Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki asırlık mücadelenin sonucu! (Efharisto Poli!)

Hep yazarım. Rum tarafı ile Yunanistan 218 yıldır Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için uğraşıyorlar. Tabii şimdilerde iki AB üyesi olmaları nedeniyle böylesi bir siyasi bağlılığa gerek duymuyorlar. Fakat Rum tarafının tüm adaya egemen olması için de sahip oldukları tüm “siyasi olanakları” kullanıyorlar…
Uzatmaya hiç gerek yoktur. Bu “idealarını” besleyen Ortodoks Kilisesi’dir! Veya nüfus ve mülk çoğunluğuna sahip oluşları nedeniyle ada egemenliği hakkının kendilerinde olduğu aidiyet saplantısıdır! Yahut Hristiyan dünyasından gördükleri destek nedeniyle bu konuda süreklilik kazanan egemenlik umutlarıdır…
BUNLARA KARŞIN HEP YENİK DÜŞTÜLER: Önümüzde 21 Aralık 1963 “Kanlı Noel” olarak adlandırılan ve Rum askerleri ile milislerinin Türk halkına Akritas Planı çerçevesinde saldırıya geçtikleri o menhus tarihin yıldönümü vardır… Öncesiyle birlikte Aradan 55 yıl geçti… Yani 55 yıldır bu Rum’la bu adada cebelleşiyoruz… Belki tarihi kesit içinde yarım asırlık bir süre uzun değildir. Fakat Tüm adaya egemen olup “Enosis”i gerçekleştirmek için Yunanistan’la başlatılan öncesi ve 21 Aralık 1963 Kanlı Noel’i ile bugünlere gelinmesini şu sorularla deşmek gerekmektedir:           Rum tarafı onca saldırı ve kanlı olaylarla savaşlar sonucunda ne kazandı?”
Kendimize dönelim: Bu adada yarım asırdır Rum-Yunan baskı ve saldırıları altında  yaşarken Türk halkı ne kazandı ne kaybetti?
Ve şunu da sormalıyız: İki asırdır Rum Yunan ikilisinin sürdürüp bugünlere kadar getirdiği “meğalo idea” hayali ne zaman bitecek?
Rum liderliği ile Kilisesi bu adadaki Türk halkının en az kendileri kadar yaşam hakkına sahip olduğunu ne zaman kabul edecek?
Büyüklük küçüklük değil. Nüfus ve mülk çoğunluğu da değil… Rum liderliği Türk halkının da etnik bir halk olarak kendi kaderini saptama hakkına sahip olduğunu ne zaman anlayacak?
Ve artık bu adada “siyasi eşitliğe dayalı iki halkın iki bölgenin olduğunu ne zaman kabul edecek?”
Rum bu gerçeklerin idrakine vardığında işte o zaman çözüm de olacak! Bütün olay “bu ada benimdir” diyen Rum’un kafasındaki bu “saplantıdır!” Bu değişmedikçe de çözüm olmaz! Dolayısıyla Rum “kaybetmeye” devam eder! Nitekim iki asırdır hayal ettiği ada egemenliği yerine, “Türk ve Rumlardan oluşan iki devletli bir Kıbrıs yarattı. Efharisto Poli!

