Afişler günler öncesinden asılır,
Yaz akşamları sinemalar tıklım tıklım dolar,
Bilet ve yer bulmak zorlaşır,
Sinemacılarda bir panik başlar,
Ambarlardan yedek sandalyeler çıkarılırdı…
…
Lefkoşa’da surların karşısında,
Üç tane açık hava sineması vardı.
Kapıları erkenden açılır,
Önleri sulanır,
Hazırlıklara erkenden başlanırdı…
…
Aşkı düşlemek,
Yaz aşklarımda bir başkaydı.
Sevgililerin gözleri yaseminler gibi açardı…
…
Sinemalara genellikle aşk filmleri gelir,
Herkes bu filmleri görür,
Ne halse hayatta da bu aşklar aranırdı…
…
Açık hava sinemaları surlarla karşı karşıyaydı,
Ki sabahları sanki Lüzinyan,
Akşamları sanki Venedik’ti bu şehir.
…
Böyle zamanlarda,
Aşklar büsbütün perişan…
…
Yaz aylarında güneşin devrilmesi sabırsızlıkla beklenirdi.
En güzel elbiseler giyilecek,
Takıp takıştırılacak,
Genç kızlar ruj renklerini elbiselerine göre seçecek,
Gözlere hafiften sürme çekilecekti…
…
O kızlar liseli kızlar değildi artık.
Her bir halleri işveli.
O genç delikanlılar da Mücahit değillerdi o vakitlerde,
Kravatları Ediz Hun, saçları Beatles…
…
Sinema biletleri önceden alınır, yerler önceden ayrılırdı.
Sandalyeler numaralı fakat gişede bekleyen çok olur,
Geç gelenler şaşkın halde karanlıkta yer ararlardı.
Taksim’de Ediz Hun oynarsa, Halk Sinemasında Ayhan Işık.
Filiz Akın Ediz Hun ile eşleşirse,
Belgin Doruk Ayhan Işık’la…
…
Öyle bir zaman ki,
Kızların sürmeleri Belgin Doruk, saçları Filiz Akın.
Hangisine baksan dudakları Türkan Şoray gibi titrek…
…
Hayat da filmlerdeki hikayeler gibiydi.
Sabahlar “Dudaktan kalbe” ile başlar,
Akşamlar “Hıçkırık”la biterdi.
Ve aşk dediğiniz,
Bütün kalplerde paramparça…
…
Serin rüzgarlar kalktığında,
Ve Lefkoşa Lefkoşa olduğunda,
Dar sokaklarda bir hareketlilik başlar,
Sanki teneke saksıdaki çiçekler ayaklanmış gibi,
Ve sanki bir Venedik yosması kalabalığa karışmış gibi,
Havada türlü çiçek ve şehvet kokusu,
Ve tekmil kalplerde aşk,
O haldeyken bu eski kent,
Sinemaların yolu tutulurdu…
…
Yıldızlar yere düşmüş gibi…
…
Herkes yerini alır,
Vakit gelir,
Işıklar söner,
Perde açılır.
Sinemaların dışı tenhalaşır.
Lambaların sarı toz ışıkları neme karışır.
Tenhalar birkaç akşamcıya kalırdı…
…
Ve artık leylim leylim geceler derken,
Çoğunlukla hicranla biterdi o filmler…
































