Ne demiştik bir süre önce: Müzakerelerde makas kapandıkça Rum liderliğinin sandıktaki yüzü de ayan beyan görülmeye başladı! Nitekim geçtiğimiz hafta Rum Hükümet sözcüsü Hristodulidis New York’ta temaslarda bulunurken, Anastasiadisin, müzakerelerde nasıl başarılı olunacağına yönelik bir de mesajını götürdü! Geçen gün o mesaj BM’ler Siyasi İşler sorumlusu Feltman’a verildi. Kendi anlatımımla özetle şunları içeriyor:
Bir daha İstanbul’daki yemek gibi bir olay yaşanmasın! Müzakerelerde Dört Başlıkta da ilerleme olmasına karşın artık gizlenmemesi ve yüzleşmemiz gereken sorunlar vardır…
Anladığımız şu olmalıdır: “Bugüne kadar şöyle ilerleme oldu, böyle gelişme yaşandı deniyor ama “dört başlık, yani Güç ve Yönetim Paylaşımı, Dönüşümlü Başkanlık, Garantiler, mülkiyet gibi konularda görüş ayrılıkları devam ediyor…
Hristodulidis’e göre halka “uygulanmasını tehlikeye atacak, yapıcı belirsizliklerin ve boşlukların olmadığı net bir plan sunulmalıdır. Buna da çok iyi hazırlanılmalıdır!”
“Tehlikelerden ve belirsizliklerden” Rum tarafının ne anladığı açıktır. Bir tekrar da olsa yeniden hatırlatmakta yarar vardır: Mülkiyette ilk tapu sahibi Rum’un ilk hak sahibi olması.
TC’nin garantörlüğünün lağvedilmesi, Cumhurbaşkanının hep Rum olması!
Kuzey’e belirli sayıda Rum ahalinin gelmesine cevaz verilmesi. (yüz bin kişiden söz ediliyor)
AB müktesebatının uygulanması, Kuzey’de 4 özgürlüğün kabul edilmesi.
TC kökenlilerin belirli sayıda geri gönderilmesi. Artık TC’nin müzakerelere pratik anlamda katkı koyması..
VE BİR TEHDİT: Rum basınına göre Hristodulidis “eğer çözüm olmazsa Türkiye Doğu Akdeniz’deki enerjiyle ilgili asla söz sahibi olmayacaktır” açıklamasını da yapmış.
Ne demektir bu? Eğer istediğimiz çözüm şeklini kabul etmezsen “enerji (ve tabi AB üyeliği) konusunda bizden tırnak kadar himmet bekleme!
Fakat aba altından sopasını gösteren Hristodulidis daha sonra kandırmaca aldatmacasını da şöyle yapıyor: “TC hem kendi iç tüketimi hem de kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya taşınması açısından, enerji rezevleriyle yakından ilgileniyor. Nitekim dört Türk şirketi halihazırda bu konuda Kıbrıs’a yaklaşıyor…
(Hatırlatalım: Annan planı döneminde de Ankara’yı “AB üyeliği ile kandırdılardı! Erdoğan uzun yıllar referandumda “evet”i ben dedirttim diyordu, şimdi yerini “gaz” aldı!)
ŞİMDİLİK: Çözülecek dediğimiz sorunun görebildiğimiz yanları bunlar… Eğer bir gün Sn. Akıncı da “nerelerde uzlaşıldığı ile uzlaşılamadığını en azından ana başlıkları ile açıklarsa, süreç daha iyi netleşecektir. (Uzunca süre önce 6 Mayıs’ta açıklayabilirim dediydi!)
YATIRIMLAR? (DIŞ YATIRIMLARA KAPI AÇMALIYIZ.)
Türkiye AB üyesi değildir ama Rusya’dan Balkanlara, Afrika’dan orta Asya’ya, Arap ülkelerine kadar işinsanlarının yatırımları, kazandıkları ihaleler sonucu hemen her alanda çalışmaları vardır.
Bu işinsanları şimdi de “çözüm olasılığını” dikkate alarak Kıbrıs’ı yoklamaya başladılar. Tabi bu ilginin büyük nedeni Rum’un Doğu Akdenizde’ki münhasır ekonomik bölgesindeki Hidrokarbon yatakları. Nitekim Afrodit yatağında gazı bulmuş, çıkartılıp sevk edilmesi için çalışmalar yapılıyor.
