Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hukuk cahilliğinden gına geldi…

Bu hükümetin “bilmiyorduk” açıklamalarından, cahilce işlerinden gına geldi artık…

Kafalarına eseni yaparken, çocuk gibi, “bilmiyorduk” gerekçesine sığınıyorlar. Sanki bu devlet mekanizmasının hukukçusu yok, bürokratı yok, içtihatı yok… Mantar gibi yerden bittiler…

2010 yılında emekli maaşlarından yapılan 5 aylık kesinti Yüksek İdare Mahkemesi’nin “ödenecek” kararına rağmen 6 yıldır ödenmedi.

Serdar Denktaş şimdi “mahkeme kararı geriye dönük işler mi işlemez mi bilmiyorum” demiş. Olabilir bilmez. Peki niye bu konuşmayı yapmadan, oturup bu mahkeme kararının ne dediğine bakmıyor?

Haydi kendinin işi var. Niye bir hukukçusunda, “yahu, bir bakın bakalım bu mahkeme kararı ne diyor?” demiyor?

Bakın Yüksek İdare Mahmemesi’nin verdiği 146/2011 sayılı karar ne diyor; “…netice itibarı ile Davacının emekli maaşından Eylül 2010 – Ocak 2011 ayları arasında yaptığı vergi kesintilerini iade etmemekle veya iade için gereken işlemleri yapmamakla ve/veya bu yönde bir karar almamakla Davalının yapılmaması gereken bir ihmalde bulunduğuna ve yapılması ihmal olunan bu eylem veya işlemin yapılması gerektiğine karar verilir”…

Mahkeme devlete açıkça ‘arkadaş senin Eylül 2010 ile Ocak 2011 arasında yaptığın vergi kesintileri yasa dışıdır. Bunları iade etmemekle ihmalde bulunmuşsun, bunları öde’ diyor.

Ortada somut bir kesinti var. Devam etmiyor. Mahkemenin ödenecek dediği de sadece bu dönem. Bunun geriye dönüğü mü olur?

Hala karar ileriye mi işliyor demenin manası var mı? Bu kadar mı hukuk cahili oldu bu toplum?

Her seferinde bir saçma gerekçe buluyorlar ya, en acınası da bu oldu bence.

 


KÖYDEN İNDİM ŞEHERE…

Hafta sonu havanın da güzel olmasını fırsat bilerek yaklaşık 3 yıldır gitmediğimiz Larnaka’ya gittik ailecek.

Bu sürede ne gibi değişiklikler göreceğimi merak ediyordum. Hani önümüzde Girne örneği var ya…

Şehir içindeki onlarca park yerinden, çok katlı olanı tercih ettik. 5 saatliği için 2 euro ödeyip yürüdük. Sahile gidene kadar etrafı inceledim. Eski binaların tümü restore edilip, tursitlerin hizmetine sunulmuş. Bizim arasta gibi ama temiz ve düzen içerisinde turistleri ağırlıyorlar. Bunu yürürken de hissedebiliyorsunuz. Adım başı turiste rastlıyorsunuz. Kent tümüyle onların hayatını kolaylaştıracak ve para harcatacak şekilde düzenlenmiş. Öncelikle etrafın temizliği yüzünüze vuruyor. Yerlere baktım, hani bir laf var “bal dök yala” misali. Ne bir çöp, ne çekirdek kabuğu, ne sigara izmariti…

Larnaka aynen Mağusa gibi, Girne gibi bir deniz kenti. Ancak denizle şehir birbirinden koparılmış değil. Aksine, iç içe… Akılma geldi Mağusa’da denizin şehirle buluşmasını engelleyen duvarın yıkılması olay olmuştu. Olmuştu da, sonra? Bir araba laf edildi, ama tek bir ileri adım atılmadı, çevre düzenlemesi yapılmadı… Ya Girne… Gitti gider…

