Kıbrıs Gazetesi’nde çalıştığım dönemdi. Siyaseti bırakan toplumun deneyimli isimleri ile röportajlar yapıyordum.
Bu çerçevede, canı gibi sevdiği Fota’daki evinde ağırlamıştı beni.
Daha doğrusu, bir süre, ovadan, hayvanların yanından gelmesini beklemiştim.
Eski bir milletvekili…
Siyasetin ötesinde de köylünün, çiftçinin Hacı dayısı…
Mandara kenarındaki ilk “eski vekil” röportajıydı bu…
Enteresan bir kişilikti Mustafa Hacıahmetoğlu…
Dün, 86 yaşında yaşama veda etti.
1961 yılında girmişti politikaya. 1993 yılında, seçimi kazanmasına rağmen, meclise girememişti.
En yaşlı vekil sıfatı ile, defa defa meclis başkanlığına hatta Cumhurbaşkanlığına vekalet etmişti.
Velhasıl…
Köyünün bağrından çıkmış…
Mandrada da mecliste de sarayda da bu topluma hizmet etmişti.
Bu toplum, kimsenin kıymetini bilmediği gibi, elbette siyasetin Hacı’sının da kıymetini bilmedi.
Neyse…
Uzatmayacağım…
Hacı’nın anısına, o röportajın bazı bölümlerini yeniden yayınlayacağım…
“Köylü politikacı” kimliğini sevdi
Hacıahmetoğlu, en yaşlı milletvekili sıfatıyla zaman zaman cumhurbaşkanlığına da vekalet etmiş.
“Köylü politikacı” kimliğini hiç bırakmamış Mustafa Hacıahmetoğlu. Çiftçi, hayvancı mitinglerinde her zaman en önde bulunur, her zaman politikacılarla vatandaşın arasını bulmaya çalışır.
1961 yılında girdiği politikadan 1993 yılına kadar hiç kopmamış. Her seçimde Girne Bölgesi’nde en ön sıralarda meclise girmiş bir isim. Buna karşın, 1993 seçimlerinde, Demokrat Parti’nin Girne ilçesinde en çok oy alarak milletvekili olmasına rağmen, 1963 olaylarında polislik bir davası olduğu için “milletvekili yapamaz” denilmiş.
1961’den sonra politikanın dışında kalmıştı… Bunu da “komplo” olarak niteliyordu…
Hacıahmetoğlu ile Dağyolu, yani Fota’da buluşmak üzere anlaştık. Cuma gün öğleden sonra yola koyulduk. Köyde evini sorduk, “Sağ yolu takip edin, hemen köşe başındaki ev” dediler. Yolu takip ettik, villa tipi bir evin önünde durduk. Defalarca çaldık kapıyı, buna karşın açan olmadı.
Az sonra evinin o olmadığını, biraz daha aşağı gitmemiz gerektiğini söylediler. Eski, kemerli bir köy evinde bulduk kendimizi. Hacıahmetoğlu, “Bu ev 300 senelik” dedi. Ev kadar eski bir odada, 150 yıllık bir sandalyenin üzerine oturdu Hacıahmetoğlu. Yıllarca milletvekilliği yapan bir şahsiyetin halen eski bir köy evinde oturmuş olabileceğine ihtimal vermemiştik. Şaşkınlığımızı çabuk atlatarak hemen sohbetimize başladık.
En eski politikacılardan biri
Hacıahmetoğlu, ülkenin şu anda içinde bulunduğu dönemi, “İkinci Cihan Harbı’nda dahi bu toplum bu duruma düşmüş değilidi. Bugün toplumun her kesimi, her ferdi elektrik çarpmasına uğramıştır. 150 bin kişilik toplumun 150 bin kişisi davalı, altı bin kişisi hacizde ise her şey ortadadır” diye özetledi.
