Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki Kalıcı Devlete Doğru. (En Doğru Çözüm)

Anastasiadis, Sn. Akıncı ile görüşmesi öncesinde diyor ki “gündemsiz basit bir görüşme işte!”

Sn. Akıncı da Rum tarafını işaretle Kıbrıs sorununda bir yol ayırımında olunduğu  gerçeğinin artık kabul edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Anlayacağımız 16 Nisan “konuşmasına” yahut görüşmesine liderler gönülsüz katılıyorlar! Daha doğrusu liderleri bu “konuşmaya” hazırlayıp iten “görevliler” bir kez daha “fiyasko ile sonuçlanacak bir görüşmenin  başarısızlığını” çakıyorlar.

(Sözünü ettiğimiz perde arkasındaki “yetkili görevliler” sittin senedir Kıbrıs sorununu çözeceğim diye BM’ler ABD veya öteki ilgili ülkelerin görevlileridirler. Bugüne kadar hiçbir siyasi sorunu çözememiş BM’lerin Kıbrıs’taki yetkilileri müzakere süreçlerinde başarısızlıktan öte başarı sağlamazken; bir yandan da bu “safiye adasında” siyasi sorun nedeniyle tatil yaparak avantadan paraları cebe indirmektedirler! Ha, zaman zaman “uğraşıyoruz” gösterileri içinde de işte böylesi “liderler arası etkinliklere” zemin hazırlıyorlarsa, bunun da nedeni,  “sayesinde nemalandıkları” Kıbrıs sorununun belki çözüm olur umutlarında kandırmaca yutturmaca devamı sağlamaktır!) Öte yandan:

ÖTE yandan:  Sn. Akıncı’nın altını çizerek hatırlattığınca artık adada “kalıcılığı” çakan kemikleşmiş iki bölge gerçeği vardır. Ve her geçen gün bu kalıcılık beterince pekişmektedir..

Yani  Güney’in 2014’de Kuzey’de Annan planıyla kâr hanesine kaydettiği kazanımlarını bir sonrası çözüm aşamasında  elde etmesi mümkün değildir!

HATIRLATALIM: 2014’de Annan planına “evet” deseydi, Omorfo şimdi kendinin olacaktı. Oysa 2017’de Crans Montana’da (bildiğimiz kadarıyla) Omorfo Rum tarafına iade edilmezken, öncesi planla kazandıklarından da epey kayıplar verdiydi!

BUNDAN sonra Kıbrıs sorununun çözümün çok daha zor olacağını, Güneyin kazanımlarının daha bir azalacağını  tabi ki ne Anastasidis görebiliyor ne de kilise kabul etmek istiyor. Fakat gerçek budur!

Eskiden biz “aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz” derdik.. Rum tarafı bizi Kuzey’in esiri yaptığını zannediyor ama kendisinin de gitgide kendinin de Güney’in esiri haline geldiğini görmek istemiyor!

BU nedenle Sn. Akıncı “bölünmüşlük kalıcılaşıyor” derken geleceklerdeki siyasi çözümün   iki ayrı devlet esasında gerçekleşeceğinin sinyalini veriyor.. Her halde artık en doğru çözüm de bu olacaktır…

 


CUMA’DAN CUMA’AYA GÖZLEMLEDİKLERİMİZ…

Başbakan Erhürman’ın haftalık “basın toplantısındaki açıklamalarının haberini veren   gazetedeki sayfanın üstündeki boş yere, “yarın köşemde işlerim” düşüncesiyle şu notu yazdımdı:                                                              “Eğer yıllardır devlet  kademelerinde yolsuzluklarla şaibeli işlerden şikâyetçiysen ve suçlarla suçlular  mahkemei küpraya kalmamalı diyorsan o zaman Dörtlü Koalisyon hükümetinin “yolsuzlukların üzerine gitmesini ödevinin bir gereği olarak kabul edip desteklemen gerekir..”

