Yıllar ne kadar da hızlı geçiyor. 1963 yılında, 23 Aralık’ta başlayan çatışmalar, tüm Kıbrıs’a felaket ve bölünme getirerek, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni parçalamıştı.
1964 yılının Ağustos ayında, Dillirga Savaşlarıyla, tüm Dillirga ve Kıbrıs, bölünme sürecine girdi.
1964 Ağustos ayında, annem, Dillirga’daki çatışmaların artmasıyla, Mansura’daki evimizden bizi, Erenköy’deki nenemin yanına gönderirken, “ Üç dört gün sonra, çatışmalar durunca, evinize dönersiniz” sözleriyle göndermişti.
2014 yılıyla beraber, evimizden uzakta geçirdiğim yıl sayısı 50ye ulaştı. Annem, babam, benden büyük ablam ve ağabeyim, evlerini göremeden bu dünyadan ayrıldılar.
1974 yılının Temmuz ayında, felaket bu kez Kıbrıs’ın her tarafını sardı. Yunan darbesiyle Makariyos iktidardan indirilmeye çalışılırken. Makariyos’un öldürülememesi üzerine, Kıbrıs kendisini daha büyük bir çatışmanın içerisinde buldu.
Türkiye’nin, Garanti ve İttifak antlaşmalarındaki müdahale hakkını kullanarak, 1974 -20 Temmuzunda adaya yaptığı askeri müdahale, 230 bin Kıbrıslının göçmen olmasına yol açtı. 1964 yılından sonra 1974 yılı da, Kıbrıs’a acılar, parçalanmalar ve bitmeyen travmalar getirdi.
1974’te evlerinden, topraklarından, yurtlarından işlerinden ayrılmak zorunda kalan insanların geçirdiği acıları anlamak yerine, birçok insan, kaybedenlerin yanında duracağına, yağmayı ve ganimeti doğal saydı.
1974 dönemi, Kıbrıs insanına, uzun vadede çok pahalıya mal olacak sonuçlara yol açtı:
Emek vermeden para kazanmak, hakkı olmayan arazi ve evleri yağmalayarak servet sahibi olmak, Kıbrıs Türklerini tükenişe götüren ilk adımlardır.
Üretmeden, toplumun ayakta durması mümkün mü?
Son UBP kurultayında, sırf delegelerin oyları alınsın diye, kendilerine devlet görevi vadedilen insanlar ile oylarını, Rum mallarının yağmalanması karşılığı satan insanlar arasında özde bir fark yoktur.
1974 olayları, sadece yağmayı yaratmadı. Bu yağmanın sürdürülebilmesi için, Kıbrıs’ın Kuzeyinin ULUSLARARASI HUKUK çerçevesinin dışında olması gerekiyordu.
Türkiye bürokrasisi ve onların işbirlikçisi olan DENKTAŞ yönetimi, kimsenin tanımadığı KKTC’yi kurarken, gerçekte, Kıbrıs Türklerini bir AÇIK HAPİSHANE’ye tıkadıklarını çok iyi biliyorlardı. Bu açık hapishanede, bir usta bir memleket siyaseti uzun yıllar egemen oldu.
Türkiye’deki iktidar savaşları, bürokrasiyi zayıflattığı oranda, Kıbrıs’ın Kuzeyi dünya ile bütünleşme yolunda adımlar batmaya başladı.
2004 deki, Annan Planı’nın referandum süreci, Kıbrıs’ın Kuzeyi ve Güneyindeki siyasi ve ekonomik gelişmeleri hızlandırdı. Ancak, dünya ile bütünleşememe, bir müddet sonra, her alanda tıkanıklıkları ortaya çıkardı.
2013 yılında, hem Rum ekonomisi, hem de Türk ekonomisi büyük bir ekonomik yıkım içerisine DÜŞÜRÜLDÜ.
Kıbrıs’ın birleşmeden, YENİDEN, ekonomik ve siyasi olarak ayağa kalkması mümkün değildir.
Doğu Akdeniz’de bulunan doğal gazın bir an önce paraya çevrilmemesi durumunda, Kıbrıs’ın ekonomisinin ayağa kalkma şansı yoktur. Bu gazın Türkiye üzerinden satılabilmesi içinse tek yol, Kıbrıs sorununun bitmesidir.
2014 Yılında, Türkiye’den Kıbrıs’a, deniz altına döşenecek olan su borularıyla 75 milyon metreküp su pompalanacaktır. Bu, Kıbrıs’ın doğal yapısının ve insanların yaşam alışkanlıklarının derinden değişimini tetikleyecektir. Su hayattır. Bu hayat’ın yeniden düzenlenmesi sürecinde, toplumların sosyal yaşamında, büyük alt-üst oluşlar ortaya çıkacaktır.
2014 yılında, toplumlararası görüşmelerin yeniden başlaması planlanmaktadır. 2014 Kıbrıs’ta yeni bir sürecin başlayacağı bir yıl olacaktır.
2014, hoş geldin. Gordiyon Düğümünü çözecek İskender’in Kılıcı olman en büyük dileğimizdir.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























