Toplumsal olaylara bakışta, çevrenin etkilerini ve politikacıların muhtemel oyunlarını, manipülasyonlarını anlamak için, dünyaya berrak bir bakış açısıyla bakmakta fayda vardır.
Gerçekte hemen hemen her gün bilinçlerimiz kontrollü bir baskı ve bombarduman altındadır. Bizlere , gerçek olmayan birçok şey, gerçekmiş gibi yutturulmaya çalışılmaktadır.
İnsanların dikkatlerini gerçeklerden uzak tutmak için kullanılan başlıca yolları şöyle özetleyebiliriz:
Yalan söyleyerek manipüle etmek.
Söylediklerini inkâr etmek.
Konuşulan konuyu çarpıtmak ve kendi istediği yöne çekmek.
Yanlış olana yönlendirmek.
Duyguları ve düşünceleri küçümsemek, önemsizleştirmek.
Kuzey Kıbrıs’ta insanları gerçeklerden kopartmak, mümkün olmayanın peşinde oyalamak sosyal etkiyle yapılan manipülasyonlara örnektir.
Sosyal etki yoluyla gerçekleştirilen manipülasyon, genellikle bir grubun veya toplumun belirli kararlar almasını sağlamak için kullanılır. Bu tür manipülasyon, medya veya sosyal baskı gibi araçlarla yapılabilir
Kuzey Kıbrıs’ta, Türkiye’den belirli çıkar gruplarının yönlendirdiği sosyal etkiyle manipülasyon ve ideolojik manipülasyonlar alabildiğine uygulanmakta ve insanlar adeta uyutulmaya zorlanmaktadır.
Alan Wolfe, ideolojik baskıyı “insanların bilincini manipüle etme girişimi olarak tanımlar; böylece hâkim ideolojiyi kabul eder, rekabet eden ideolojilere güvensizlik duyar ve onları etkilenmemek için reddeder” şeklinde açıklar.
Özellikle seçimlerin yaklaştığı günlerde, belirli mihraklarca Rumcu, Türkçü ayrımı yapılmaktadır.
Türkiye sevgisi veya düşmanlığı şeklinde gerçek olmayan bölünmeler teşvik edilmektedir. Bu bölünmelerin bağımsız karar alamayan SAĞ CENAHI iktidarda tutmak için kullanıldığını geçmişte çok yaşadık.
Şimdi ise Türban olayı ile yaratılan eğitimdeki tüzük değişikliği, Kuzey Kıbrıs’ta dikkatleri gerçekten uzaklaştırmaya yönelik açık bir manipülasyondur.
Yapanların ve yaptıranların bile, etkili olmayacaklarını bildikleri bu manipülasyonun ardında çok sinsi bir gizleme stratejisi vardır:
Bu stratejisi, KKTC’nin ve Türkiye Hükümetinin izlemeye çalıştığı “İKİ EŞİT EGEMEN DEVLET” STRATEJİSİNİN duvara tosladığını GİZLEMEYE YÖNELİKTİR.
KKTC ve Türkiye Halkının önüne Türban TUZAĞI atılmasaydı, gerek Türkiye’de gerekse Kuzey Kıbrıs’ta TÜRKİ CUMHURİYETLERİN KKTC’yi AÇIKÇA TANIMAYACAKLARI açıklamaları yoğun bir şeklide tartışacaktı. Ancak bu tartışmayı TEHLİKELİ GÖRENLER, anında yeni gündem YARATTILAR.
Muhalif güçlerin eylem ve söylermlerinde TÜRBAN konusu değil, SİYASİ FİYASKONUN GİZLENMEK İSTEDİĞİ ön plana geçirilmez ve toplum bilinci aydınlatılmazsa, manipülasyon yapanların oyununa gelinmiş olunacaktır.
EVET. Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’den gelip, Kıbrıs’ta yaşayan AVRUPAYİ YAŞAM TARZINI seçmiş olan Türkiyelilerin bu alanda birlikte mücadele ediyor olması, çok olumludur. Ancak yeterli değildir.
Kıbrıs Türkleri her dönemde, önce Osmanlı Gericiliğinde, sonra İngilizlerin İSLAMLAŞTIRMA ÇABALARINDA daima Mustafa Kemal’in yaptığı devrimleri gönüllü olarak seçmişler ve bu uğurda hem İngilizlere hem de Rumlara karşı mücadele etmişlerdir.
Böyle bir halkı, Rumcu, Türkiye Düşmanı diye karalamaya çalışanlar, İngilizlere, Rumlara ve Türkiye Gericiliğine karşı yapılan mücadeleyi gizlemeye çalışmaktadırlar.
Kıbrıs Türk’ü gerçekleri gizlemek için, ortaya attığınız yemleri yemeyecek kadar bilgili ve olgundur. Türkiye halkının aydınlık yüzü ile gericiliği ayıracak kadar tecrübelidir.
Kıbrıs Türkü, Türkiye’nin AYDINLIK, BATICI YÜZÜ ile DAİMA BERABERDİR.
































