HEYECAN YOK…
Klavyenin karşısına geçtim, düşündüm, düşündüm, ‘ne yazsam’…
Yazılacak tonla konu var.
Ancak şöyle bir baktım, İsviçre’de zirve devam ederken, başka herhangi bir konunun önemi kalmıyor.
En azından bugünlük…
Bir de kendime baktım, heyecanlı mıyım?
Hayır, zerre kadar değil…
Eğer umudum, şöyle yüzde 40’larda olsaydı, heyecanlanacaktım.
Aklıma Bürgenstock görüşmeleri geldi… Girne kapısında mitingler, sloganlar, meşaleler, heyecan…
Bugün bunlardan eser yok…
Demek ki heyecanlanmayan yalnız ben değilim…
Konuyla ilgili tüm açıklamaları tekrar tekrar okudum, Rum tarafında Anastasiadis’in halkına seslenişinden sonra yapılan kamuoyu yoklamasına baktım, ne yazık ki umut düzeyim yüzde 40’ı bulamadı…
Gazeteler “Anastasiadis halkını ikna etti” dedilerse de, görüşü sorulanlar zaten programı izleyenlerdi. Büyük ihtimal onlar da, çözümle ilgili olanlardı. Halkın yüzde 45’i ise, tv programını izlememişti bile…
Buna rağmen, liderlerinin görüşüyle hem fikir olanların oranı yüzde 61’de kaldı…
Daha da kötüsü, İsviçre zirvesinden umut bekleyenlerin oranı sadece yüzde 36’ydı…
Neydi dertleri? Karşı tarafın ne diyeceği, ne yapacağı mıydı?
Değil…
Sadece daha ne kadar tatmin edilecekleriyle ilgililer bence…
Geçmiş süreçlerde de bunu gördük. Onu da istediler, bunu da istediler, hep istediler ama ‘ya karşı taraf kabul etmezse’ diye bir dertleri hiç olmadı.
Bizse tam aksine. Hep Rum tarafından çıkacak “hayır”ın endişesini taşıdık.
Ya bu önerimizi reddederlerse, ya daha fazlasını isterlerse, ya Rum halkı kabul etmezse…
Genel Sekreter’in son anda zirvenin açılına katılacak olması önemli bir motivasyondu aslında.
Bu bile yeterli heyecanı vermedi.
Moon, açış konuşmasında “Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması olasılığının ve her iki toplumun beklentisinin yüksek olduğunu” söyledi.
Bu algıya nasıl sahip oldu, çıkaramadım.
Sonra, Kıbrıs’ın geleceği tüm Kıbrıslılar için Kıbrıslılar tarafından belirleneceğine saygı duyduğunu, onları momentum konusunda cesaretlendirdiğini söyledi.
Bu önemliydi.
Bu kez olası bir metin BM tarafından yazılmayacak, iki taraf birlikte yazacaklar.
Ama o aşamaya gelebilecek miyiz?
Ya da acaba şunu mu demek istedi Moon, “ya anlaşacaksınız, ya da başınıza geleni çekeceksiniz”….
Olabilir mi?
Neden olmasın, ortada “Bu son şans, bu son tur” lafları, ya da “B”, “C” planları uçuşurken, BM’nin bunlardan haberdar olmaması imkansız…
Ben bu satırları yazarken, zirve yeni başlamıştı. Henüz bir işaret almamıştık…
Yine de bir mucize beklemekten başka yapacak bir şey yok…
Zirve 5 gün sürecek olsa da, gidişat bugün yarın nasıl olsa netleşecek.
Kesilen saçlar önümüze düşecek, ak mı, kara mı göreceğiz…
Aynen Kıbrıs’ın geleceği gibi….