Rum basınına göre TC’li işinsanlarının Kıbrıs’a ilgisi de bu “gaz” nedeniyledir. Nitekim Filelefteros gazetesi, Türkiye’nin hem kendi iç tüketimi hem de AB’ye taşınması açısından bu enerji rezvleri ile ilgilendiğini hatta dört şirketin Güney’e yaklaştığını iddia ediyor…
Son dönemlerde bazı çevrelerden benzer haberleri işitiyorum. Çözümle birlikte TC’li işinsanlarının Güney’e inecekleri kesindir diyorlar. Konunun “siyasi” yönünü dışta bırakıyorum. Fakat ekonomik yönü bizi çok yakından ilgilendirmelidir çünkü ayni Rum tarafı bir yandan da “çözüme yardımcı olunması” amacıyla Kuzey’de “inşaatların durdurulması” için AB’ye müracaatta bulunuyor!
YETERİNCE DİKKATLİ MİYİZ? Sanmıyorum. Kuzey’de yarattığımız küçük dünyamızı dıştan gelecek sineklere bile kapatmak işgüzarlığında debeleniyoruz. Artık o kadar marazi bir hal aldı ki bu tutumumuz, değişmemekte direnenlere “statükocu” derlerken, değişim veya yeniden yapılanma isteyenlere de bu kez “neden değişip değiştiriyorsunuz” diyerek karşı çıkılıyor!
Bu saplantımıza karşılık yanıbaşımızdaki Rum, olası çözüm değerlendirmesinde Türk şirketleri ile çalışacağının sinyalini veriyor..
POZİSYONUMUZ NE OLUR? Bir ara Kıbrıs Türk Ticaret Odası Güney’le oluşturacağı ticari ilişkilerden söz ettiydi. Nasıl olacağını bilmiyoruz ama mobil telefon bağlantısında bile Güney ayak sürürken, ticari ilişkiler çok bekler! Tutun ki çözüme kadar..
Fakat çözüm oldukta bu kez de kendimizi “TC sermayesi ile Güney Rum sermayesi arasında sıkboğaz olmuşluğumuzla bulacağız! Çünkü her ikisi de “büyük sermayeler.” Belki AB’ye girme şansımız turizme, tarıma devinim kazandıracaktır ama bu faktörlerin ekonomik büyüklük haline gelmeleri yılları gerektirecektir.
İşte bugünden, “kendimizi çaresiz ve boşlukta bulacağımız o yıllara hazırlamalıyız. Bunun da yolu dıştan gelecek yatırımlara (elbette ki denetimli kurallı) kapı açmaktır. Kısaca artık “kapalı toplum” ekonomisi oyunundan vaz geçmeliyiz!
KISACA TAKILDIĞIM: RUS ORDU KOROSU KKTC’E GELDİ.)
Geçmişte bir iki olay yaşandıydı. Bizim kumarhaneli lüks otellerimiz üçüncü ülkelerden dünya çapında ünlü şarkıcılarla bağlantı kurar, sonra neredeyse davul zurna çalarak reklamını yaparlardı! Tabi öyle de olunca Rum’un ambargolu hışmına uğrar, konserleri iptal ederlerdi! !
Bu kez öyle olmadı. Nitekim Rusya’nın ünlü “Ordu Korosu” gelip konserini verdikten sonra yapıldı açıklama! Epey de beğenildi deniyor.
Asıl önemli olanı ise şu: Rusya bu konsere “hayır” demedi! Hem de Güney’le arası bal kaymak iken Türkiye ile arası mayfoşi olmasına karşın!
Üstelik otelin Yönetim Kurulu başkanı bu iki saatlik gösterinin arından yaptığı konuşmada Türk-Rus dostluğundan söz etti. Kaderimiz ortaktır, başkalarının ilişkilerimizi bozmasına izin vermeyin dedi…
SEVİNİLMELİ. Çünkü bu konser Türkiye-Rusya ilişkilerinin yeniden düzeleceğinin sinyalini verdi. (Ha Rum’a gelince. Yakında kıymeti kopartacak ama bu kez hem gafil avlandı hem de çok geç kaldı!)
































