Günlük yazılarımı, “47 yıldır çözüme ulaşamadığı için siyasi çözümsüzlükten muzdarip Kıbrıs sorunu ve ilgili haber ve gelişmelerine tuttuğum yorumlarla…
Tutun ki büyük nedeni yine “çözümsüzlükten” kaynaklı sosyoekonomik sorunlarımıza yönelik gelişmeler üzerine yazarım…
HER ne kadar “tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıktı” gibilerinden mantık şaşkınlığı yaşamış da olsak, gerçek şu ki Kıbrıs siyasi sorunuyla sosyoekonomik sorunlarımız birbirlerine (keşke öyle olmasaydı dediğimizce) kopmaz bağlarla bağlıdırlar! BUNA karşın aradan geçen onca yıla karşın bu bağları kendi yapısallığımızla varoluşumuza fayda sağlayacak bir sistemle birbirlerine bağlayamadık.. BU nedenle olmalı her ne kadar KKTC’i “kendi özel sistemi” içinde işlevsel hale getirememişsek de hâlâ bir “seferberlik toplumu” olduğumuz gerçeğini de yadsıyamayız.. Nitekim: ***
GUTERRES NE DEMEK İSTEDİ? Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’taki Barış Gücü ve İyi Niyet Misyonu Raporunda BM’ler Genel Sekreteri Guterres olağan “ifadelerinin” dışına kayarak uzun yıllar sonra ilk kez “Türk ve Rumların müzakerelerde eşit haklara sahip olduklarını” da vurguladıydı…
Beklendiği gibi bırakın “eşit hakları” “eşit” kelimesini bile işitmeye tahammülü olmayan Yunanistan tepki ve kızgınlıkla ayağa kalkarken; ben bir kez daha, “biz bugüne kadar ne yaptık bundan sonra ne yapacağız” diye düşündümdü kendimce.. ***
DEĞİL mi ki “iki eşit ve egemen devlet” istemini olmazsa olmazımız yaptık!
İşte Guterres de söylüyor: “Masada iki eşit haklara sahip Türk ve Rum toplumları vardır.”
Ki Atina Guterres’in bu vurguılaması üzerine ayağa kalkarken, Anastasiadis ilk tepkisini, “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti de iki eşit toplumla kaimdi de Guterres neden bunu söylemiyor” deyiverdi! ***
(TABİ Anastasiadis bir kez daha yüzsüzlükle bağnazlığın bu kadarı da olmaz dedirtiyor. Ki bunlar artık sumak dayı oldular! Tarihi bile tahrif ederek kendilerine yontuyorlar. Ki Kıbrıs Cumhuriyeti peşin peşin “azınlık çoğunluk esasında yüzde yetmiş Rum yüzde otuz Türk paylaşımıyla kurulduydu.”
Makarios Cumhurbaşkanı, Yardımcısı Dr. Küçük sadece veto hakkına sahipti..
Kaldı ki KC’ni 1963 kanlı Noel harekâtıyla yıkan, yıkarken Türk halkını 103 köyünden göçe zorlayan Rum tarafıydı..
Zaten “Kuzey-Güney” daha o yıllarda oluştu ki 1974’de de iki ayrı bölge olarak meşru hale getirildi.
***
GUTERRES NE ANLATMAK İSTİYOR: Önce şunu hatırlatayım. Bugüne kadar BM’ler Genel Sekreteri olan onlarca siyasetçi Kıbrıs sorununu “çözümsüzlüğüyle” hep önünde buldu!
Ve artık sorun o raddeye dayandı ki çözümünü sağlayacak ilk BM’ler Genel Sekreteri tarihe kazınırken “şerefli” olacak!
Doğrusu da şu ki bugüne kadar Kıbrıs siyasi sorununun çözümüyle ilgili en büyük eforu da Guterres sarf etti..
Raporundaki son “beyanı” ise ilk kez Türk tarafını en az Rum tarafı kadar öne çıkarırken, “eşit hak ve hukukunu” da teslim etmektedir..