YERİN KULAĞI VAR
“TÜRKİYE İLE ENOSİS”:
Zirve başladığı andan itibaren, Rum basınını da İngilizce versiyonundan izlemeye başladık. Cyprus Mail’in zirve haberinin altında yorumlar vardı. Çoğu, Akıncı’nın “son şans” sözlerine ilişkindi. Ve buna bağlı olarak “bundan sonrası Türkiye ile enosis” şeklinde bir tartışma başladı. Rum yorumcuların büyük bir çoğunluğunun bu görüşte olduğunu gördük. Bizde kimsenin tartışmaya değer bulmadığı bir mevzuyu tartışmaları ilginçti…
HASSAS VE ZOR KONULAR:
İki liderin son 18 ayda ciddi derecede ilerleme elde ettiğini ifade eden BM Genel Sekreteri Ban, “çözülmeyi bekleyen bazı hassas ve zor konular kaldığını” söyledi. Zaten sorun da “hasasa ve zor” konuları çözmek. Onları kendi aralarında çözebilselerdi bu zirveye gerek kalmazdı…
5’li ZİRVE ZOR:
Bizim umudumuz olan ve adada bir anlaşmanın önünü açacağına inandığımız 5 zirve için umutlu olmak biraz zor. İsviçre görüşmelerinden nasıl bir sonuç çıkar bilmiyoruz ama, Türk tarafının, İsviçre’deki toplantıya Türkiye ve Yunanistan’ın da katılması önerisi, Yunanistan tarafından reddedilmiş. Akıncı’nın bu açıklaması, zirveden 5’li bir toplantı çıkma ihtimalinin, oldukça düşük olduğu anlamına geliyor…
TEK DERTLERİ ASKER:
Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in basın açıklamalarını izleyenlere yöneltilen “Kırmızı çizgileriniz nedir?” sorusuna yüzde 62 “Türk askerinin çekilmesi”, yüzde 21’lik bir kesim “garantilerin kaldırılması” ve yüzde 17’lik bir kesim ise “yerleşiklerin gitmesi” yanıtını vermiş. Sizin anlayacağınız kırmızı çizgilerimiz birbirinin tam tersi…
YALNIZ DEĞİLSİNİZ:
“Çözüm olsun da nasıl olursa olsun” mantığıyla hareket edilmesinin son derece tehlikeli olduğunu dile getiren Serdar Denktaş, öylesi bir anlaşmanın referandumuna kendisinin ‘hayır’ diyeceğini vurguladı. Serdar bey hiç merak etmesin, önümüze öyle bir anlaşma metni gelirse sadece kendisi değil, büyük çoğunluk ‘hayır’ diyecek ama, henüz ortada kesin birşey yokken, varsayımlar üzerinden konuşmak da pek doğru olmaz sanırım…
MÜTHİŞ BİR DENEYİM:
Halkın Partisi kurulduğu günden bu yana, hiç ara vermeden düzenlediği köy gezileriyle, hem halkla bir araya geliyor, ama bundan önemlisi ciddi toplumsal veriler topluyor. Bunlardan biri de, kırsal kesimin sorunları… Siyasilerin hiç uğramadığı köylerin varolduğunu, kırsal kesim arsa dağıtımlarının rezaletini bu gezilerinde yakından öğreniyorlar. Halka inmek bu olsa gerek. Tabii önemli olan, buna uygun politikalar üretmek ve inandırıcı olmak…
ZİRVEDEKİLER
Eşref Çetinel: “Bugün tüm geçmişin ‘mâkus talihini’ değiştirecek bir yeni çözümün başlangıcı da olabilir, ‘öyle geldi böyle giderken’ Kıbrıs’ın değişmeyen çözümsüzlük kaderi de olabilir! Ve telafuzunu sevmesem de bundan sonra Kıbrıs sorunuyla ilgili sık sık kullanacağımız bir de ‘Mont Pelerin anlaşması’ yahut ‘bozgunu’ oturacak dilimizle siyasi literatürümüze…”.
DİPTEKİLER
Yasama Görevi Yapamayan Meclis: “Acildir, Meclis kapalıydı, yapacak bir şey yok” denerek çıkarılan yasa gücünde kararnamelerle idare ediliyoruz. İşte Meclis açıldı. Bir ayı da geçti. Hala daha Meclis’e gelen doğru dürüst bir yasa tasarısı yok. Ne hayatımızı kolaylaştıracak, ne de uzun vadede reform getirecek. Görevini yapmayan Meclis’in kendisi değil tabii, yaptırmayan, yasamanın çoğunluğu oluşturan yürütme, yani hükümet…
































