UBP’nin yaptığı muhalefet mi beğenilmiş, yoksa farklı bir söylem mi geliştirmişler geçen zamanda. Adamlar aynı hamam aynı tas. Ama görüyorum ki, seçmenin de onlardan kalır yanı yok…

DP-UG ERİMİŞ:
Son yapılan ankette ilginç bir sonuç daha ortaya çıktı. O da, DP-UG’nin baraj sorunu yaşayabileceği oldu. Oy oranı, % 5-6’lara düşen DP-UG’nin, 2013 seçimlerinde yakaladığı oy oranına ulaşamayacağı bir yana TDP’nin de altına düşerek dördüncü sıraya düştü. Tek bir anket gösterge değildir tabii. Ancak yine de partiyi “çorbaya” çevirmenin sonucunun bu olacağı belliydi…

SUÇLU KİM:
Yapılan anketlerde Derviş Eroğlu hala daha ilk sırada yer alıyorsa, kusura bakmasınlar ama CTP’lilerin kızmaya hiç hakları yok. İki yıldır parti içindeki sen-ben kavgasını çözemediyseniz, 2 yıldır iktidarda olmanıza rağmen, halka vadettiğiniz “güzel günler” yerine, eleştirdiğiniz statükonun devamı olduysanız hiç kızmayınız… Hani meşhur bir söz var, “Ne ekerseniz onu biçersiniz” diye.

BU SORUN KİMLERİ YEDİ:
Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Kıbrıs sorunu, zor bir sorun değil, bilakis kolay bir sorundur. Yeter ki siyasi irade olsun” demiş. Sözü, Güney Kıbrıs’a… Aslında bizler bu sözleri yabancı diplomatlardan da duyduk. Hatta Kıbrıs sorununu 3-5 ayda çözeceğini iddia edenleri bile gördük geçen yıllar içerisinde. Ama şimdi onların hiçbiri siyaset sahnesinde yok. Keşke o kadar kolay olsaydı…

DÖNSE NE OLUR:
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Eide ile yaptığı görüşmeden sonraki ilk seçim gezisinde, “Belli ki Anastasiadis, önümüzdeki günlerde kaçtığı masaya gelecek” değerlendirmesinde bulundu. İyi de Anastasiadis masaya gelse ne olur? Duyan da Sayın Eroğlu’nun, bir antlaşma için yanıp tutuştuğunu sanacak. Aynı şeyleri, tekrarlamaktan o da usanmıştı, bu iyi bir fırsat oldu Derviş Bey için, artık seçimlere kadar bununla idare edecek…

MÜZAKERELERİN GİDİŞATINDAN MEMNUN MUYDUNUZ?:
Eide’nin sunduğu “Bahar umutları” gazetelerin ön sayfalarında da yer buldu. Kimisi, “seçimlere burun sokma” değerlendirmesi yaptı, kimisi de umudun üstüne bindi kanatlandı. Esas sorgulanması gerekeni sorgulayanlar da oldu; masa kurulur kurulmasına da, bozulduğu noktadan devam ederse neye yarar? Ekim’den önceki süreçten memnun olanlar ve olmayanlar, ayırım bu kadar net. Umutlanabilmek için bir şeylerin değişmesi gerekmez mi?..

ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Vatandaş bir pazar günü oy kullanır, geceye seçim sonuçlarını alır. Aldığında da; ‘Pee hiçbir şey değişmedi, ben zaten bilirdim’ der… Hatta, kendi partisi, ya da destek verdiği aday kazansa bile ilk tepkisi; ‘Hade bakalım, seni da göreceyik’ olur…” Ahmet’in yazdıkları tam da bizi yansıtıyor. Böylesi bir seçmen kitlesiyle değişim mi olur…

DİPTEKİLER
Kusura Bakma Obama, İnanmıyorum: Obama yönetiminin Ekim-Kasım 2014 Kıbrıs raporu geçtiğimiz pazartesi günü Temsilciler Meclisi ve Senato’ya sunulmuş. Rutin sözler var. “Güney’in hidrokarbonları geliştirilmesi hakkı vardır, ancak olası geliri kapsamlı anlaşma çerçevesinde, iki toplum arasında eşit şekilde paylaşılmalıdır… ABD, Kıbrıs’ın adil ve kalıcı bir anlaşmayla, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonda yeniden birleşmesi taahhüdü devam etmektedir… BM Genel Sekreteri’nin görüşmelerin yeniden başlaması yönündeki çabaları desteklenmektedir…” Ben şahsen bu söylediklerine kendilerinin de inandığına inanmıyorum. “Çözümsüzlük gayet güzel bir şekilde devam ediyor, biz de bunu destekliyoruz” deseler daha gerçekçi olacaktı…