Türkiye’nin kalbi dört ay içinde ikinci kez vuruldu.
Özelllikle askeri kesime yönelik olduğu anlaşılan son saldırı, aynı zamanda sivilleri de vurdu.
Terör, asla sadece bir kuş için vurmaz. Aynı zamanda bir kaç kuş vurma amaçlıdır. Bu sefer de öyle olduğu anlaşılıyor…
Yetmişli yılların Ankara’sında yine terör vardı. İç kaynaklı görünen, ancak sonradan finansmanının dış kaynaklı da olduğunu öğrendiğimiz manasız bir savaş, Türkiye’de yüzlerce insanla birlikte, demokrasiyi de katletti. Bir çoğumuz büyük acılar çektik, hayatımızın akışı değişti, kayıplarımız oldu.
Türkiye kendine gelmek için çok uzun yıllar harcadı…
Şu anda da göstere göstere yapılan eylemler var. Sınırda ise bir kaç cepheli, doğrudan bir savaş… Oradan da her gün mutlaka bir kaç şehit haberi geliyor.
Her biri farklı örgüt gibi görünse de, hedef tek.
Tüm bunlar, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya, siyasi ve coğrafi açıdan zayıflatıp, Ortadoğu’nun bataklığına daha fazla çekme amaçlı faaliyetler. Kaçınılmaz bir şekilde yeni coğrafyalar, yeni dengeler oluşuyor. Öyle zor bir dönem ki, serinkanlılık ve tablonun bütününü görmeden yapılacak hareketler, Türkiye’yi doğrudan uçurumdan atmaya neden olabilir.
Bir oradaki yakıcı gündeme bakıyorum, bir de bize…
Türkiye, başında yüzlerce belayla, hem de ciddi belalarla başetmeye çalışırken, bir yandan da 1,6 milyar TL harcayarak denizleri aşıp su getiriyor, ama biz almayı başaramıyoruz. Üstüne üstlük, pazarlık üstüne pazarlık kapılarını zorluyoruz. Oradan gelen para olmadan, memuru ödeyemez durumda olduğumuzu çocuklar dahi biliyor, ama biz o parayı kestirmek için de elimizde geleni yapıyoruz. Bir efelik, bir efelik…
Sebebi ister ucuzluk olsun, isterse kalite, halihazırda her şeyimizi özelden almıyor muyuz? Bakın geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yeralan bir mesaj gördüm. Öyle güzel yazılmıştı ki, tam hedefi vurduğunu düşünüyorum. Bakın ne diyor;
“Devletin sağladığı internet kesilince, Türkiyeli özel şirketlerin sağladığı interneti kullanarak, devlete sövüyoruz…
Devletin hastanelerine gitmiyoruz…
Çocuklarımızı devlet okullarına göndermiyoruz…
Devletin denetlediği gıda maddelerine güvenmeyip, alışverişimizi Güney’den yapıyoruz…
Hatta, devletin adaletine bile güvenmiyoruz…
Çünkü devlet, hiç bir şeyi beceremiyor…
Ama tüm bunlara rağmen, suyu ve elektriği devletin yönetmesini istiyoruz…
Bence bir yerlerde yanlış bir şeyler yapıyoruz”…
Yalan mı..?
Bu çok sesi çıkan arkadaşlar bu cümleleri okuyup, belki bir de kendilerine bakarlar…
Egoistlik mi desem, at gözlüğü mü desem, paranoya mı desem, ne desem bilemiyorum.