1960 ara seçimlerinde politikaya atıldığını söyleyen Hacıahmetoğlu, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf R. Denktaş ile aynı dönemlerde politikaya atıldığını anlattı. O dönemlerde topluma faydalı olmak, hayat seviyesini ileriye götürmek için politika yapıldığını anımsatan Hacıahmetoğlu, “Mukavemet gücünü artırmak için bir hedef vardı. Şimdi hedef kalmadı, tamamıyla milletvekili olan kişi kendine ve çevresine menfaat sağlamayı düşünmektedir” dedi.
Hacıahmetoğlu, zor dönemde toplumun daha iyi yönetildiğini savunarak, şimdiki politika ve politikacılara çattı. Hacıahmetoğlu şöyle devam etti:
“Gençtik. Hata yaptık. Nüfusun yüzde 80’ni göçmen olacak, bir devletin alt yapısını kuracaksın, bir evi yüz kişi isteyecek bir kişiye vereceksin. Hatalar yaptık. Fakat 15 sene aynı hatayı işleyen insan olamaz.
Bu hükümeti, bu milletvekillerini toplum sınıftan geçirmeyecek. Niye? Hatalarını halen kabul etmiyorlar. Bu acılara rağmen halen fikir üretilmiyor. Sebebi, yasamayı parti başları ele geçiriyor. Bir diğer neden de denetimin hükümet üzerinden kalkması.
Milletvekili teftiş ve murakabe eder. Yasaları, teknik adamlar yapar. Topluma uymayan maddelerini tartışır, görüş bildirir milletvekilleri. Bu teftiş ve murakabe bugünkü sistemde kalkmıştır. Milletvekilleri parti başına şirin görünüp, bir kez daha aday olabilmek için ne derse onu yapar.”
“Halk beni seviyor”
Topluma faydalı olmak maksadıyla politikaya atıldığını anlatan Hacıahmetoğlu, “Bir şeyler yaptık ki, bunca zaman geçmesine rağmen halk bana ilgi gösteriyor. Sevildiğime inanıyorum” dedi.
Hacıahmetoğlu, çiftçi bir ailenin çocuğu olmasına rağmen, politikaya atılma nedenini şöyle anlattı:
“Girne kazası köyleri bakımsız kalmıştı. Diskriminasyona uğrayan köyler Girne’deydi. Rum mahalleleri asfaltlı, Türk mahalleleri asfaltsız. Rum köyleri elektrikli, Türk köyleri elektriksiz. Dolayısıyla bu insanlara faydalı olmak için politikaya atıldım. Beni halk teşvik etti. Öyle ki, katıldığım her seçimde de birinci çıkardı.
1993 seçimlerine kadar aralıksız milletvekilliği yaptım. 1993 seçimlerinde de Girne bölgesinde en çok oyu gene ben aldım. Halk beni sever.
İnsanları siyasal parti görüşüne göre ayırıp hor bakmadım. Gençtir, hata yapacak, yanlış düşünür dedim kucakladım. ‘Bu CTP’lidir. İş vermeyin’ dediler, ‘Bu da toplumun evladı, bunu kazanacağız’ dedim. Siyasal görüşünden dolayı kimseyi ayırmadım. Herkesi bütünsellik içerisinde sevdim. Toplumun bütünselliğini savundum. Şimdi adım her tarafta söylenir. Benim anlatmama gerek yok.”
DP’ye geçiş…
Yıllarca UBP içinde yer alan, en ön saflarda mücadele eden Hacıahmetoğlu, Dokuzlar Hareketi’nin ardından Demokrat Parti saflarına katılır. Girne bölgesinde önemli bir oy alır ve meclise girme hakkını da kazanır.
Neden UBP’den ayrıldığını, DP’den ne umduğunu, ne bulduğunu öğrenmek için sıralıyoruz sorularımızı. Hacıahmetoğlu şunları söyledi:
“Eroğlu UBP başkanı seçildikten sonra, görüldü ki, Denktaş’a yakın olanların söz hakkını aldı. Hizmetlerini kısıtladı. Yat arap, kalk arap yapamadığımız için ayrıldık. Önce dokuzlar ayrıldı, hemen arkasından ben de ayrıldım. DP’nin kurucularından oldum.