**********     
Askersizleştirme ve vicdani ret üzerine

Geçtiğimiz pazar Havadis’in haftalık “Poli” dergisinde Öntaç Düzgün’ün, zannedersem son dönemlerde  spekülasyon haline getirilen şu “askerlik” konusunda, “bakış açısıyla tarafsızlığı” ender olması gereken bir “değerlendirmesi” vardı. Önce CTP’nin hazırladığı “Askerlik Değişiklik Yasası”nın Meclis’ten nasıl tartışmalarla geçtiğini hatırlatıyor ve şu vurgulamayı yapıyordu: “Öneri çeşitli statülere sahip asker adaylarının dört başlık altında askerlik sürelerinin kısaltılmasını ön görürken, tartışmalar sonucu süre indirimi meslek lisesi çıkışlılar ile askerliğini er olarak yapmayı kabul edecek üniversite öğrencileri ile sınırlı kaldı ve yeni bazı aflar çıktı… Esas tartışılması gerekenler Milletvekillerinin kararsızlıkları, vicdani ret ve profesyonel askerlik tartışmaları arasında unutuldu gitti…” Öntaç Düzgün’ün yazısından bazı alıntıları daha aktarmaya devam ediyorum:
“Geçtiğimiz dönem KKTC’deki liselerden mezun olan 2 bin 500 gencimizden bin 800’ü üniversitelere kayıt yaptırdı.” (Düzgün bu genç nüfusun üniversitelere kayıtlarını bakın nasıl değerlendiriyor?)
“Bu bir ironidir! KKTC’de esas sorun askerlik sürelerinde yapılacak kısmi iyileştirmeler değil, yüzde 72 gibi çok yüksek bir oranla AB ortalamasının yaklaşık iki katını bulan “üniversiteleşme” olduğu anlaşılmamış ve tartışılmamıştır!.. KKTC üniversitelerinde öğrenim gören öğrencilerimizin sayısı 11 bin 350 yükseldi… Buna TC ve diğer ülkeler de eklendiğinde 15 bin gibi ülke nüfusuna oranla astronomik bir sayıya ulaşılır. Çağ nüfusunun 3 bin 500 civarında olduğu bir toplumda 15 bin kişinin aktif olarak üniversite öğrencisi olmasının iş piyasasında yaratacağı dengesizlikle ve kalite sorunlarının en az güvenlik sorunu kadar önemli olduğu ortadadır…” (Öntaç Düzgün 2008 yılında Kuzey’le ilgili geniş bir rapor yayımlayan Dünya Bankası’nın, “Kıbrıslı Türklerin yok oluşu bu sorundan kaynaklanabilir” uyarısında bulunduğunu” da özellikle hatırlatıyor…)
SONUÇ: Düzgün askerlik konusunda kısaca şunu öneriyor. Eskiden olduğu gibi liseyi bitiren her genç önce askere gitsin…
Öte yandan Askerlikten kaçınılması yahut kaldırılması veya vicdani ret gibi absürt olaylar furyasında Düzgün şu bilgileri de veriyor: “KKTC’nin 210 kilometrelik kara sınırı vardır. 110 Kilometresinin güvenliğini zaten Türk Silahlı Kuvvetleri devralmıştır çünkü KKTC’nin askeri yetersizdir!”
GÜNEY’E GELİNCE: Güney’in kara, deniz ve hava kuvvetleri vardır. Bunlar Birleştirilmiş Silahlı Kuvvetlerdir. Ayrıca Kıbrıs Ulusal Muhafızları, Aktif görevliler, Milisler ve Yunan Silahlı Kuvvetleri vardır ki bu “kuvvetler” resmen Rum Askeri gücüne dahildirler… Yanılmıyorsam bir savaş olasılığında Rum tarafı milis güçleri ile birlikte 70 bin kişilik askeri güç oluşturacak durumdadır.
VAZİYET VE SORUN BUNLAR İKEN: Siyasi partilerle entel gevezelerinin dürtüleri ile kandırılan gençlere “askerliğe hayır” “vicdani ret yasallaşsın” çığlıkları attırmak “sorun çözmek” değil, mevcut sorunların üzerine katmer katmer yeni sorun eklemektir! Askere gitmemek için üniversitelere doluşan gençlerin memlekette yarattığı iş gücü kayıplarından onca üniversite mezununun bir gün ortaya çıkacak o büyük işsizlik sorununa kafa yormak yerine “askersizleştirme ve vicdani ret”lerle uğraşmak, olsa olsa KKTC’ye özgü bir “abese iştigaldir!               
**********
Kısaca takıldığım: (Karanlıklardan kurtulamayan bahtı kara Kıbrıs Türkleri!)

“Yarınları” göremiyor dolayısıyla bilemiyoruz! Çünkü önümüz “karanlık!”
Yetişmekte olan evlatlarımızın gelecekte ne olacaklarını bilemiyoruz! Çünkü gelecekler “karanlık!”
Siyasi sorunun ne zaman çözüme ulaşacağını tahmin bile edemiyoruz! Çünkü “sorun” karanlık!
11 bin üniversite mezununa nasıl aş, iş, hayat hakkı sağlayacağımızı bilemiyoruz çünkü göremiyoruz, önümüz “karanlık!”
Bir gün ambargolar kalkar mı, AB’ye üye olabilir miyiz? Cevap veremiyoruz çünkü AB bile bizim için “karanlık!”
Ve artık “kara asfalt” yollarımızdan da korkuyoruz çünkü artık onlar da “karanlık!”
KISACA: “Her yer karanlık, pür’i nur o mevki, makber mi yoksa mahşer mi yarap!”
NİYE KESİYORSUNUZ? Şu yolların ışıklarını! İşte sayenizde bir can daha göçtü! Ki artık bu elektrik kesintileri ne mevcut siyasi iktidar erkinin “yönetim” iddiasına yakışıyor ne de KKTC’nin “devlet” iddiasına yakışıyor!
Kuzey’in her yanında ayni sorun! Güneş battı mıydı oyun başlıyor! Bir gece şurası ertesi akşam burası! Zift gibi karanlık yollarda araba sürerken ödümüz patlıyor.    Hele Mağusa’da mahalle aralarında! DAÜ’lü siyahi öğrenciler var ya! Gecelerin o zift karanlıklarında siyahi renklerinin siluetleri bile görünmüyor.. Bu nedenle kaç kez arabamızla burunlarının dibine kadar dayandığımız oluyor, kazaya an kalıyor!
KALDI Kİ: Mağusa’da 16 bin üniversite öğrencisi vardır. Bu öğrencilere ne doğru dürüst kaldırımlı yollar sunabildik ne de o yollarda aydınlık akşamlar! Sadece nasıl söğüşleyeceğimizin hesaplarını yapıyoruz! DAÜ’nün çevresine gidin o kaldırımlara, o mahallelerdeki akşam karanlıklarına, o öğrencilerin o trafik yoğunluğu içindeki çilelerini görün! Yetmiyor bir de zırt pırt kesilen elektrikler, bastıran karanlıklar! Bari bu sorunları olsun çözün!