Neyse biz konumuza dönelim. Uzun sahil şeridinin istediğiniz yerinden denize rahatça girebiliyorsunuz. Şemsiye ve şezlong alırsanız sadece 1 euro ödüyorsunuz. Sahil boyunca itinayla sıralanmış, herkese, her keseye hitap eden tertemiz cafeler. Uçakların biri inerken, diğeri kalkıyor. Ne sizi rahatsız edecek müzik, ne de ortamla alakasız tavla sesleri var. Birkaç sokak müzisyeni, yanındaki diğerini rahatsız etmeyecek şekilde nafakası için çalıp söylüyor. Kolunuzdan tutup da sizi zorla mekana çekmek isteyen garsonlar da yok.  Huzur içinde dilediğiniz yere oturup yiyip içebiliyorsunuz. Ve yıllardır bir türlü patlatamadığımız turizmi hatırladım ve kendi kendime sordum “Turist olsan burayı mı, yoksa Girne’yi mi tercih edersin?” diye.  Düşünmeye bile gerek yok, cevap belli. Zaten turist sayısı da sizi doğruluyor. Bizim Girne limanı Larnaka’ya göre çok daha otantik ve dünyada eşi olmayan bir yer, doğrudur. Ama geçen yıllar içinde plansızlık, yetki karmaşası ve rant kaygısı nedeniyle birçoğumuz o liman gidip oturmak bile istemiyoruz. İnanın bunları yazarken üzülüyorum ama, gerçek bu ne yazık ki…

Dönüş yolunda kaymak gibi akan yolda etrafı inceledim. 3 şerit gidiş, 3 şerit dönüş. 43 km.’lik yolda  refüjlerin içleri orman gibi, tertemiz. Öyle pet şişeler, naylonlar, arabalardan atılmış çöpler yok! Temizlenmeyle ilgili değil, atmamakla ilgili. Atmıyor insanlar.

Neyse benim anlatmama gerek yok, zaten hepinizin bildiği gördüğü şeyler bu yazdıklarım…

Tüm bunlardan sonra 1974’de, kaybedenin kim olduğunu düşündüm. Biz var olanı yok ederken, onlar yoktan var etmeyi seçmişler. Ha, kimse çıkıp da, ‘onlar tanınmış devlet, dünyadan yardım alıyor’ demesin. Biz aldık, yuttuk. Taş üstüne taş koymadık.

Şimdi sorsam kim ülkesini daha çok sever diye, hain mi olurum?

     

 


YERİN KULAĞI VAR

NETLEŞİYOR MU:

Türkiye’nin yeni BM Daimi Büyükelçisi Feridun Sinirlioğlu, geçtiğimiz günlerde verdiği satır arası tüyolara bir yenisini ekledi.  “Eğer bu yıl sonunda bu iş olmazsa, adada tek devlet çözümü biter. Ondan sonra iki devlet arasında barış müzakereleri dışında  hiçbir şeyi kabul etmeyiz” demişti Sinirlioğlu. Bu kez,  2016 yılının sonunda kadar çözüm olmazsa yıl sonundan sonra yeni bir oyunun gündeme geleceği uyarısında bulundu. Anlaşılan süreç akamete uğrarsa, masa devrilecek. Peki biz neresindeyiz bu oyunun, bilen var mı?

 

“BİLMEYEN” HÜKÜMET:

Hadi kaş göz arasında peşkeş çektiğiniz kamu malının sit alanı olup olmadığına bakmadınız, ya birisi de size ‘bunun etrafı telli, neden acaba’ da mı demedi. Meğer Suat Günsel’e vermeye kalktıkları arazi, sit alanının korunması için GKK tarafından telle çevrilmiş. Komutanlık yazılı hatırlatma yapıyor. Ben olsam utanırdım. Yok öyle bir şey, saddece gözü kararlık var ki, nasıl bir şey anlamadık… Serdar Denktaş’ı geç, o sade paftaya bakmış. Ya diğer 10 kişi? Suç bu bence, suç… Zira hukukta “bilmiyordum” diye bir savunma yok…