Derviş Eroğlu, 1985 seçimlerinden sonra icraatlarını Cumhurbaşkanı olmak için yaptı. Kişileri de ona göre değerlendirdi.”
“DP beni cezalandırdı”
1993 seçimlerinde DP Girne Milletvekili seçilen Hacıahmetoğlu, buna karşın meclise alınmadı. Yıllarca milletvekilliği yapan bir ismin, hangi gerekçeyle meclise alınmadığını anlatıyor bize:
“Benim meclisten kağıdım var. Nurettin Ersin Paşa’dan belgem var. Bilelye düştü. Bilelyeliler bunda, Akçiçek düştü, asker orda. Bunlara yemek getirmek gerek, Akçiçek Tavukçuluk’tan getirirler. Bir sağır vardı, üç gün gitti, üçüncü gün eşeğine bir ısladır aldı. Şöför da eski bir gaz ocağı aldı.
Polis bunları tuttu, ‘Ne aldınız?’ diye. ‘Ben verdim’ dedim. ‘Niçin?’, ‘Yetkiliyim’ dedim. ‘Mahkemeye koruz’ dediler, ‘ne isterseniz yapın’ dedim. ‘Dokunulmazlığın var’ dediler, imza verdim kalksın. Mahkemeye gittik, ‘5 Lira ceza’ dediler. Olay bu. Halk bunu bilir.
Düşünün, önümde kasayla para duruyor ama beni masadan bir sigara almakla suçluyorlar. Bir kere bunu bana söylemek ayıp. Bunlar tutmadı, af geçirdiler, herkesler milyarları yedi, ganimet yemeyen insan yok, herkesin cezasını bana ödettiler. Neden? Beni insanlar seviyor da ondan. Bu şekilde bizi karartmak istediler.
Meclis af çıkardı ama beni çukura attı. DP’yi kurduk, üç milletvekili çıkardık Girne’den. UBP’yi Girne’de dördüncü parti yaptırdım. DP’yi birinci parti yaptım. Beni neden affetsinler? Burada DP bana politik bir oyun oynadı. Suçum halkın beni sevmesi
Paraya düşkün olmadığımı herkes bilir. Politikaya girerken 1600 dönüm tarlam vardı. Çıktığımda 500 dönüm. Bunlar hep politika uğruna gitti. Gençlere arsa verdim, göçmenlere yerler verdim, köyün kenarları benimdi. Okula yer verdim, gitti hepsi böyle. Bunlar hep babadan kalmaydı.”
“24 saatte toplum düzlüğe çıkar”
1960 ara seçimlerinde Türk Cemaat Meclisi Milletvekili olan Hacıahmetoğlu, 1970’de Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1974’ten sonra UBP’yi kurduklarını anlatan Hacıahmetoğlu, 1981’de yüzde 51 barajını geçerek Girne bölgesinden iki milletvekilini meclise taşıdığını hatırlattı.
Hacıahmetoğlu’na, şu anda mecliste olmak isteyip, istemediğini sorusunu yöneltiyoruz:
“Biraz önce söyledim. Gençken hata yapabilirsiniz. Köklü devlet adamımız olmadığı için biz hata yapardık. Şimdikiler 15 yıldır tecrübededir. Kör dahi öğrendi. Ama şimdi gereken ciddiyet yok. Fikir üretmek yok. Toplumun bu badireden kurtulması için sistem fikir üretmeye olanak tanımıyor.
Şu anda toplumu 24 saat içerisinde refaha ulaştırırım. Önce çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalı.”
“Çiftçi ve kooperatifi sona götürüyorlar”
Bu kez çiftçilikten açılıyor konu. Hacıahmetoğlu, Kıbrıs Türk çiftçisinin hayatın hiçbir döneminde bu kadar kötü dönem görmediğini söylüyor.