İçim yanıyor. Bir yandan gencecik yaşta hayattan kopanlar için, bir yandan da tüm Türkiye için…
Bir de buradaki sahte kahramanlara bakıyorum, nefretim daha da büyüyor…
YERİN KULAĞI VAR
BU AY TAMAM DA:
Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün, “Şubat maaşları kesintili ödenebilir” açıklamasını yorumlayan bir ekonomist arkadaş, “Eldeki verilere göre, zor da olsa bu ayki maaşlar ödenecek, ancak önümüzdeki ay, kriz çözülmezse ödenmeme ihitmali yüksek” değerlendirmesinde bulundu. Maliye2yi yakından takip eden bu arkadaşa göre maaaşlar konusunda bu ay tehlike yok gibi…
DEŞİFRE OLDULAR:
Son söylenecek olanı, ilkten söyleyenler, baştan kaybetmiş demektir. Hani şu, erken seçim çığlıkları, yeni hükümet çığlıkları var ya, bu da öyle. Maksadın örgütsel ya da bireysel çıkar olduğu gün gibi ortada. Yahu şimdi derdimiz bu mu? Bugün muhalefetin yapması gereken, hükümetin doğru yolu bulmasını sağlamak mı olmalıydı, yoksa, ‘sen çekil ben geleyim’ demek mi olmalıydı. İkinciyi yaptılar, fena halde deşifre oldular.
İSTEMEM AMA , ARKA CEBİME KOY:
DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş, hükümetin bittiğini ve uzatmaları oynadığını ileri sürerken, UBP ile bir koalisyonun ise şu an gündemlerinde olmadığını, hükümetin bozulması ve kapılarının çalınması halinde de sorumluluktan kaçmayacaklarını söyledi. Denktaş’ın yaptığı tam da, ‘istemem ama, arka cebime koy’ mantığı. İktidarda olmayacağı olası bir seçimde, baraj sıkıntısı yaşayabileceğini çok iyi biliyor…
FARKLI DÜŞÜNÜYORLAR:
DPUG Genel Sekreteri Hasan Taçoy, “konjonktürün getirmiş olduğu kıstaslar veya kriterler UBP ve DP’nin birleşmesinden yanadır. Eğer bu iki siyasi parti birleşirse çok daha farklı işler ortaya çıkabilir” derken Genel Başkan Serdar Denktaş, bugün için böylesi bir konunun gündemlerinde dahi olmadığını belirtti. Öyle görünüyor ki, DP’liler ile UG’liler, UBP ile birleşme konusunda farklı düşünüyorlar…
HEMEN İLGİLENDİ:
Bazı kişilerin sosyal yardım paralarını alamadıkları haberimiz üzerine, sağolsun Daire Müdürü Umure Örs bizi arayıp bilgi istedi. Anlaşıldı ki şikayetler, maaş alamama konusnda değil, artışlarını alamadıklarından dolayıymış. Umure hanım bizzat kendileriyle konuşup, olayın aydınlanmasına vesile oldu. Buradan kendisine teşekkür etmek istedim…
SERBEST Mİ SANIYORLAR:
Nedir yahu bu sanatçıların vokalistlerinin, menajerlerinin uyuşturucu kuryeliği? Bu kaçıncı vaka… Bu insanları istihdam eden kumarhane patronları lütfen kendilerini uyarsınlar bir zahmet, bu ülkede uyuşturucunun serbest olmadığını hatırlatsınlar. Bu ne rezalet…
ZİRVEDEKİLER
Çevre Platformu: “Kaçak yapılaşmaları zamanında görüp engel olunmadığı takdirde çevreye kalıcı zararlar verilmektedir. İşletme sahibi bunu bile bile yapıyorsa bunun cezasının sadece sahilin mühürlenmesi şeklinde değil, tüm işletmenin kapatılması şekilde olması gerekmez midir? Halkımızın doğal değerlerine saygı duymayan bu gibi işletmelerin işletme izinlerinin de durdurulması gerekir”.
DİPTEKİLER
Adamına Göre: Altın Kumsal’daki kaçak yapıların kaldırılması ve faillerine gereken cezanın verilmesine ne kadar sevindiysek, benzer bir konuda Girne’deki bir otelin kaçak yapılaşmasına gereken tepkinin verilmemesi, hatta olayın örtbas edilmesi yönüne gidilmesi de, bir o kadar üzücü ve düşündürücü olmuştur. Karpaz’dakilerine farklı, Girne’dekilerine farklı davranırsanız, o zaman ne size, ne de yargıya güven kalmaz…
