 

ŞAKA GİBİ HÜKÜMET:

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay Girne’deki arazi kiralanması olayını eleştirerek, “Hükümet Girne’deki arazinin SİT alanı olduğunu BİLMİYORmuş; Askeri bölgede olduğunu da BİLMİYORmuş;
Ama kiralamayı BİLİYOR!!! Yarın Bakanlık ve Başbakanlık binalarını da uzun süreli kiraya verirlerse şaşırmayalım, çünkü sorduğumuzda BİLMİYORDUK! diyecekler. Hatta sonra ARAŞTIRIYORUZ bile diyebilirler…Şaka gibi…” değerlendirmesinde bulundu. İnşallah bu yazılanlara “şaka” deyip geçmezler de, biraz utanırlar diyeceğim ama, nerdeeee….

 

KİM DOĞRUYDU, KİM YANLIŞ:

Bilal Ekşi THY Genel Müdürü oldu. Sizlere bir şeyler çağrıştırdı mı bu isim? Ben duyunca içim cız etti… Hani çantasında KTHY’yi kurtaracak plan ve paralarla gelmişti de, Eroğlu cumhurbaşkanlığı seçimini riske etmemek adına popülizm yapıp, kurtarma planını reddetmişti. Adamcağız da planını, parasını alıp geri gitmişti. Sonuç malum. İşte o Bilal Ekşi şimdi THY’nın başında. Kim doğru, kim yanlış… Acı bir tecrübeyle sabit. Ama akıllanmıyoruz ki…

 

BU AÇIKLAMAYI CİDDİYE ALIN:

Emekli Polisler Derneği’nin çağrısı berbat gündemler arasında kaynadı gitti. Oysa öylesine önemliydi ki… “Polisi acınacak duruma düşürerek, ülkeyi çakallara teslim etmeyelim” diyorlardı. Onlar ki, her türlü organize işi bilenler, her türlü pis ilişkileri, bu ülkede dönen dolapları bilenler… Pek yaptıkları iş değil, ilk kez böyle bir çıkış yapıyorlar. Demek ki, bir şey biliyorlar ve rahatsızlar… Bizler hepimiz de aynı endişeler içindeyiz…

 

KESEREKEN YASA YOK MUYDU?:

Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, 2010 yılında emeklilerin 5 ay boyunca maaşlarından yapılan kesintilerle ilgili olarak, kaynak sıkıntısı olmadığını belirterek, mahkeme kararının geriye dönük işler mi işlemez mi bilmediğini söylemiş. İyi de bu kesintileri yaparken ‘mahkeme ne der’ diye düşünmeyenlerin şimdi bu tür bahanelere sığınmasını anlamak mümkün değil…

 

 


ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: “CTP’de kişisel hırslar, egoist yaklaşımlar, makam mevki arayışları olmayacak… ‘CTP gün gelir iktidara gelirse, belki bizi de görür’ anlayışında olanlar varsa, CTP ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesinin zamanıdır”…. Ne güzel tespitler. Keşke… Tüm partiler bunu başarsa, Kıbrıs’ın Kuzey’inde siyaset kökten değişirdi… Ama ne yazık ki, insanların bir partiye girme sebebi hala bunlar…

 

 

DİPTEKİLER

Burhanettin Kaya: Adama ‘Yürü de korkma… Biz ne gerekirse yaparız, gerekirse emirname değiştirir, sana bu oteli yaptırırız. Sen kimseye kulak asma’ demişler herhalde… Şimdi onun hayal kırıklığını yaşıyor… Toprağından taşından, insanının ensesinden para kazandığı topluma da “Allah belanızı versin hepinizin” diyor. Kim bu, kaçak inşaat yapan rantiyeci… Bu ne cüret kardeşim. Ama nereden cesaret aldığı belli değil mi? Bu hükümet işte bize bunları layık gördü…