Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HİÇ HOŞ DEĞİL

Geldiğine sevinemedik…
Aktığını göremedik…
Sadece bir kavga dövüş, bir direniş konusu oldu “su” bize.
Olmaz denilen oldu, kilometreler ötesinden, denizleri aşıp geldi,  kapıyı çaldı, açan olmadı, kaldı kapıda…
Bir su meselesi, hakimiyet meselesine döndü…
Kimse kusura bakmasın, CTP konuyu Parti Meclisi’ne götürerek, bir yanlış daha yaptı.
Tartışmalar sürerken hep dedik, usuletle, suhuletle, diplomasiyle yapın şu işi. Fanatizmi bir tarafa bırakın, ideolojik takılmalar yapmayın. Kışkırtmayın, provoke etmeyin. Tabanınızı sakinleştirin, doğruyu bulun, onları ikna edin.
Tam tersi oldu…
Hükümeti kurarken PM’den yetkiyi alan siz. O zaman çözümü bulmaya da yetkiniz var demektir. Türkiye’den gelen belgeyi PM’de tartıştırmak demek, reddedilmesi için gerekçe yaratmaktan başka bir şey değildi bence…
Dün PM sonrası, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın ve Başbakan Ömer Kalyoncu’nun yüzlerinin asık, mutsuz olduğunu söyledi görenler…
Normal, çünkü ülke yönetimi sadece su meselesi değil. Kapıda protokol var, hassas bir hükümet dengesi var…
Su meselesi kendini aşmıştır. Şu anda CTP, Türkiye ile de, hükümet ortağı ile de kavgayı göze aldı demektir…
Ne pahasına..?
İşte bunun yanıtı bende yok. Bir inat, bir murat uğruna diyebilirim sadece. O kadar…
Bunun topluma, devlete bir faydası var mı..?
Hayır asla…
Aksine, toplumun iradesine rağmen bir yola girilmiştir. Ancak bu yolun bizi götüreceği felaketleri görebiliyorum şimdiden…
Bu devletin insanları, bu suyu istemektedir bir…
Türkiye ile karşı karşıya gelmeyi istemezler, bu da iki…
Üçüncüsü, toplumun yüzde 80’inin desteğini almış bir ortaklığın “başarısızlık”la yıkılmasını da asla affetmezler…
Düşünün, kapıya kadar gelen suyu çeşmelerden akıtamayan,  şu an için vazgeçilmez olan ekonomik protokolu da krize çeviren bir hükümetten başka hangi konuda, ne bekleyebilirsiniz ki…
Yani bir kez daha bir sorunun içinden çıkamadık diye bırakıp gitmek mi niyetleri…
Bence CTP, reformu önce kendi içinden başlatmalıydı…

 

OKUR UYARIYOR
Sevgili dostum, restoranlarla ilgili değerlendirmende haklıydın. Restorancılar yönetimi de aynı konudan şikayetçi. Nasıl becermişsek, memlekette vahşi kapitalist bir düzen yarattık. Her yer restoran, her yer çorbacı dükkanından meyhane, her yer eczane, bakkal, marketden geçilmiyor. Taksiciler binlerce. Berberler, özel hastaneler, özel okullar, bankalar, casinolar, oteller, dersaneler saymakla bitmez. Sivil toplum mu dedin? Toplamda 3 bin taneymiş, duyunca inanamadım. Eski siyasilere sorarsan, “liberal ekonomi” derler bunun adına. Sevsinler böyle liberalizmi, vahşi deseler ya şuna. Peki, her isteyenin istediği yere yatırım yapması, işyeri açmasında esas sorumlu kim ? Başta ilgili bakanlıklar ve her işyerini “kasaya biraz daha para düşecek” mantığıyla değerlendiren belediyeler. Restoranlara gelecek olursak, yasa der ki, restoran izni için RES-BİR’e sormak gerekir, standartları onlar belirler, sektörün ne durumda olduğunu onlar bilir ama, soran kim, dinleyen kim? Eskiden Lefkoşa’da sandüviç yemek için, ya Kaptan, ya Lefkeli, ya da Ulus’a giderdik. Şimdi  sayıları 100’lerle ifade ediliyor. O zamanlar milletin vekil sayısı da 30’du, sonra 40 oldu. O da yetmedi, 50 ye çıkardılar. Ne işe yaradıklarını tartışmaya başlasak, günler yetmez….
Sadettin Celalettinoğlu 

 

YERİN KULAĞI VAR
MALUMUN İLANI:

CTP Parti Meclisi su yönetimi konusundaki ısrarını sürdürdü. Türkiye’nin sunduğu belgeyi reddeden CTP Parti Meclisi, suyun yönetiminin bizde olması gerektiğini bir kez daha teyid etti. Şimdi gözler çıkan bu yeni krizin nasıl çözüleceğine çevrildi. İki tarafın da taviz vermemesi ve ısrarını sürdürmesi, sadece su konusunda değil, iki ülke arasındaki diğer ilişkileri de etkileyecek…