Kooperatifin durumuna değinen Hacıahmetoğlu, “basiretsiz yöneticilikle” suçlanarak 1983 yılında görevden alındıklarını hatırlattı. Hacıahmetoğlu şöyle devam etti:
“Basiretsiz dediler, çaldık, çırptık diyemediler. Aldılar bizi görevden. Ben iftihar ederim ki, makineleşmiş tarım benim dönemimde gelişti. 80 bin liraya Fent traktör verdim. Kapıları açtım üreticiye. Nüfusun yüzde 80’i göçmendi. Bugünkü makineleşen tarım, Hacıahmet sayesinde oldu.
Şimdi traktör mü alınır? Biz yüzde 7 faiz uygulardık. Şimdi yüzde 135’tir. Şimdi kooperatifte denetim diye bir şey yok. Özelleştirme yanlıştır. Halen iddia ederim ki, ekonominin yüzde 50’si Kooperatif Merkez Bankası’nın elindedir. İyi idare edilirse ucuzluk yaratacak tek kurumdur. Ama bugünkü gelmiş olduğumuz pahalılıkta Kooperatif Merkez Bankası’nın giderlerini karşılayacak geliri her gün azalmaktadır.
“Partizanlık büyüdü”
1990’dan itibaren partizanlığın hat safhaya ulaştığını, partilerle devletin bütünleştiğini anımsatan Hacıahmetoğlu, tehlikeyi önceden sezinlediklerini anlattı.
UBP’den bu nedenle ayrıldığını vurgulayan Hacıahmetoğlu, DP’nin politikalarını ise şöyle değerlendirdi:
“ Ben daima milletvekillerinin partisini seçimden sonra unuturdum. Hepsini kucaklardım. Seçim bitti, partizanlık biter. Bu toplumun birlik beraberliğe ihtiyacı vardır. Toplumun sorunlarını çözemeyenler gidecek. Şimdi sorunu çözemiyorlar. Bu oyun bitti. Sistemin değiştirilmesi ve seçime gidilmesi gerekir.
1975’den sonra bu kadar olanaklar vardı. Bu olanakları iyi kullanamadık, bugünkü yokluk ortamına geldik. Bunun da nedeni; gençtik, köklü devlet adamımız yoktu. 15 senedir başbakanlık yapan kişi, hiçbir değişiklik yapmaz, her şeyi Türkiye’den bekler. Bu toplumun umutları kırılmıştır. Gençlerimiz dışarıya kaçmaktadır. Üretim bitmiştir. Toplumun yüzde 40’ı hacizli, davalıdır. Paketlerle bir yere varmaz bu toplum. Tek çare üretim, üretim, üretim.
80 bin dönüm narenciyeyi 30 bin dönüme düşürdük. Narenciye ihraç eden yer, narenciye ithal edecek duruma geldi.”
Uçak kazasından sağ kurtuldu
Mustafa Hacıahmetoğlu, 24 Aralık 1961 tarihinde altı kişinin öldüğü uçak kazasından ikinci derece yanıklarla kurtulmuş birisi. O günden itibaren ölümü ciddiye almadığını, hayattan tat almaya baktığını söyleyen Hacıahmetoğlu, 40 yıl önceki kazayı şöyle anlattı:
“Ankara’da 2.5 ayak kar vardı. Kalkerken uçak düştü, altı kişi yandı, biz kurtulduk. Her tarafımızda yanık kaldı. Uçağa binmeye korkmam. Sandıktan çıkma heyecanı daha zordur.
Uçak bölündü, düştü. Rahmetlik Ramadan Cemil’in Ayşen’i camın yanına koyduk, orta yere pardösüyü. Biraz sonra kemerleri bağlayınız dediler. Ben bağlamadım, Ayşe bağladı. Bir inflak, düştük, uçak salatalık gibi ortadan bölündü. Uçak, testereyle kesilmiş gibi iki parça oldu. Ayşe’nin kemerini çözene kadar yandı ellerim. Atladık aşağı. Emekleye emekleye giderken göğüs kemiklerim kırıldı. Çıktım dışarı, çıkamayanlar yanarak, bağırarak öldü.”
