HEDEF temiz bir toplum yaratmaksa önce devlet “pisliklerden” temizlenir! Yoksa pislikler üzerinde otururken,  temizlik yapılmaz!

Hükümetin elinde ve iradesinde harekete geçireceği ilgili yasalar da vardır, denetimler için görevliler  de..

Bu nedenle Başbakan Erhürman’ın sıklıkla, bir yandan “yolsuzlukların üstüne gidileceğini” öte yandan “köhnemiş bazı eski yasaların değiştirileceğini” söylemesini bu temizlik hareketinin kararlılığı olarak görüyoruz.

Örneğin “Kıb-Tek olayı!” Ek mesailer gibi tatsızlıklar! Ötesi şaibeli işler…                         Fakat ne zaman bu şaibe ve yolsuzlukların üzerine gidilecek olsa mesela  “Tel-Sen” gibi sendikalar ayağa kalkmakta, “eyleme gideriz ha” diyerek devleti, “elektrikleri kesmekle bile tehdit etmektedirler!”

 

BU gerçeklere karşın kaç haftadır “Cuma günleri bilgilendirmelerini”   gözlemlerken, hükümetin fasit bir daire içine kilitlendiğini görüyoruz. Nitekim son basın  toplantısını da okurken, bakıyoruz günlük sorunlar aşılamamış mesela Taşkent Kooperatifi olayı, Devlet laboratuarının yanması sonucu ortaya çıkan Sigorta olayı, Vakıfların yapısallığının değişeceği haberleri gibi aslında bir devlet düzen ve otoritesinin çoktan çözmesi gereken sorunlar bizzat Başbakan’ın  “icraatları” olarak yansımakta..

YANİ büyük düşünce hâlâ yok!   Hâlâ 2016’lardan kalma TC ile imzalanan Mali ve Ekonomik Protokollerin işlerlik ve işlevselliğini sezinlettirecek  bir kıpırdayış bir faaliyet yok!

O zaman şöyle bir düşünce  oluşuyor: Yoksa Hükümet henüz “büyük değişimlerle yatırımlara” hazır değil mi?

Nitekim geçen hafta Sn. Bakanları da izlerken kimini o popülizm kokulu işgüzarlık içinde gördüktü! Halkın içinde olmak nabızlara göre şerbet vermek, bazı çevreleri memnun edecek kararlar alıp vaatlerde bulunmak gibi!

TABİ insafsız olmak istemiyoruz ama  eğer bir toplumda 16 yaşından küçük çocuklarda suç işleme ve uyuşturucu kullanma oranlarında artış varsa bekleriz ki bu hükümetin derdi olsun, hemen bir “çocuk ıslah evi inşa ediyoruz diyebilsin..                           Ki döviz de vurmaya devam ediyor ve hükümet tabi çaresiz… Kaldı ki öteki güncel sorunlar da büyüyor, yansımaları da sosyal yıkıntı ve kirlenme olarak çıkıyor karşımıza.

Yine de bu haftaki Cuma gününü bekliyoruz diyeceğim..

                      


KISACA TAKILDIĞIM: (BİRİ KAZANIRKEN ÖTEKİ BATACAK!)

Hükümet döviz vurgunu karşısında çaresiz kaldı. Ne yuroya  geçebilir ki zaten geçemezdi ne de başkaca bir tedbir alabilir!

UBP döneminden beridir maliyeyi yöneten Serdar Denktaş çaresiz!

Fakat biliyorsunuz: Türkiye’de Erdoğan “faizleri düşürün” diye savaşıyor Merkez Bankasıyla kıyasıya da kavga ediyor. Ki bizde böylesi bir durum söz konusu olsaydı Merkez Bankasını kapatırdı! Çünkü Allah artırsın ama bankalarımız şu sıralarda dövizle borçlananların canına okuyan vurgundan kâr üstüne kâr koyuyor. Olacak iş mi yani?