ORTAK NE DİYECEK:
Şimdi merak edilen, CTP Parti Meclisi’nin su konusundaki kararının hükümet ortağı UBP’de nasıl bir yankı bulacağıdır. Bugüne kadar, ortak bir çıkış noktası bularak, hükümeti sürdürmeyi başaran ortakların, şimdi buna nasıl bir tepki göstereceği merak ediliyor. Çünkü su konusunda, iki ortak arasında bazı farklı düşüncelerin hakim olduğu da bilinen bir gerçek.  UBP ortağına destek mi verecek, yoksa farklı bir yol mu izleyecek, bu hafta belli olur sanırım…  

BAŞARAMADIK RAİF:
Sevgili dostum, yol arkadaşım Raif’i kaybedeli 30 yıl geçmiş. Raif benim için, kurulu düzenin bir parçası olmayı, ondan rant sağlamayı reddetmek demektir. “Kıbrıs’ı çocuklarımıza, üzerinde insanca yaşanılır bir vatan olarak devredebileceğimizi bilirsek ve kişisel küçük hesapçıkların ya da onun bunun maşası olmamaya dikkat edersek, toplum olarak, hangi şart altında olursa olsun, başaracağımıza eminim” diyordu. Ömrü yetmedi, bizim de gücümüz yetmedi, başaramadık…

NE PROTOKOLU:
KTAMS’ın Maliye Bakanı ile protokol imzaladığını okuyunca şaştım. Hani daha maaşların ve 13. maaşların tarihi belli olmadığına göre, bu ne protokolu? Meğer müzakere sürecinin takvimlenmesi protokoluymuş. KTAMS’ın taleplerini okursanız, yeni yılın da falına bakmış olursunuz.  Falda, grevler ve eylemler görünüyor.

GÜZELYURT’A YENİ HASTAHANE:
Sağlıkı Bakanlığı Güzelyurt’a yeni bir hastahane yapımı için düğmeye bastı. Yeri de belli. Cypruvex fabrikalarının olduğu bölge. İyi de, olası bir anlaşmada bu bölgenin verileceği de bilinen bir gerçek. Hani diyorum, yeni hastahane için farklı bir yer düşünülemez miydi? Örneğin, ODTÜ’nün de olduğu ve “yeni Güzelyurt” olarak isimlendirilen bölge niye düşünülmüyor…

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE:
Eminim sizler de farkındasınız. Son aylarda ülkemizde yaşanan süpheli ölümlerin tümünün failleri de, maktülü de yabancı. Girenin de, çıkanın da neden ve niçin geldiği belli olmayan bir garip ülke olduk. Kimse bunu “yabancı düşmanlığı veya ırkçılık” olarak algılamasın ama bu konuda bir politikamız yok diye, bu ülke sorma gir hanına döndü. Bir yerde dur demek gerekmiyor mu?

OTURUN VE ANLAŞIN:
Rum Hükümet Sözcüsü Nikos Hristodulidis, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü durumunda Kuzey’de bir devletin varlığının tanınmasını değil, KKTC’nin Türkiye’ye tam katılımını getireceğini iddia etmiş. Eğer bundan korkuyorsanız, o zaman oturun ve adam gibi her iki toplumu da memnun edecek bir anlaşma için çaba harcayın. Öküz altında buzağı aramanın anlamı yok…    

ZİRVEDEKİLER
Hüseyin Ekmekçi:
“Türkiye parayı kesti…Ne kadar utanç verici değil mi? Ne kadar aşağılayıcı…Senin kendi maaşını…Aldığın arpanın- portakalın- badadezin parasını…Çalıştırdığın, ya da emekli ettiğin insanların parasını ödeyebilmek için, her Aralık ayında aşağılanıyorsun… Türkiye parayı kesti… Doğrudur… Ama bu ülkeyi yönetenler, gelmiş geçmiş tüm paketlere de sahip çıkanlar, ‘uygulayacaklar’ diye söz verdiler… ‘Özelleştirecekler’ diye söz verdiler…Yapmadılar…
Bunları geçtim… Türkiye’nin yap demesine bile gerek olmayan işleri dahi yapamadık…

DİPTEKİLER
Tehlike İçimizde:
Öğrenci kimliği altında KKTC’de yaşayan Nijeryalı öğrencilerin içinde, suç örgütleriyle ilişkisi olanların bulunduğunu polisiye olaylardan biliyoruz. Geçtiğimiz gün apartmanın 7. katından atlayıp hayatını kaybeden Nijeryalı,  2013’den bu yana meydana gelen, şüpheli 4. ölüm vakası. Hiç biri de tam olarak aydınlatılmış değil. Bunlardan 3’ü, günlerce kaybolduktan sonra, cesetleri bulunmuş olanlar. Şu anda KKTC’de 8 binin üstünde Nijeryalı öğrenci var ve bu olaylarla ilgisi olmayanlar da durumdan rahatsız. Toplum da gerçekten endişeli. Nereye gitsek, aynı konu… Durum artık genel asayiş sorununu geçti. Resmen korkmaya başladık. Hiç mi bir çaremiz yok…?