Yani Guterres yüzünü Rum tarafına dönerek ve ilki vurgulayarak dedi ki “müzakere masasındaki Türk tarafı en az sizin kadar eşit haklara sahiptir..” Demek istedi ki aklınızı başınıza alın… ***
(ALMADIKLARI AÇIK AMA: Nitekim bir yandan Guterres’i aforoz ederlerken öte yandan dostluk maçı için Atina’ya giden Galatasaray takımı oyuncularının PCR testleri tamam olduğu halde havaalanında inadına ikinci bir test yaptırmaları istendi ki tüm dünyaya, BM’lere verdiği mesaj şu oldu:) ***
“KIBRIS, Ege, Doğu Akdeniz sorunlarıyla bu bölgelerdeki çıkarlarımız kazançlarımız ve egemenliğimiz; bizden yana siyasi ve ekonomik kazanımlarımız haline gelmezse ne Türkiye’ye ne de Kıbrıs Türklerine rahat ve huzur yüzü göstermeyeceğiz!” ***
BELLİ ki Yunanistan hâlâ İstiklâl savaşından ve Kıbrıs Barış Harekâtından kalma Türkiye’den alamadığı rövanşın peşindedir..
Keşke bir yenisi gerçekleşse de görsek rövanşın sonucunu!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (SUAT HOCA MAĞUSA’DA DA OKUL İNŞA EDİYOR. FAKAT!!)
“Ben küpümü dolduğu sürece doldurmaya devam edeceğim” diyen iş insanları da tanıdım doktorlar avukatlar falan da..
Doğrusu ne “gelirler vergileri” takdire şayan oldu ne de toplum katlarındaki “zenginlikleri” saygınlık kazandı!
“Küpleri” doldukça doldu ama üç beş iş insanımızdan ötesi “hep bana bana” oldu!
*** BU serzenişime karşın Suat hocayı hep ayrı yere koydum. KKTC’e sadece devasa bir üniversite kazandırmakla kalmadı..
Tutun ki yurduna milletine yararlı olmanın fazilet sahibi yurttaşlarından biri oldukta, bu ülkede elektrikle çalışan araba da yaptı, sağlık alanında TC’den uzman doktorları KKTC’e taşıyarak, hizmeti Kıbrıs Türk halkının ayağına da getirdi..
Üniversitesi yada kampusu ise kendini sürekli yenilemekte, büyümekte…
***
BİLİNİYOR: BİR süredir Suat hoca KKTC’deki tüm ilçe merkezlerinde “küçükler okulu” yapma kararını fiiliyata geçirdi. Bazı yerlerde gerçekleştirdi de..
Fakat bu takdirlerle alkışlanacak “her ilçe merkezine bir ana ve ilkokul armağanı” kararı tutun ki Mağusa’da “yersizliğe” tosladı! Bütün iyi niyet ve faydaları da “inşa edilecek “yeri ve konumu” dolayısıyla sıfırlandı.. Şöyle ki: ***
BİZATİHİ bir eğitimci olan Suat hoca nasıl oldu da (her halde yetkililer tarafından kendisine tahsis edilen arazide) okul inşa etmeyi kabul etti anlamak zor!”
Öyle bir yer ki sanki Mağusa’da okul inşa edilecek başka da boş bir alan kalmamış gibi: Şöyle: *** MAĞUSA kentinin en yüksek, en sık Gökdelenleri arasında!.. Trafik yönünden en sıkışık!.. Dolayısıyla en namüsait yerde!. Okul inşaatı başlattı! ***
Kİ ayni bölgede devletin yada belediyenin çok daha geniş boş arazileri vardır..
Oysa kim nasıl seçmiş nasıl olmuş bilinmiyor, öğleyi devirdi mi bazılarının 24 katlı olduğu o gökdelenler arasında güneşi bile görmeyen sıkışık, kasvetli, artı binlerce ve türlü çeşitli insanların ikamet ettiği “yerde” okul mu olur? Okul mu olurdu? ***
DOĞRUSU hocanın bu mandepsiye nasıl bastığını anlamak mümkün değil! Eğitim Bakanı nasıl izin verdi? Mağusa Kaymakamlığı, Belediyesi nasıl görmezden geldi?
Çok kısaca yazık oldu Suat hoca’nın paralarına..
NOT: Eğer arabasını park edecek yer, o trafik keşmekeşinde sağ selim yürüyebilecek kaldırım, gürültü patırdan şişecek kafasına güvenen meraklısı varsa gitsin o okul yapılacak yeri görsün..
































